RÖPORTAJ: BURCU ERBAŞ

“Anne ve çocuk arasındaki simbiyotik bağın varlığı ve işlevi enerji tıbbı içerisinde 0-7 yaş arası çocuğun kendi enerji alanını tam geliştiremediği için birincil bakım vereni; annesinin enerji alanını paylaşması ile açıklanır.” diyor YOUniversity kurucu ve eğitmenleri Özlem ve Sintia. Birbirlerine fiziksel, ruhsal ve enerjetik açıdan bu denli bağlı olan iki kişinin sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için annenin iç dünyasını iyileştirebilmesi, toplumsal normları, nesillerden nesile aktarılan ebeyenlik modellerini ve kendi beklentilerini bir kenara bırakabilmesi gerekiyor. Peki bunu nasıl yapabilir? Anne-çocuk enerji bağını sağlıklı şekilde kurabilmenin ve koruyabilmenin yollarını Özlem ve Sintia’ya sorduk!


Annelerin çocuk sahibi olmaya dair beklentileri, hayalleri ve gerçekte yaşananlar arasında büyük bir fark olabiliyor. Yaşanan bu ayrım yeni yeni oluşan anne-çocuk ilişkisini, annenin ruh ve zihin durumunu, aile dinamiğini nasıl etkileyebiliyor?

Beklenti çoğu zaman hayal kırıklığı ile el ele gelir. Anne olmak ile ilgili beklentilerimizin ve hayallerimizin kaynağı filmlerde gördüğümüz sahneler, başkalarının hayatlarından gözlemler, kıyaslamalar ya da kendi yaşanmamışlıklarımızdan, mükemmel olma beklentimizden doğan özlemler olduğunda aslında bir fanteziye takılı kalıyoruz.

Her bebek bu dünyaya biyolojik olarak insanoğluna kodlu bir “tecrübe beklentisi” ile geliyor. Nörobiyolojide buna “Experience Expectant” denir. Koşulsuzca ve tutarlı olarak sevilmek, duyulmak, hissedilmek, yatıştırılmak ve ihtiyaçlarının giderilmesi beklentisi bu. Her doğan bebek eşsiz ve kendine özgü. Bebek ile anne arasındaki bağlanma annenin bebeğiyle enerjetik olarak mevcut olup onun özgün beklentilerini karşılayabilme kapasitesi doğrultusunda kuruluyor ve ilk 3 yıl bunun için çok önemli.

Yeni doğan ile başbaşa kalıp ona nasıl bakım vermek gerektiğini keşfetmek kolay bir yolculuk değil ve anneyi zorlayabiliyor. Anne kendini yetersiz ve çaresiz hissettiğinde, yaşadığı by duygusal çalkantıyla, o anı bırakıp kendi geçmişinden getirdiği meselelere dalıyor, kendi regülasyonunu kaybediyor, artık bebeği de regüle edemez hale geliyor.


Anne, dişil enerji, tüm hanenin nabzını tutar. Bir bebek anneden fiziksel olarak ayrı olsa bile anne ile ilk yedi yıl enerjisel olarak bir bütündür.


Anne tedirgin ise çocuk da tedirgin olur. Anne kendini dengelediği anda da çocuklar kendilerini güvende hissedip ona uyum sağlar. 

Beklentiler ve gerçeklik arasındaki denge nasıl yakalanabilir?

Beklenti annenin kendi geçmişinden getirdiği iç meselesidir. Anne beklentide olduğu sürece aslında çocuğun gerçek ihtiyacını göz ardı eder. İki özgün niteliği geliştirmek çok değerli; gözlemci olma ve kendini dengeleme. Anne gözlemci olma yeteneğini geliştirdiğinde kendi ihtiyacıyla çocuğun ihtiyacını ayrıştırabilmeye başlar. Böylece beklenti ve gerçeklik arasındaki fark belirginleşir.

Annelik içgüdüsü gerçekten var mı yoksa sadece bir efsane mi?

İnsan yavrusu doğada hayatta kalmak için anne bakımına en uzun süre ihtiyaç duyan canlı. Yani yavrumuza bakım vermek soyumuzun devam etmesi için bir gereklilik yani bir biyolojik içgüdü. Bilim dünyası hamilelik ve doğum sırasında anne beynindeki nöral aktivite ve hormonal değişiklikleri araştırmaya devam ediyor. Enerji tıbbı açısından bakarsak çocuk 0-7 yaş arası kendi enerji sistemi henüz tam gelişmediğinden dünyayı annesinin ya da birincil bakım verenin enerji alanından filtreliyor. Yani aynı enerji alanını paylaşırlar. Bu anne ve çocuk arasındaki simbiyotik bağın varlığını ve işlevini farklı perspektiften bize açıklar. 

Annelik iç güdüsünün yanında çocuklarımızı yetiştirirken gündelik hayatımızda içselleştirdiğimiz başkalarına ait sesleri sistematik şekilde eleyerek kendi iç sesimize kulak vermeliyiz.

Anne ve çocuklar arasındaki ilişkiyi bu denli zorlu, inişli-çıkışlı, kompleks kılan nedir? Her ne ise bunu dengelemenin, iyileştirmenin, aşmanın bir yolu var mıdır?

Bu dünyaya gelen her bireyin kendine ait bir hayat yolculuğu var. Anne olduğumuzda görevimizin çocuğun kendi yolculuğunda ona eşlik etmek ve bakım vermek olduğunu, kendi ayakları üzerine durana kadar onu misafir ettiğimizi hatırlamamız gerekiyor.

