YAZAN: BAŞAK BİNGÜLER

Ocak ayı benim için her zaman “daha fazlasını yapmalıyım” ayı değil, biraz daha dürüst olmam gereken bir ay oldu. Bloom Kitap Kulübü’nün Ocak 2026 seçkisini oluştururken de tam olarak bu yerden yola çıktım: Kendimizi zorlamadan ama kandırmadan, büyük iddialar kurmadan ama içten içe yer değiştirmemize izin veren kitaplar olsun istedim. Bu seçkideki her kitap, başka bir yerden ama aynı soruya dokunuyor aslında: Ben kimim, neyi neden yaşıyorum ve bunu gerçekten ben mi seçtim? Ocak ayına “yeni bir ben” yaratma baskısıyla değil, kendine biraz daha yaklaşma niyetiyle girmek isteyen herkes için bu kitapların iyi birer eşlikçi olacağına inanıyorum. Keyifli okumalar!


Pivot Yıl – Brianna Wiest

Pivot Yıl, bir “hayatını değiştir” kitabı değil. Hatta iddiam şu: Değişim kelimesini özellikle sevmeyenler için yazılmış bir kitap. Brianna Wiest burada okuru ayağa kaldırmaya, motive etmeye, silkelenmeye çağırmıyor. Daha zor bir şey yapıyor: Durduruyor. Yavaşlatıyor. Ve çok basit ama rahatsız edici bir soruyu masaya koyuyor: “Şu an yaşadığın hayat, içten içe yöneldiğin hayat mı?” Kitap, kısa denemelerden oluşuyor ama bu kısalık yüzeysellik anlamına gelmiyor. Aksine, her metin okurun zihninde uzun süre yankılanacak türden. Wiest’in yazarlık personası burada çok belirgin: sezgisel, duygusal farkındalığı yüksek ama asla bulanık değil. Metinler terapi dili kullanmıyor; öğüt vermiyor; “şunu yapmalısın” demiyor. Bunun yerine okuru kendi iç sesini duymaya mecbur bırakıyor. Çok sakin bir rehberlik bence bu. 

“Pivot” kavramını ani kopuşlar, radikal kararlar ya da dramatik başlangıçlar üzerinden tanımlamıyor. Tam tersine, yön değiştirmenin çoğu zaman küçük içsel kabullerle başladığını söylüyor: Bir şeyi artık istemediğini fark etmek, bir alışkanlığın seni korumadığını kabul etmek, bir hedefin sana ait olmadığını dürüstçe görmek gibi. Bu yaklaşım kitabı özellikle yılın başı için güçlü kılıyor. Kendini sabote etme döngüleri, alışkanlık diye tutunduğumuz ama artık bizi taşımayan kimlikler, “mantıklı” olduğu için seçilmiş yollar ve bastırılmış sezgiler kitap boyunca ele alınıyor. Yazar, acının da, kararsızlığın da, beklemenin de dönüşümün parçası olduğunu hatırlatıyor. Bu da kitabı umut pompalayan değil, güven veren bir yere taşıyor.

Ocak ayında bu kitabı okumanın etkili olmasının bir nedeni daha var: The Pivot Year bize tek bir “büyük karar anı” vaat etmiyor. Tam tersine, bir yılı yani “365 günü” olmak istediğimiz kişiye doğru atılan küçük, neredeyse fark edilmez adımların toplamı olarak görmeyi öneriyor. “Bu yıl ne yapacağım?” sorusunu yumuşatıp “Bugün kim olmaya biraz daha yaklaşabilirim?”e dönüştürüyor. Bu da şunu hissettiriyor: Dönüşüm bir anda olup biten bir şey değil; her gün tekrar edilen bir niyet. Ocak ayının başında bu kitabı eline almak, yılı kendinle bir yarışa değil, kendinle bir ilişkiye başlatmak gibi. Büyük sözler vermeden, ama her güne sessiz bir ihtimal bırakarak.


Yetişkinler İçin DEHB Rehberi – Dr. James Kustow

Yetişkinlikte DEHB çoğu zaman yanlış anlaşılmayı, etiketlenmeyi ve kendini sürekli “yetersiz” hissetmeyi beraberinde getiriyor. Bu alanda yazılan kitapları araştırdığımda genellikle çocukluk dönemine yönelik kitaplara rastladım. Geçmişte yetişkinler için özellikle kadınlar için yazılmış bir DEHB kitabının çeviri editörlüğünü yapmıştım. Ötekileştirmeden sırt sıvazlayan bir metin olması çok iyi hissettirmişti. Bu kitap da bana aynı duyguyu verdi. Kendisi de DEHB’li olan psikiyatrist Dr. James Kustow’un bu kitabını değerli kılan şey de meseleyi bir sorun listesi gibi ele almaması. Klinik deneyimini, gerçek hayatta işe yarayan bir anlayışla sunuyor. “Odaklanamıyorsan disiplinin yoktur” gibi klişeleri çoktan çöpe atmış bir yerden konuşuyor.

Kitap, okura kendini düzeltmesi gereken biri gibi değil, kendi işleyişini tanıması gereken biri gibi yaklaşıyor. DEHB’i bastırılması gereken bir kusur değil; doğru koşullar sağlandığında güçlü tarafları da olan bir nöroçeşitlilik hali olarak ele alıyor. Yetişkin DEHB’inin iş, ilişkiler, zaman yönetimi, duygusal regülasyon ve öz değer algısı üzerindeki etkilerini son derece insani örneklerle anlatıyor. Okur kendini “vaka” gibi değil, deneyimi görülen biri gibi hissediyor. Bence bu çok önemli bir fark.

Kitabın en güçlü yanlarından biri de DEHB’i yalnızca dikkat dağınıklığına indirgememesi. Erteleme, aşırı düşünme, ani motivasyon patlamaları, tükenmişlik, utanç ve “potansiyelini harcıyorsun” cümlesinin yarattığı yük gibi konuları bütüncül bir yerden ele alıyor. Birçok yetişkinin yıllardır kendine yönelttiği suçlayıcı iç ses, bu kitapta ilk kez sorgulanır hale geliyor.

Dr. Kustow, çözüm önerilerini “herkes için geçerli” reçeteler gibi sunmuyor. Tam tersine, standart verimlilik sistemlerinin neden DEHB’li zihinlerde işlemediğini açıklıyor ve alternatif yollar öneriyor. Ocak ayında bu kitabı önermemin nedeni tam da burada yatıyor. Yılın başı genelde hedef listeleriyle, planlarla ve “bu sefer olacak” cümleleriyle açılır. DEHB’li yetişkinler için bu dönem çoğu zaman umut kadar hayal kırıklığı da üretir. Bu kitap, yılın daha başında şunu fısıldıyor: Sorun sen değilsin; sorun sana uymayan sistemler. Bu farkındalık, yeni yıla daha az yükle ve daha fazla şefkatle girmenin kapısını aralıyor.


Boyun Eğmeyen Kadınlar – Bahar Eriş

Boyun Eğmeyen Kadınlar, öfkeden yazılmış bir kitap değil ama uzun süre biriken bir farkındalıktan doğduğu çok belli. Bahar Eriş bu kitabı “kadınlar güçlüdür” demek için yazmamış. Hatta tam tersine, kadınlara sürekli “güçlü olma” görevi yükleyen anlatının kendisini sorgulamak için yazmış gibi okunuyor. Eriş yıllar boyunca hem gazeteci olarak dinlediği hikayelerde hem de kendi hayatında tekrar tekrar karşılaştığı durumlarda şu ortak noktayı görüyor: Kadınlar çoğu zaman açık baskılardan değil, normalleştirilmiş kabullerden yoruluyor. Bahar Eriş’in yazarlık personası burada çok belirleyici. O, yukarıdan konuşan bir anlatıcı değil; tanıklık eden, dinleyen, sorgulayan biri. Gazetecilik refleksiyle meseleyi kişisel hikayelere sıkıştırmadan toplumsal bir bağlama yerleştiriyor ama aynı zamanda metni soğuk bir analiz alanına da hapsetmiyor. Okur, okuduklarının “sadece başkalarının hikayesi” olmadığını fark ediyor. Çünkü anlatılan durumlar tanıdık: iş yerinde, aile içinde, ilişkilerde, kamusal alanda.

Ayrıca boyun eğmemenin her zaman yüksek sesle itiraz etmek anlamına gelmediğini; bazen bir sınırı geri almak, bazen bir rolü reddetmek, bazen de “ben bunu taşımak istemiyorum” demenin de boyun eğmemek anlamına gelebileceğini bu duruşu romantize etmeden ve bedellerini gizlemeden gösteriyor.


Kitapların İyileştiren Gücü – Hwang Bo-Reum 

Bu kitap, okumayı seven ama son yıllarda onunla arasına mesafe girdiğini hissedenler için yazılmış gibi. Kitabın adına bakınca kitap okumayı öğütleyen bir rehber sanmayın. Daha çok okur olmakla kurulan ilişkinin içten bir günlüğü gibi. Yazar burada “nasıl daha çok kitap okuyabiliriz” sorusunu sormuyor. Daha incelikli bir noktaya dokunuyor: Kitaplara yeniden nasıl yaklaşırız? 

