YAZAN: BAŞAK BİNGÜLER

Temmuz, günler uzadıkça zihnin de biraz akışa bırakıldığı, bir yandan iç dünyaya dönüp bir yandan dışarıya açık kaldığımız bir ay. Bu ayın kitapları da tam bu geçişi taşıyor; bir yanda veriye dayalı umut, bir yanda insan olmanın sınırları, bir yanda sakin sular, küçük hikayeler ve imkansız görünen hayaller… Her biri başka bir yerden bakmayı, düşünceyi serinletmeyi, yazın ortasında zihne gölge olmayı vaat ediyor. Bloom Kitap Kulübü Temmuz 2025 seçkisi, bu yaz mevsimini kendine iyi gelecek sorularla doldurmak isteyenlere. Keyifli okumalar!


Dünyanın Sonu Değil – Dr. Hannah Ritchie

İklim krizine dair anlatılar genelde insanın içini sıkıştıran karanlık tabloyu öne çıkarır. Dr. Hannah Ritchie ise bu kitabında tam tersine, veriye dayalı bir umut anlatısı kuruyor. Diyor ki “Durum kötü, evet, ama verilere baktığımızda umut var çünkü çözüm yolları somut ve bazıları şimdiden işe yarıyor.” Peki bunu neye dayanarak söylüyor? Kendisi dünya çapında tanınan bir veri bilimci; Our World in Data’nın baş araştırmacılarından biri. Kitap, “dünyanın sonu gelmedi, gelmeyecek de” derken hayalperest bir yerden konuya yaklaşmıyor elbette. Gerçek verilerle, gıdadan enerjiye, su krizinden biyoçeşitliliğe kadar bugüne dek elde edilen ilerlemeleri gösterip felakete mahkum olmadığımızı ortaya koyuyor. Her bölümü kendi hayatından küçük örneklerle, sorumluluklarımızı hatırlatan mini hikayelerle açıyor. Örneğin tarımın dönüştüğü verimli bölgelerden bahsederken çocukluğunda ailesiyle yaptığı bahçe işlerini anlatıyor; plastik tüketimini konuşurken kendi alışkanlıklarıyla yüzleşiyor.

Ayrıca konuya radikal bir gerçekçilikle yaklaşarak bireysel çabanın tek başına yetmeyeceğini, kolektif ve politik değişimlerin veriye dayalı nasıl ilerleyebileceğini anlatıyor. Bu yüzden “şu ürünü kullanma, poşet alma” gibi yüzeysel mesajlar vermiyor. Bunun yerine karbon salımını azaltmak için tarımdan enerjiye, atık yönetiminden balıkçılığa kadar bazı sistemsel örnekler sunuyor. İnsana yaşadığı gezegene karşı sorumluluk duygusunu hatırlatan türden bir yaklaşımla verileri tek tek açıklayarak günümüzün en önemli sorunlarından biri olan “umutsuzluk iklimine” karşı akılcı bir panzehir sunuyor.


Transcend: Unlocking Humanity in the Age of AI – Faisal Hoque

Faisal Hoque’un bu kitabı, ilk bakışta “bir yapay zeka kitabı” gibi görünse de özü çok daha derinde: “Bu hız ve otomasyon çağında insan kalmak ne demek?” sorusuna yanıt arıyor. Yapay zeka (AI) çağı hakkında yüzlerce kitap yazıldı ama çok azı insanı bu kadar merkeze koyuyor. Faisal Hoque, bir girişimci ve teknoloji düşünürü olarak bu kitabında “insan nasıl insan kalır?” sorusunu ele alıyor. Transcend, AI ile hayatın her alanı dönüşürken öz farkındalığın, merakın, adaptasyon becerisinin nasıl yaşamsal hale geldiğini örnekler ve kısa kavram haritalarıyla açıklıyor. Kitap biraz iş dünyasına göz kırpıyor ama orada kalmıyor; manevi bir katman da taşıyor. AI teknolojilerinin iş dünyasında, liderlikte, inovasyonda nasıl bir paradigma kayması yarattığını anlatarak başlıyor. Ancak hızla, salt teknoloji anlatısından uzaklaşarak “insanın bu ortamda yerini belirleyen nedir?” sorusunu merkeze alıyor.

Hoque, burada kendince bir “transcendence” (aşma) modeli sunuyor: Merak, sezgi, empati, anlam üretme gibi “asla makineleşemeyecek” insani kasların nasıl beslenebileceğine odaklanıyor. Satır aralarında “gelecekte insan tanımı nasıl olacak?” sorusu dönüp dolaşıyor.


