Hayatını planlar doğrultusunda yaşamayan ve hayatın getirdiklerini olduğu gibi kabullenen Dr. İrem Ergün, Fonksiyonel Tıp konusundaki bilgilerini, kendi hayat tecrübeleriyle birleştirerek bütünsel anlamda gelişim ve dönüşüm için etkili bir yol gösteriyor. İşte hayata karşı edindiği dengeli ve dirayetli tutumu ile bizlere ilham veren Amerikan Hastanesi Fonksiyonel Tıp Bölümü Doktoru İrem Ergün ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımız!

İlginizi çekebilir: Fonksiyonel Tıp ile İyi Yaşlanmanın Sırları

Hasta olmamak yeterli mi? Sağlıklı insan olmak ne demek? Fonksiyonel tıbbın bu konudaki tanımı nedir?

Bir hastalık tanısı almamış olmamız sağlıklı olduğumuz anlamına gelmez. Dolayısıyla hasta olmamak yeterli değildir. Hastalık, bir rahatsızlık durumuna bir tanı konması, vücutta bozulan dengenin, bir organın veya fonksiyonun işlevini yerine getiremez hale gelmesi olarak açıklanabilir.

Fonksiyonel tıp perspektifinden bakıldığı zaman, bireyin hasta olması, koruyucu ve önleyici aşamaların bir anlamda geçildiğini işaret eder. Bu durum, bozulmuş sağlığınızın geri dönüşü olmadığı anlamına gelmez ama asıl amacımız daima koruyucu ve önleyici yaklaşımlarla, hastalıklara zemin hazırlamamak ve hasta olmamaktır.

Geleneksel yaklaşımda, hastalık ve semptomlar için gerekli olan akut tedaviler yapılır ve şiddetli rahatsızlıklar ortadan kaldırılır. Fakat hastalığın altında yatan neden ortadan kaldırılmazsa kişi, o hastalıkla yaşamaya devam eder.

İyi olma hali ve hasta olma halinin tam ortası “normal” olarak düşünülebilir. Hasta olmanın bir sonu varken iyi olma halinin bir sonu yoktur. Fonksiyonel tıp diyagramında iyi olma hali, ucu açık bir okla tasvir edilir. Yani her zaman mevcut halimizin daha iyisi vardır. Özellikle beden, zihin ve ruhsal yapımızın bir bütün olduğunu görebilirsek, her zaman daha iyiye gidebiliriz.

Fakat genellikle daha kötüsü olmasın diye düşünürüz. Uykusuzluğu, ağrıları, tiroid problemlerini, zor kilo vermeyi, hazımsızlığı, bağırsak sorunlarını, reflüyü, şişkinliği ve en önemlisi ruh hali dalgalanmalarını görmezden geliriz. Günlük hayatımızı sürdürebildiğimiz için “daha kötüsü olmasın” diyerek, bu hastalık sinyallerini gözardı ederiz.

Fakat bunların her biri, gelmekte olan bir bozulmanın yani hastalığın sinyalidir! Fonksiyonel tıbbın en güzel tarafı, kişiye özel olarak uygulanabilmesi, hastalıkları oluşumlarından önce görebilmesi ve koruyucu bir yaklaşım sunmasıdır.

Bedeni sağlam tutmak zihinsel ve ruhsal sağlığımızı da etkiler. Yetişkinlik döneminde en sık rastlanan kronik hastalıkların kökeninde; uzun süreli stres, yaşam şekli ve beslenme yanlışları yatıyor. Kronik hastalıkların ve tüm bu kök nedenlerin ortasında da kilo problemi karşımıza çıkıyor!

Çağımızın en sık görülen ve sürekli olarak artan diyabet, kalp hastalıkları, karaciğer yağlanması ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklarının en genel ortak paydası “obezite” olarak gösteriliyor. Dolayısıyla kronik hastalıkların temel nedenleri; beslenme sorunları, stres, uyku problemi ve hareketsiz yaşam olarak dikkat çekiyor.

Fonksiyonel tıp, koruyucu, önleyici ve kişiye özel bakış açısıyla, kök nedenleri tüm sistemleri değerlendirerek ortaya çıkarmaya çalışırken, iyileşmede de yine kişiye özel, bütünsel, yaşam şekli ve beslenme tedavileriyle, sürdürülebilir, yaşam kalitesini arttıran yaklaşımlar sunuyor.

“Sağlıklı insan” olmak konusunda mutlak doğrular var mıdır? Hangi noktalarda görecelidir, neler baz alınmalıdır ve ne hedeflenmelidir?