Kendi hikayemizden çıkarımlarla, yaralarımızdan kaynaklanan çarpık algılarla, “en doğru” bildiklerimizle onu şekillendirme çabamızı bir kenara bırakıp çocuğumuzun gerçek özgün niteliklerini bulması için ona güvenli bir alan açmalıyız. Çarpıklıklar kendi hikayemizi, yaralarımızı, tamamlanmamış mevzularımızı ve karşılanmamış ihtiyaçlarımızdan gelen noksanlıklarımızı çocuklara yansıttığımızda ortaya çıkıyor. Ebeveynler bu yolculukta ancak kendilerini geliştirip, kendi ihtiyaçlarını gidererek aile dinamiğine denge getirebilir. Çocuğun kendisi olma yolculuğunda olduğunu unuttuğumuz, onunla özdeşleşip iç içe geçtiğimiz, ayrışmadığımız, sağlıklı sınır koymayı öğrenip öğretmediğimiz her aşamada anne çocuk ilişkisi çıkmaza girecektir.

En iyi anne kendini en iyi tanıyan, davranış kalıplarını bilen, tetikleyici unsurların farkında olan ve kendini dengelemeyi öncelikli kılan annedir. YOUniversity eğitimlerimiz bu bağlamda annelere çok çeşitli araçlar sunmaktadır. 

Anne-çocuk ilişkisinde her iki tarafında yaşayabildiği blokajlar, sorunlar kendilerini başka ilişkilerde nasıl gösterebilir?

YOUniversity’nin duygu dünyamızı ele aldığımız dönemine Bağlanma Modellerini anlatarak başlarız. Çünkü kendimizle, dış dünyayla ve sevdiklerimizle kurduğumuz ilişkideki şablonumuz ilk ilişkimizden yani annemizle kurduğumuz ilişki deneyiminden evrilir. Yani çocuk anneyle ilişkisindeki karşılanmamış ihtiyacını ileride başkalarıyla kurduğu ilişkide karşılamaya çalışacaktır. Anne ise aynı şekilde kendi yaşanmamışlıklarını çocuğuna yansıttığında aslında bilinçsiz olarak kendi bakım vereniyle arasındaki boşluğu doldurma çabasındadır ve bunu çocuğu üzerinden yapıyordur. 

Anne yarası nedir, her çocuk bunu deneyimler mi? Anne yarasını iyileştirmek hem kişi için hem de aile dinamiği için neden çok önemlidir?

Anne yarası fiziksel olarak çocuğunun yanında olsa kendi duygu dünyasından kopuk olduğundan dolayı çocuğunun duygusal ihtiyaçlarına cevap veremeyen ve onları görmezden gelen annenin mevcudiyet eksikliğini anlatır. Çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilen ve hatta çocukla olumlu şekilde etkileşime giren, ancak tüm çocukların ihtiyaç duyduğu derin sevgi ve ilgiyi sağlamayan mesafeli anneyle büyüyen çocuğun deneyimidir.

Bir annenin davranışı sadece anne olduğu andaki durumuna değil, aynı zamanda onun ve kendi annesinin yaşam deneyimine de bağlıdır. Bu nesillerden nesillere aktarılan bir ebeveynlik modeline dönüşmüş olabilir yani gelecek nesili de etkiler. Bu yarayla büyüyen kişiler döngülerinin farkına varıp gereken duygusal çalışmayı yaparak döngüyü kırana dek, ileride bağımlı ilişkiler yaratma eğilimindedir.

En az yeni anne olmak kadar ruh, zihin ve beden sağlığını etkileyen menopoz dönemi ve sonrasında anne çocuk ilişkisi nasıl etkilenir? Kadında yaşanabilen değişimler aile dinamiğini de değiştirebilir mi?

Kadında menopozda meydana gelen hormonal değişiklikler genelde çocukların kendi otonomilerini kazandıkları yaşlara denk geldiği için gelişimsel boyutta etki yaratmasına sık rastlamayız. Menopoz kadının çocuk doğurma ve büyütme döngüsü bittiğinde kendi iç dünyasına ve otantik özüne daha çok bağlanabilme fırsatı sunan bir dönemdir.  

Her anne-çocuk ilişkisine yardımcı olabileceğini düşündüğünüz bir tavsiyeniz var mı?

  • Hem ebeveynimizle hem de çocuğumuzla olan ilişkimizde net ve sağlıklı sınırlarımızı belirleyebiliriz. 
  • Kendi duygularımızla sağlıklı bir ilişki kurup çocuğumuzun kendi duygularıyla başa çıkabilmesi için sağlıklı bir zemin oluşturabiliriz.
  • Çocuklarımızla yargısız alandan, mukayese etmeden, onlarla mevcut kalarak, onların realitesini görmezden gelmeden iletişim kurabiliriz.
  • Dış dünyanın iyi anne ya da uslu çocuk normlarına tutunmak ve bu yönde beklenti geliştirmek yerine çocuğun ve kendimizin özgün ihtiyaçlarına odaklanabiliriz. 
  • Hayattan beklentilerimizi çocuğumuz üzerinden karşılamaya çalışmaktan vazgeçebiliriz. Onlar bize ait değiller, bizim hikayemizi ve duygusal yüklerimizi taşımak zorunda hiç değiller. Bizi memnun etmek onların görevi değil. Memnun olmak herkesin kişisel sorumluluğudur. 
  • Her çocuğun yolculuğunun farklı olduğunu unutmayarak kontrolü bırakma ve teslimiyette kalma kapasitemizi geliştirebiliriz. 


Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP