YAZAN: DİLAN GÜNAÇTI

Hayatın önümüze çıkardığı beklenmedik durumları yönetme biçimimiz, duygusal anlamda ne kadar olgun olduğumuza bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Neden bazı insanların fırtına esnasında bile sakinliğini koruyabildiğini, bazılarının ise ufak bir pürüzde yıkılmaya meyilli olduğunu merak ediyorsanız okumaya devam edin. Duygularımızın bizi kontrol ettiği senaryolardan sıyrılarak daha dayanıklı, huzurlu ve merkezlenmiş bir tepki mekanizması oluşturabilmek için duygusal olgunluk nedir keşfedelim.


Duygusal olgunluk nedir?

Duygusal olgunluk her ne kadar mutlu, huzurlu ve bulunduğumuz çevre ile uyumda hissetmemizi sağlayan bir faktör olsa da çoğumuzun geliştirmekte zorlandığı bir özellik. Tepkilerimizi ve olaylara karşı tutum ve ön yargılarımızı biz değil de duygularımız hatta zamanla yer etmiş travmalarımız yönetmeye başladığı zaman içsel huzurumuza kadar hayatımızdaki birçok alan negatif olarak etkilenir. Duygusal olgunluğun en önemli yanı zamanla varsayılan bir tepki haline gelmesi ve reaktif yanımızı kendiliğinden dönüştürmesi olsa da bu evreye erişememiş olanlar bile zaman içerisinde bu özelliği geliştirebilirler.

Duygusal olgunluk, gelip geçici duyguların davranışlarımızı ve tepkilerimizi etkilemesini engelleyebilme becerisi olarak tanımlanabilir. Zor duyguların içerisinde istemsizce dürtüsel olarak davranıyor, ön yargılarda bulunuyor ve negatif bir tutuma bürünebiliyoruz. Bu tür anlarda hissettiklerimizi ve düşündüklerimizi karşımızdakine uygun bir şekilde anlatmak ve sağlıklı bir iletişim kurmak her zaman kolay olmuyor. Duygusal olgunluğa sahip kişiler duygularını düzenleyerek stresli durumlar karşısında daha dayanıklı kalabiliyor.

Duygusal olgunluğa sahip olmayan kişiler ise duygularını rahatça gözlemleyemediği için ya bastırıyor ya da o hissin içerisinde kayboluyor. Dürtüsel olarak hareket etmeye yatkın olan duygusal olgunluğu zayıf kişiler, zaman zaman ani ve zarar verici tepkiler verebiliyor, çoğunlukla da düşünmeden hareket ederek kendilerini daha zor durumlar içerisine sokuyorlar. Duygusal olgunluğun gelişmemesi durumunda yakın ilişkiler zarar görebiliyor, romantik ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri devam ettirmek zorlaşıyor.

Duygusal olgunluk sahibi kişilerin özellikleri nelerdir?

Duygusal olgunluk sahibi kişiler, duyguları zayıflık olarak değil, öğrenmek ve gelişmek için bir araç olarak görürler. Duygular bastırılmaz, onun yerine geçmiş deneyimler ve yoğun hislerden ders çıkarılır.

Duygusal olgunluğa sahip kişiler esnektir. Her durumu ve planı kontrol edemeyeceğinin bilincinde olmak, gerektiğinde akışta kalabilmek aslında içten içe güvenmektir. Farklı durumlar ve senaryolar karşısında panik olmamak, olana adapte olmak ve dik bir duruş sergileyebilmek olgunluk örneğidir. Sorumluluk sahibi olmak, hatalarından ders çıkarabilmek ve istenilenden farklı gelişen durumlarda başkalarını suçlamamayı bilmektir. O an ortaya çıkan duyguların sorumluluğunu alabilmek ve kendi iç dünyamızda yaşananlar için başkalarını suçlamamak duygusal olgunluktur.

Duygusal olgunluğa erişmiş kişiler, her sorunun cevabını bilemeyecekleri gibi fikir sahibi olmadıkları konuları kabullenebilirler. Tek bir doğru veya tek bir yanlış olamayacağı gibi, kendi bilgilerinin ve doğrularının herkes için en iyi olmayacağının bilincindedirler. Açık fikirli olmak ve farklılıkları yargılamadan kabul edebilmek duygusal olgunluk belirtisidir.

Duygusal olarak olgun insanlar kendilerini yıldıracak zor durumlar ile karşı karşıya kaldıklarında negatif ruh hallerinin ve hayal kırıklıklarının gelip geçici olduğunun farkındadır. Bu nedenle o an ellerinden geleni yaparak daha sonrası için sakin kalabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta duygusal olgunluğa sahip kişilerin üzüntü, öfke, kaygı gibi duyguları yaşamıyor oluşu değil, ne kadar yoğun yaşansa da duyguların tepkilerini dikte etmesine izin vermiyor olmalarıdır.

Duygusal olgunluğun gelişme evreleri nelerdir?

Psikolojideki Maturational Imbalance Model adı verilen İki Sistem Modeli’ne göre ilk önce beynin içgüdüsel, duygusal kısımları olgunlaşır. Beynin rasyonel bölümlerinin daha sonra olgunlaşması çocukları duygulara karşı tepkisel hale getirebilir. Gençlik yıllarında, zamanla duygusal ve düşünme merkezleri arasındaki bağlantılar güçlenerek öz kontrol kabiliyetini geliştirir. Ancak henüz tam olarak yetişkinlerin seviyesinde bir gelişme yaşanmadığı için dürtüsel veya duygusal tepkiler devam eder.

20’li yaşların başında düşünce merkezlerindeki bağlantılar olgunlaşırken gelişmiş düşünme becerileri ve duyguların incelikli yönetimi desteklenir. Bu nedenle duygusal gelişim, her aşamada bir sonrakinin temelini oluşturan bir dizi beyin değişimini içerir. Beyin değişimini ve gelişimini tamamlayamadığı sürece, duygusal bir olgunluğa ulaşılması bir o kadar gecikecektir.

Duygusal olgunluğunuzu nasıl geliştirebilirsiniz?

Duygularınızı inceleyin.

Duygusal olgunluğu geliştirmek için duygularınızı incelemeyi öğrenin. Sizi tetikleyen durumları, benzer olaylara gösterdiğiniz benzer tepkileri araştırın. Duyguların gelip geçiciliğinin farkında olun. Herhangi bir duyguyu bastırmak veya hislere tutunmak mental sağlığımız için zararlı olduğu gibi karar alma mekanizmasını da negatif yönde etkiler. Duygularımızda uzmanlaşmak yalnızca içsel çalışmalarımızda değil, çevremizdeki insanlar ile geliştirdiğimiz ilişkilerde de önemlidir. Kendimizi izole ederek geliştireceğimiz huzurlu ruh hali aynı zamanda bir kaçış mekanizması olabilir. Kendimiz ile çalışarak duygusal olgunluğumuzu sosyal hayatta sürdürebiliriz.

Farklı egzersizler deneyin.

Meditasyon yaparak bilinçli farkındalık pratiğini geliştirmek, şimdiki anı deneyimlememize yardımcı olur. Dürtüsel ve bilinçsiz tepki verme alışkanlığımız ise zamanla törpülenir. Gerginliği azaltmak için nefes egzersizleri veya yoga gibi yavaş hareketler içeren egzersizler yapabilirsiniz. Zihnin ve vücudun rahatlaması, stresi ve tepkiselliği azaltacaktır.

Empati yeteneğinizi geliştirin.

Kendinizi yakından araştırdıkça verdiğiniz tepkilerin ve yaşadığınız duyguların evrenselliğini de kavrayacaksınız. Yaşadığınız durumlar nasıl yalnızca sizin başınıza gelmiyorsa, aynı duyguları paylaştığınız kişilerin olması da oldukça muhtemel. Bu sayede hiçbir şeyi kişisel algılamamayı öğrenecek, başkalarının neden ve ne şekilde tepkiler verdiğini daha iyi anlayacaksınız.

Büyük resmi görün.

Küçük detaylarda ve küçük tepkilerde kaybolmak yerine neyin neden olduğunu, size söylenen sözlerin neden söylendiğini ya da karşılaştığınız durumların neyden kaynaklandığını düşünün. Küçük detaylarda boğulmak yerine bakış açınızı değiştirerek büyük resmi görmeye çalışmak, gereksiz detaylarla enerji harcamanızı önleyecektir.





BLOOM SHOP