Evet mutlak doğrular var. Elizabeth Blackburn’ün Teromer Etkisi isimli kitabı bu konuyu çok güzel özetliyor. Blackburn bu kitapta, herkesin bildiği ama hayata geçirmekte toplumsal sebeplerle de zorlanılan temel konulardan bahsediyor.

Mesela beslenme. Bu konu gerçekten göreceli ve artık hepimiz çok iyi biliyoruz gibi görünse de en zorlandığımız konulardan, çünkü kişiye göre düzenlenmesi gerekiyor. Doğuştan gelen rahatsızlıklar, ailesel yatkınlıklar, çevresel faktörler ve göz önünde bulundurulması gereken daha pek çok özel ihtiyaç olabiliyor.

İdeal beslenme ya da herkes için geçerli tek bir beslenme tipi olmasa da Akdeniz tipi beslenme için tüm dünyada kabul gören en sağlıklı beslenme tipi diyebiliriz. Fonksiyonel tıbbın da önerdiği, benim de takip ettiğim Pegan beslenme. Bitki bazlı ağırlıklı, sağlıklı ve dengeli protein ve yağ içeren, düşük karbonhidratlı, kişiye göre glüten ve süt ürünlerinin kısıtlandığı bir beslenme şekli. Eliminasyon diyetleri ile 4-8 haftalık uygulamalar sonrası kişiye göre düzenlenmesi de en önemli farklardan birisi.

Fiziksel aktivite, yani yaşam boyu hareketli olmak çok önemli. Sadece adım atmak yeterli değil. Kişisel eğilimlere ve zevklere göre seçilen; spor, yoga, bahçe işi, ev işi, bisiklet, yüzme ve daha pek çok farklı aktivitelerden en az bir tanesini haytamıza katmak sağlık üzerinde inanılmaz etkili oluyor. Kaslarımız ve bedenimiz kuvvetlendikçe, duygusal olarak da kuvvetleniyoruz.

Üçüncü doğru ise uyku. Bedenimizin “sirkadiyen ritim” olarak adlandırılan bir ritmi var. Melatonin hormonu salgısının artmasıyla, saat 22.00 civarında kendimizi uykulu hissetmemize neden olan bu ritim, uykuya geçmediğimiz zaman bozuluyor. Hücresel yenilenme, bağışıklık sisteminin uyarılması ve detoksifikasyon mekanizmaları saat 23.00-05.00 arasında aktif çalışıyor. Dolayısıyla uyku için bu 6-7saatlik dönem çok kıymetli.

Stres konusu da mutlak doğrulardan bir diğeri. Akut streslerle baş edebilecek bir yapımız olsa da kronikleşen stres yani hayatımızda olup bitenlere sürekli olumsuz reaksiyon olarak oluşan stres, sağlığımızı tehdit ediyor ve çağımızın hastalıklarını tetikliyor.

Sosyal ilişkiler de yaşam süresini çok etkiliyor. Doğduğumuz mahallenin bile yaşam süremizi etkilediğini gösteren çalışmalar var. Kendi algımızı, bakışımızı ve reaksiyonlarımızı değiştirmek ise her şeyi değiştiriyor. Bu öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir şey çok şükür ki.

Daha iyi versiyonumuza ulaşmak için hayatımızın hangi noktalarında değişiklikler yapmalıyız? Nereden başlamalıyız?

Tedavilere başlarken genellikle hastalar “tam olarak yapamamaktan” çekiniyor veya “doğru yapamamaktan” korkuyorlar. “Biz kendimize dikkat etsek de yaşadığımız çevre çok kötü, ne yapabiliriz?” diyorlar. Değiştirebileceğimiz tek şey kendimiziz, önemli olan başlamak ve ilk adımı atmak. Konu sağlıklı adımlar atmak olduğu zaman, özellikle de hastalıklar arttıkça ve kronikleştikçe, nereden başlayacağımızı tam olarak bilemiyoruz. Bu sebeple kök nedene inmek, kişisel yaklaşımları seçmek ve süreç boyunca destek almak iyileşmeyi arttırıyor.

Hepimizin bir realitesi var. Dugusal travmalar, bedensel ihtiyaçlar ve benzeri durumlar nedeniyle bazen harekete geçmek zorlaşıyor. Duygusal ve fiziksel dünyamız birbirini etkiliyor. Moral bozukluğu, sağlığı etkiliyor. Duygusal tarafa çözüm bulamıyorsak, fiziksel taraftan başlamamız gerekiyor. Tıpkı negatif döngüler gibi pozitif döngüler de birbirini tetikliyor.

İlk adımı atmak, kendimizi sevmek, bu süreçte gerçekçi olmak ve ihtiyaçları iyi tespit etmek gerekiyor. Destek alınacaksa da bu kişinin doğru seçilmesi çok önemli.