22 Tur – Caroline Wahl

22 Tur, Almanca edebiyattan dilimize kazandırılan taze bir roman. Caroline Wahl, genç bir yazar ama kalemi şaşırtıcı derecede olgun. Roman, küçük bir kasabada büyüyen iki kız kardeşin yüzme havuzuna sığdırdığı hayaller, kırgınlıklar ve büyüme sancıları etrafında dönüyor. Duygusal ama ajitasyonsuz; tam yaz aylarına yakışır o “hem hafif hem sarsıcı” romanlardan. Anne figürünün zayıflığı, babanın yokluğu ve o boşluğun yarattığı görünmez sorumluluklar, iki kardeşin sırtına binen yük gibi yüzeye çıkıyor. Ama Caroline Wahl tam da burada farkını gösteriyor: Olayları dramatize etmiyor, abartılı duygusal dalgalanmalara saplanmıyor; aksine, sakin bir akışla, gerçek diyaloglarla, küçük anlarla okuru yakalıyor. Ana karakter Tilda her gün rutin olarak havuzda 22 tur atıyor. Bu onun için sadece bir spor aktivitesi değil, kendi dünyasında nefes alabildiği, kafasındaki yüklerden sıyrılıp durumu tarttığı, biraz da hayal kurduğu bir alan. Suyun içinde geçen 22 turun her biri, boğucu bir kasaba döngüsünden çıkmak için atılan hayali adımlar gibi.

Yazın bu kitabı seçmek için en güzel sebep de tam burada saklı: Bazen yaz sıcağında serin bir havuz arar ya insan, bazen de zihninde bir çıkış yolu. 22 Tur tam da o “suyun altına inip kendi sesini duymak” hissini verirken, bir yandan da insanın nasıl en yakınlarına bile bazen ulaşmakta zorlandığını hatırlatıyor. Bu kitap hem kalbiniz hem de zihniniz için bir yüzme molası olabilir!


Akan Nehir Gibi – Paulo Coelho

Paulo Coelho’yu romanlarıyla tanıyoruz ama Akan Nehir Gibi, onun kısa metinlerini, denemelerini ve küçük hikayelerini bir araya getirdiği, yazarın kendi hayatından damıttığı bir kitap. Bu metinler, Coelho’nun gezdiği şehirlerden, bir akşam yürüyüşünden, rastladığı bir insandan çıkardığı dersler gibi. Nehir metaforu tam yerinde çünkü metinlerin akışı da durağan değil, bazen dingin bazen taşkın. Satır aralarında Coelho’nun yaşam felsefesini, inançlarını ve insan olmanın basit ama görmezden gelinen hallerini keşfedebiliyorsunuz. Bu yönüyle, Coelho’nun dünyasında romanlardaki “büyük anlatının” arka odasını gösteriyor. Yazarın yazma ritüellerini, hayata bakışını, bir cümleye sığdırdığı küçük fark edişleri, kendi iç çelişkilerini görmek isteyenler için adeta mini bir kılavuz. Yazarın sadeliği seven ama düşündürmeyi de bilen dili, bu metinleri sıradan olmaktan çıkarıyor. Yaz akşamlarında bir bölüm açıp kısa bir içsel duraklama yaşamak için birebir.


Hayat İmkânsız – Matt Haig

Matt Haig’i meşhur Gece Yarısı Kütüphanesi kitabından bilirsiniz. Ardından yayımladığı kitaplar da kendine özgü bir evren yarattığını düşündürüyor. Bana göre, içsel karanlıkları görünür kılan, onları romantikleştirmeden anlatan çağdaş yazarların başında geliyor. Hayat İmkânsız da Haig’in kalemini bilenler için “Haig evrenine” kapı aralayan kitaplardan biri. Yazar bu kitabında temelde bir varoluş hikayesi anlatıyor ama umut kavramına biraz ters açıdan bakarak! Hikayenin merkezindeki karakter (ki Haig’in kahramanları genelde sıradan, biraz kayıp, biraz kırılgan insanlardır) kendi hayatının merkezine “imkansızlığı” koyuyor çünkü ona dayatılan normal kalıplara sığamıyor.

Bu “imkansız yaşam” hissi; depresyon, yalnızlık, görünmezleşme, başkaları tarafından anlaşılmama gibi temalarla örülüyor. Ama Haig’in kalemi tam burada devreye giriyor: En karanlık duyguları anlatırken bile metnin altından hafif bir mizah, sıcak bir insani yakınlık sızıyor. Umut, çiçekli cümlelerle değil; karakterin kendine rağmen nefes almaya çalışmasında gizleniyor. Hikaye dev olaylar üzerinden akmıyor; küçük anlar, sıradan günler, beklenmedik iç konuşmalar… Bir bakıyorsun bir espriyle gülümsüyorsun, birkaç sayfa sonra aynı kahramanın kırgınlığı içini burkuyor. Yazar karanlıkla hafifliği, yalnızlıkla mizahı yan yana taşırken, okuru yormuyor. Kitap bittiğinde zihninizdeki bazı düğümlere yeni bir açıdan bakabilir, belki de şunu fark edebilirsiniz: Bazen hayatta kalmak, her şeyi düzene sokmak değil, tam tersine, bazı şeylerin düzensizliğine alan açmaktır.



Başak Bingüler

1987 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı lisans ve Halkla İlişkiler yandal eğitimi aldı. Ardından Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünü tamamladı. Kariyerine sektörel bir yayın grubunda sırasıyla Editör Yardımcısı, Editör ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak başladı. Daha sonra Kurumsal İletişim ve Pazarlama alanında yönetici...



BLOOM SHOP