Doğduğumuz günden beri hangi başarı masalını dinledik? “Benim kızım büyüyecek doktor olacak!” “Benim oğlum büyüyecek avukat olacak!” Sen büyüyünce ne olacaksın çocuğum? “Öğretmen olacağım!”

Bir meslek sahibi olmak, bu zamanda dünya üzerine gelen her insan evladına farz. Evlenmek ve çocuk yapmanın yanı sıra bir diğer yaşam amacımız da meslek sahibi olmak. Yüzlerce meslek arasından birini seçeceğiz mecbur; doktor, mühendis, kuaför, mimar, apartman görevlisi, uzay mühendisi, avukat, öğretmen… Her neyse işte…

Bizim doğduğumuz zamanlarda blogger olmak, youtuber olmak, yoga eğitmeni ya da yaşam koçu olmak yoktu.

Anne babalarımız bizim için bu hayalleri kurmamışlardı. Bundan 15 sene önce ben bizimkilere, yoga eğitimi almaya Hindistan’a gideceğimi söylediğimde şaftlarını kaydırdığım doğrudur. Hani psikolog olacaktım ya ben?!

Aslında Hindistan’a giderken içimdeki hakikat bana neyi fısıldıyordu biliyor musunuz? Yoga eğitmeni olup gelip stüdyo açmamı, başarı merdivenlerini tırmanmamı ve bunu da her gün gittiğim sıkıcı bir işe çevirmemi değil. Her ne meslek sahibi olursam olayım, önce insan olmanın hakkını layığıyla vermem gerektiğini fısıldıyordu.

Her ne mesleğe sahip olursam olayım, önce kendi hakikatime bağlı kalacaktım.

Korkularımı sevgiye, şikayetlerimi minnete, karanlıklarımı sevince, suçlamalarımı affetmeye, nefretimi şefkate,

“Bu hayat bana ne verebilir?” düşüncemi “Ben hayata ne katabilirim?”e;

“Sorun var eyvah!” çıkmazını “Çözüm nerede acaba?”ya çevirmediğim; kendi düşünsel programımı güncellemediğim sürece her ne mesleğe sahip olursam olayım, ne kadar nesnel bilgi edinirsem edineyim hiçbir şeyin değişmeyeceğini fark ettim.

İç yazılımımda bir hata vardı ve bu yazılımı değiştirmediğim sürece sürünüp duracağımı fark ettim.

Dikkat ederseniz ömür törpüsü sınavları verip üniversiteye kapak attığımız zaman istediğimiz bölümü kazanırsak delicesine kutluyoruz ama sonra değişen bir şey olmuyor. Yine aynı biz olarak kalıyoruz. Kafamıza bilgi giriyor, ama biz dönüşmüyoruz. Üniversiteyi bitiriyoruz, yine kutluyoruz. Ama sonra yine fazla bir şey değişmiyor. Velev ki istediğimiz bölümü kazanamadık, o zaman istemediğimiz bir bölümü can sıkıntısı içinde okuyoruz ve yine bir şey değişmiyor.

Yapılan araştırmalara göre, büyük piyangoyu kazananların bile mutluluk seviyeleri kısa bir süre sonra eski haline dönüyor.

Demek istediğim şu ki; okul, meslek hayatı, hatta ve hatta edinmek için yırtındığımız hiçbir başarı bize aradığımız mutluluğa kavuşturmuyor, bizi sağlıklı ve huzurlu kılmıyor, kökten dönüştüremiyor. Genellikle benzer frekanslarda bir hayat yaşıyor ve benzer frekansta, duygu ve düşüncelerle ölüyoruz.

Demek ki bu formülde bir hata var. Önemli olan düşünce döngümüzü değiştirmek. Enerjiyi yükseltmek. Yaşam algımızı başkalaştırmak. Yaşama destek olmayan huylarımızdan vazgeçmek. Çünkü bize verilen program virüs dolu!

İlginizi çekebilir!