Bir de eklemek istediğim iki şey, kendi hastalık dönemlerinde de ne kadar önemli olduğunu hissettiğim ve eksik etmemeye çalıştığım, ümit ve telkindir.

Sizce bir bireyin muhteşem hissetmekle arasında duran en büyük engel nedir? Zihin yapımız ve bakış açımız bizi nasıl etkiler?

Kendi içine dönebilen ve kendini keşfeden herkes aslında muhteşem hissetmeye doğru ilerliyor.

Genellikle biz hep dışarıdan beslenmeye alışkınız. İlgiyi, sevgiyi, beğenilmeyi, başarıyı, dostluğu ve hatta sağlıklı olmayı, tüm ihtiyaçlarımızı dışarıdan sağlamaya çalışıyoruz. Bunların içimizde olduğunu hatırlamaksa bizi özgürleştiriyor.

İlişkiler tabii ki harika deneyimler ama cevapları, gücü ve enerjiyi içimizde bulmak esas olan. Kişi, içine döndükçe, dinginlik haline ulaşıyor ve bağımlılıklardan kurtuluyor. Şuurda yükseliyor, görme gücünü arttırıyor, anlamaya ve mana hissetmeye başlıyor. Tatmin olma duygusunu tadıyor.

Realiteye ve kendimize dönmek için algımızı ve reaksiyonlarımızı düzenlemek gerekiyor. Zihnimizi sakin tutmamız gerekiyor. Bunu sağlamak için pek çok farklı teknik var. Kendimize uygun olan hangisiyse onu bulmamız ve her gün uygulamamız gerekiyor. Fakat kalıcı sonuçları hemen beklememek gerekiyor. Bu pratiklerin etkileri belirli süreçler sonunda geliyor. Yine de o yolda olmak kişiye kendini iyi hissettiriyor.

Doğa acele etmez ama yine de her şeyi başarır.

Lao Tzu

Danışanlarımda genellikle endişe, gelecek kaygısı, planlarını gerçekleştirememe, yine olmayacak korkusu gibi kaygıları (geçmiş ve geleceğe yönelik) çok sık gözlemliyorum. Fakat bu hayatta plan yapmamak lazım, Mike Tyson ın dediği gibi; “Ağzına yumruk yiyene kadar herkesin bir planı vardır.”

Siz, tamamen bireysel olan kendi dönüşüm serüveninizden bahsedebilir misiniz?

Benim serüvenimi yakın çevrem şaşkınlıkla takip ediyor ve işlerin içinden nasıl çıktığımı görüp cesaret buluyorlar.

Bu konuda söylemem gereken şey, varoluşumuzu tam olarak değiştiremiyoruz. Ben, özellikle 40 yaşıma kadar, oldukça inatçı, zorlayıcı ve çok mücadeleciydim. Bu süreçte kendimi çok yordum ve pek çok sağlık sorunum gelişti.

Yaklaşık 8 sene önce, hiç beklemediğim duygusal bir travma geçirdim. Aniden menopoz ve pek çok sağlık sorunu ile karşılaştım. Artan ağrılarım, sindirim sorunlarım, migren, tiroid nodülleri, endometriosis ve her gün yaşadığım yorgunluğum… Bu durum sadece beni ve sağlığımı değil, günlük yaşantımı ve ilişkilerim de etkiledi.

Akupunktur, homeopati, osteopati, kayropraksi, bach çiçekleri, ozon tedavisi ve mindfulness teknikleri gibi pek çok farklı uygulama denedim. Bunlar beni biraz toparlasa da tam olarak işe yaramadı çünkü hem bedensel hem de ruhsal sağlığım etkilenmişti. Dolayısıyla da denediğim uygulamaların hiçbirinden kalıcı etkili bir sonuç alamadım.

İşte bu noktada, 2016’da Fonksiyonel Tıp İle tanıştım. Cleveland’a gittim, Fonksiyonel Tıp eğitimi aldım, eliminasyon diyeti yaptım. 1 yıl boyunca sürdürdüğüm bu disiplin sonucunda bedenim ve metabolizmam değişti.

Daha sonra sevgili İrem Orhon’un Mucizeler Kursu’na başladım ve en önemli zihinsel değişim bu noktada başladı. Bu programda istersem kendimi yeniden programlayabileceğimi anladım. Konfor alanlarımdan ve öğrenilmiş çaresizliklerimden uzaklaştım. Odağımı, -meli -malı’lardan ne hissettiğime çevirdim.

Herkesin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Konu kendimiz olunca doğru zaman (evren) ve doğru zeminin (sen) bir araya gelmesi çok önemli.

İlginizi çekebilir: Dr. Hasan İnsel ile Gıda Duyarlılığı ve Alerjisi Üzerine