Yazarın bu kitabı yazma motivasyonu, okumanın giderek bir performans alanına dönüşmesi. Okuma listeleri, yıllık hedefler, “bu ay kaç kitap okudun?” soruları… Bo-Reum, bütün bu ölçme-biçme hâlinin kitaplarla kurulan duygusal bağı zedelediğini fark ediyor ve buna itiraz ediyor. Bu kitap, tam da bu itirazdan doğuyor. Okumayı bir başarı göstergesi olmaktan çıkarıp, hayatın doğal bir eşlikçisine dönüştürme niyetiyle yazılmış.

Benim bu kitapla buluşmam da yazarın tam da istediği gibi oldu. Halihazırda okuduğum kitabı evde unuttuğum bir gün, dışarıda uzun süre bekleyeceğim bir yere gidiyordum. O sırada kitapçıya uğrayıp dergi mi alsam diye içimden geçirirken bu kitap karşıma çıktı 53 kısa denemeden oluştuğu için tam da günüme eşlik edecek cinsten diye düşündüm. Yazar, kitapta kendi okuma alışkanlıklarını, kopuşlarını, geri dönüşlerini büyük iddialar olmadan paylaşıyor. Bazen bir kitabı yarım bırakmanın özgürlüğünden, bazen aynı kitabı yıllar sonra yeniden okumanın başka bir anlam kazanmasından söz ediyor. Bu samimiyet, metni didaktik olmaktan tamamen uzaklaştırıyor. Ben de yazarla aynı fikirdeyim: Okumak, bir hedef değil; bir eşlik ve bazen kitaplara yaklaşmak, aslında kendine yaklaşmanın en sessiz yollarından biri.


Cetvel – Evrim Kuran

Her birimizin hayat ülkesindeki mutlulukların, heyecanların, düşlerin ve düş kırıklıklarının boyutu, yaş aldıkça kullandığımız ölçeklere göre değişir. Cetvel değiştikçe duyguların bizde bıraktığı izlerin uzunluğu da değişir. Yazgı değildir bu. Cetveli fırlatıp atmak bir tercihtir.” Evrim Kuran’ın son kitabını anlatan bu cümleler beni o kadar etkiledi ki!Cetvel çok basit ama rahatsız edici bir yerden başlıyor: Hayatımızı ölçerken hangi cetveli kullanıyoruz ve bu cetveli kim verdi? Evrim Kuran bu kitabı “nasıl daha başarılı oluruz” sorusuna yanıt vermek için değil; o sorunun kendisini bozmak için yazmış. Çünkü ona göre asıl mesele, yanlış ölçülerle doğru bir hayat kurmaya çalışıyor olmamız.

Kuran’ın bu kitabı yazma motivasyonu, uzun yıllar boyunca iş dünyasında, kurumlarda ve bireylerle yaptığı çalışmalarda aynı döngüyü görmesiyle şekilleniyor. İnsanlar çoğu zaman gerçekten istedikleri hayatı değil, makbul sayılan hayatı yaşıyor. Ünvanlar, maaşlar, kariyer basamakları, “yaşına göre olması gerekenler”… Kitap, tüm bu görünmez ölçüm sistemlerini masaya yatırıyor ve şunu soruyor: Bunlar senin ölçülerin mi, yoksa sana miras kalan cetveller mi?

Evrim Kuran’ın farkı, meseleyi sadece bireysel gelişim alanına hapsetmemesi. Gelecek çalışmaları, sosyoloji ve iş dünyası perspektifini bir araya getirerek, başarı kavramının nasıl tarihsel, kültürel ve ekonomik olarak inşa edildiğini gösteriyor. Yani okur, yalnızca “ben neden böyle hissediyorum?” diye düşünmüyor; “biz neden böyle ölçüyoruz?” sorusunu da sormaya başlıyor. Bu geniş çerçeve, kitabı kişisel gelişim klişelerinden net biçimde ayırıyor. Kitap boyunca sıkça karşılaşılan bir tema şu: Yanlış ölçülen hayatlar, yanlış kararlar doğurur. Kuran, tükenmişlikten yön kaybına, tatminsizlikten kronik ertelemeye kadar pek çok meselenin, hedef eksikliğinden değil ölçüt karmaşasından kaynaklandığını gösteriyor. Ocak ayında hepimiz sıfırdan başlıyoruz! Ocak ayında hepimiz sıfırdan başlıyoruz! Cetvel, yeni hedefler koymadan önce hangi ölçülerle yaşadığımızı sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü bazen sıfırdan başlamak, hayatı yeniden kurmak değil, yanlış cetveli elden bırakmak demek.





BLOOM SHOP