YAZAN: BAŞAK BİNGÜLER

Bu ay elimdekilere değil, elimden kayıp gidenlere baktım. Kelimelerle aramı, düşüncelerle mesafemi, neyin beni meşgul ettiğini ve neyin artık bana hizmet etmediğini sordum kendime. Ağustos seçkisi de tam bu sorularla şekillendi. Bir kitap niyetin gücünü hatırlatıyor, diğeri zihni baştan tasarlamaya davet ediyor. Biri gülümseterek hafifletiyor, biri psikoterapinin derin sularına çekiyor, biri ise yazarlığın yalnızca yazmakla ilgili olmadığını gösteriyor. Her biri farklı bir yerden içeriye dokunuyor; hayal, zihin, etik, temsil, hafıza, itiraz… Bu ay size düşünmek için değil, bağlantı kurmak için kitaplar öneriyorum. Hangi sayfada kendinizle karşılaşırsanız, orası başlama noktası. Keyifli okumalar!


Sen Yeter Ki İste – Pierre Franckh 

Hayal ettiğin hayatı yaşamak gerçekten mümkün mü? Rezonans Kanunu kitabıyla tanıdığımız Pierre Franckh bu soruya yalnızca “evet” demekle kalmıyor, aynı zamanda nasıl yapabileceğimizi de adım adım anlatıyor. Bu kitap, yazarın dünya çapında tanınmasını sağlayan Rezonans Kanunu kitabından önce yazılmış ve kişisel gelişim yolculuğuna güçlü bir giriş sunuyor. Rezonans Kanunu’nun metafizik açıklamalarla ördüğü spiritüel çerçevenin aksine, Sen Yeter ki İste daha sade, anlaşılır ve uygulanabilir bir yöntem öneriyor. Franckh’ın oyunculuktan kişisel dönüşüm yolculuğuna uzanan deneyimi, kitabın anlatımına da yansıyor. Rehber niteliğindeki bu kitabında, düşünce gücünün nasıl çalıştığını, niyet belirlemenin püf noktalarını ve evrenle nasıl daha net bir iletişim kurabileceğimizi açıklıyor. Kitabın belki de en dikkat çekici yönü, soyut kavramları erişilebilir hale getirmesi. “Çekim yasası” gibi sıklıkla yüzeyde kalan bir kavramı, içsel dönüşümle temellendiriyor ve yalnızca istemenin değil, nasıl, ne zaman ve ne şekilde istememiz gerektiğinin altını çiziyor. 

Bana göre bu yönüyle niyet çalışmaları yapmak, içsel motivasyonunu tazelemek isteyenlere ve hedeflerine ulaşmak için zihinsel netlik arayanlara özel olarak hitap ediyor. Ayrıca sadece motivasyon söylemi paylaşmak yerine pratikle desteklenen net bir sistem sunması da okurken iyi hissettiriyor.  Hayallerimizi gerçekleştirmek için sihirli bir güce değil, doğru frekansta düşünmeye ihtiyacımız var. Bu kitap, o frekansa nasıl ayarlanacağımızı gösteriyor.


Bir Nadir Kitapçının Talihsiz Serüvenleri – Oliver Darkshire

Tozlu raflar, nadir kitaplar ve edebiyata adanmış eksantrik bir hayat… Oliver Darkshire’ın kaleminden çıkan bu otobiyografik anlatı, Londra’daki meşhur Sotheran’s Kitabevi’nde geçirdiği yıllara dayanıyor. Sotheran’s, 250 yılı aşkın süredir ayakta kalan, dünyanın en eski ikinci kitapçısı. Darkshire’ın bu özel mekanda çalışmaya başlamasıyla başlayan hikaye, hem kitaplara hem de tuhaflıklarla dolu bu dünyaya büyüleyici bir yolculuk sunuyor. Kendini “endişeli ve utangaç” biri olarak tanımlayan Darkshire, alışılmadık müşteri hikayelerinden, 17. yüzyıldan kalma ciltli kitapların arasında yaşanan küçük trajedilere kadar her detayı eğlenceli, sıcak ve zaman zaman absürt bir dille aktarıyor. Bir yandan kitapçılığın romantik yönlerini gözler önüne sererken, diğer yandan bu mesleğin ardındaki görünmeyen emekleri de dürüstçe ortaya koyuyor.

Sıcakta bunaltmayan ama ruhu besleyen, kahkaha attıran ve nostaljik hisler uyandıran bu kitap,  kitapların da birer karakter olduğunu hatırlatıyor. Her cildin, her sayfanın, her hikayenin bir geçmişi var. Tıpkı biz insanlar gibi… Eski kitaplara, antika dükkanlara ve rafların arasında kaybolmaya meyilli okurlar için adeta bir ziyafet.


Zihin Mimarı – Eric Maisel

Zihninizin içinde dolaştığınız bir ev olduğunu hayal edin… Her odası bir düşünce, her köşesi bir alışkanlık, her penceresi farklı bir bakış açısı. İşte Zihin Mimarı tam olarak bu metaforla yola çıkıyor: “Zihinsel iç mekanlarımızı yeniden tasarlamak mümkün.” Psikoterapist ve yaratıcı yaşam koçu Eric Maisel, bu kitabında zihinle kurduğumuz içsel ilişkiyi bir mimari tasarıma benzeterek anlatıyor.  Kitap, zihnimizi bir odalar bütünü olarak hayal edip o odalarda temizlik yapmayı, yeniden düzenlemeyi ve kullanmadıklarımızı dönüştürmeyi öğretiyor. Farkındalık, yaratıcılık ve bilişsel özgürlük arayışındaki okurlar için bu kitap oldukça yenilikçi bir yaklaşım sunuyor ve klasik kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak, soyut kavramları somut metaforlarla anlaşılır hale getiriyor.

Kendi zihnine yeni bir gözle bakmak, alışkanlıklarını dönüştürmek isteyenler için merak uyandıran yönü ise, “zihni yeniden dekore etmek” fikrinin pratikte nasıl uygulanabileceği.  Özellikle zihin-beden ilişkisiyle ilgilenen, iç dünyasını daha bilinçli organize etmek isteyen okurlar için bu kitap dönüştürücü bir araç olabilir.


Sarı Yüz- R. F. Kuang

Bir yazarın başarısı gerçekten yeteneğiyle mi ilgilidir, yoksa görünürlüğüyle mi? Sarı Yüz, yayıncılık dünyasının perde arkasını, kültürel temsiliyet tartışmalarını ve edebiyattaki etik sınırları masaya yatırıyor. R. F. Kuang bu metniyle yalnızca edebi zekasını değil, sektörün tabularını deşme cesaretini de ortaya koyuyor.

Başarı arzusu ile etik sınırlar arasında sıkışan genç bir yazarın hikayesi, görünürlük, temsil ve edebi mülkiyet gibi kavramlar etrafında örülen çarpıcı bir gerilime dönüşüyor. Beklenmedik bir fırsatla başlayan yolculuk, zamanla kimlik krizine, vicdani çatışmalara ve sektörel sorgulamalara evriliyor. Sarı Yüz, yalnızca “ne olacak?” sorusuyla değil, aynı zamanda “buna neden izin veriyoruz?” sorusuyla da okuru düşündürüyor. Özellikle temsil meselesine duyarlı, yazarlık ve yaratım süreçlerine içeriden bakmak isteyen okurlar için cesur ve düşündürücü bir deneyim. Ayrıca yaratıcı alanlarda başarıyı belirleyen unsurların sadece içerikten ibaret olmadığını gösteren çarpıcı bir anlatı.


Günübirlik Hayatlar – Irvin D. Yalom

Psikoterapi dünyasının efsanevi ismi Irvin D. Yalom bizi psikoterapi odasının derinliklerine götürüyor. Yalom’un uzmanlık alanı olan varoluşçu psikoterapi, bu kitapta 10 gerçek danışan hikayesi aracılığıyla anlatılıyor. Ölüm korkusu, anlam arayışı, pişmanlık ve affetme gibi evrensel temaları temel alarak okura hem bir başkasının hikayesini hem de kendi iç sesini sunuyor. Kitap, dürüstlüğü ve çıplak duygulara alan açışıyla türdeşlerinden sıyrılıyor. İnsan olmak ne demek? sorusuna hem bilimsel hem insani bir yanıt arayanlar için derinlikli bir okuma sunuyor. Kitabın merak uyandıran bir diğer özelliği ise Yalom’un kendi iç dünyasını da danışanlarının hikayeleriyle birlikte cesurca paylaşması. Günübirlik Hayatlar yalnızca psikoloji meraklılarına değil, duygularıyla derin bağ kuran, yaşamın geçiciliği karşısında anlam arayan, insan olmanın tüm kırılganlığını yüreğinde taşıyan herkes için yazılmış bir kitap.

Ağustos’un ağır ağır akan günlerinde, zihne serinlik, kalbe açıklık getiren bu metin durup düşünmeye, içsel dönüşüme alan açıyor. Kimi zaman sorgulatan, kimi zaman teselli eden ama her zaman insan olmanın güzelliğini hatırlatan Yalom’un satır aralarında yankılanan mesaj çok net: Hayat yalnızca bir gündür ve o da bugündür. Nasıl yaşarsak, onunla hatırlanırız.


Asılacak Kadın – Pınar Kür

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Pınar Kür, geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Ardında yalnızca romanlar değil, kadınların sesi, sözü ve itirazı olarak yankılanan bir edebi miras bıraktı. Ağustos seçkimizde ona yer vermemin nedeni, bu kıymetli mirasa bir selam durmak, feminist yazının öncülerinden birine sessizce teşekkür etmek… Pınar Kür’ün kaleminden çıkan bu güçlü roman, 1980’li yılların Türkiyesi’nde geçen ve gerçek bir dava dosyasından esinlenen sarsıcı bir hikayeyi konu alıyor. Ana karakterin idama mahkum edilmesine uzanan süreç, kadının toplum içindeki yeri, adalet sistemi ve ahlak yargıları üzerinden sorgulanıyor. Kür’ün edebiyat bilgisiyle harmanladığı psikolojik derinlik, kitabı sıradan bir mahkeme anlatısından çok daha fazlasına dönüştürüyor. Toplumsal cinsiyet rolleri, ikiyüzlülük ve kadın bedeni üzerindeki tahakküm, edebi gücü yüksek bir dille ele alınıyor.

Gerçek bir dava üzerinden kurgulanan hikayenin ahlaki gri bölgeleri açıkça masaya yatırması; kadın hakları, adalet ve toplumsal tabular üzerine düşündürmesi ile Asılacak Kadın, sadece edebi bir metin değil; bir çağrı, bir hafıza ve bir isyan.




Başak Bingüler

1987 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı lisans ve Halkla İlişkiler yandal eğitimi aldı. Ardından Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünü tamamladı. Kariyerine sektörel bir yayın grubunda sırasıyla Editör Yardımcısı, Editör ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak başladı. Daha sonra Kurumsal İletişim ve Pazarlama alanında yönetici...



BLOOM SHOP