YAZAN: DİLAN GÜNAÇTI

Yaşamımız boyunca, hayatın zenginliği karşısında sayısız bilgiyle karşılaşırız. Bu bilgiler kimi zaman dogmatik, kimi zaman bilimsel ya da kültürel nitelik taşır kimi zamansa kendimizle ve deneyimlerimizle doğrudan ilişkilidir. İçinde yaşadığımız evrenin sonsuzluğu, her zaman öğrenecek daha çok şey olduğunu bize hatırlatır. Ancak öğrenmek, yalnızca bir okuldan mezun olana ya da eğitimimizi tamamlayana kadar süren bir süreç olmak zorunda değildir. Bu gerçeği kabul ettiğimizde, içimizden yükselen bir canlılıkla hayatın her alanında bilgiyi aramaya yönelik doğal bir istek duyarız. Kendimizi ve yaşadığımız dünyayı anlamlandırma çabası; hayata duyduğumuz merakın, ilgimizin ve yaşam enerjimizin bir yansıması haline gelir. İşte bu bakış açısını, yaşam boyu öğrenmeyi merkeze alan “hayatın öğrencisi olmak” kavramı üzerinden ele alabiliriz.


İnsanın kendini ve dünyayı anlamaya dair bitmeyen yolculuğunda, hayatı bir okul olarak görebilenler, zorunlu eğitimin ötesine uzanan ve merakla beslenen bir öğrenme bakış açısına sahiptir. Bu durumda öğrenmek, yalnızca hayatta kalmak için bir gereksinim değil; ömür boyu süren bir yolculuğa, kendimizi ve çevremizdeki dünyayı sürekli keşfetme haline dönüşür. 

Hayatı bir okula benzettiğimizde, bu öğrenme süreci ilk bakışta kurallara bağlı, sıkıcı ve katı disiplin içeren bir yapı gibi görünebilir. Hatta yaşamın anlamının daha haz ve deneyim odaklı olması gerektiği bile düşünülebilir. Oysa burada söz edilen okul ve öğrenci kavramı, herkes için farklı anlamlar taşır. Her birimizin yolu, ilgisi ve ruhunu besleyen alanlar birbirinden farklıdır. Bizi gerçekten besleyen alanı fark ettiğimiz anda, o dünyaya daha fazla dahil olmak, derine inmek ve ondan beslenmek için doğal bir istek duyarız. “Hayatın öğrencisi olmak” tam da bu noktada anlam kazanır: İnsanı kendine iyi geleni fark etmeye, onu tutkuyla takip etmeye ve ihtiyaç duyduğu her bilgiyi o alandan almaya yönelten içsel bir güçtür.

Bu fikir; yaşı, mesleği ve geçmişi aşan bir yaklaşım ve bir yaşam felsefesi olarak tanımlanabilir. Dünyayı anlamaya yönelik bir iştah, her şeyin birbiriyle olan bağlantısına duyulan derin bir saygı ve kişisel gelişime öncelik vererek şekillenen bir yaşam duruşunu kapsar. Bu şekilde her anın, her etkileşimin ve her deneyimin öğretecek bir şeyi olduğunun farkında olarak bir hayat sürdürülebilir. 

Bilgiyi her yerde aramak

Dışarıdan bakıldığında, önümüzde uzun bir yaşam uzanır. Bu süreyi nasıl dolduracağımız ve iç dünyamızı nasıl besleyeceğimiz ise büyük ölçüde bize bağlıdır. Özellikle okul sıraları ve ders kitapları hayatımızdan çıktıktan sonra, bilgi edinmek için ortada bir neden kalmamış gibi görünebilir. Elimizdekilerle yetinerek hayatımızın geri kalanını sürdürmeye çalışırız. Oysa en keyifli ve dönüştürücü süreç tam da bu noktada başlar.

Kendimizi keşfetmeye başladıkça gerçek ilgi alanlarımız da yavaş yavaş görünür hale gelir. Hevesli bir okuyucu, meraklı bir gözlemci ya da coşkulu bir dinleyici olabileceğimiz her alan, bizim için keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir okyanusa dönüşür. İster tek bir konuya kendimizi adayalım, ister kendi yaşam müfredatımızı oluşturalım, istersek yalnızca bizi mutlu edenin izini sürelim…  Her konuşma, her kitap ve her deneyim, öğrenilmeyi bekleyen potansiyel bir ders olmanın ötesinde hayata tutunmamızı ve canlılığımızı kaybetmememizi sağlayan bir halata dönüşür.

Gelişim odaklı bir zihniyete sahip olmak

Gelişim odağında olduğumuzda, yeteneklerimizin ve zekamızın, gösterdiğimiz çaba ve öğrenme yoluyla gelişebileceğine inanırız. Bu inanç, hayatta bize bir amaç duygusu kazandırır. Günümüzde her soruna hazır bir bir çözüm, maddi karşılığı ile birlikte sunulurken azim ve disiplin sahibi olmak son derece önemli bir değer haline gelmiştir.

Kendini geliştirmeye açık, istekli olmak ve bunun için belirli bir iç disiplinle düzenli adımlar atmak, zamanla büyük bir güce dönüşür. Yaşam boyu öğrenmeye duyulan bu bağlılık aynı zamanda ruhsal sağlığımızı da destekleyen güçlü bir kaynak halini alır.

İlişkileri bir ayna olarak kullanabilmek

Kendimizi anlamlandırma sürecinde çevremiz büyük bir rol oynar. Kişisel gelişim yolculuğunda içe kapanma dönemleri yaygın olsa da dış dünya ile etkileşim ve sağlıklı iletişim kurabildiğimiz ölçüde kendimizi inşa edebiliriz. Hayatın bir öğrencisi olduğumuzda, bize en derin dersleri sunan şey tam olarak bu deneyimler olur.

Anlamlı ilişkilerin önemini kavradığımızda, onların bilgi alışverişi için en verimli alanlardan biri olduğunu fark ederiz. İlişkiler, bize adeta bir ayna tutarak yüzleşmekten kaçındığımız, yargıladığımız ya da zorlandığımız yönlerimizi gösterir. Bu alanları fark edip üzerinde çalışmaya açık olduğumuzda ise karşılaştığımız her insanın bize öğretebileceği bir değer taşıdığını görmeye başlarız.

Sonuç olarak, hayatın öğrencisi olmak bir unvan değil; dünyayı deneyimlemenin zenginleştirici bir yoludur. Yaşama sevinci, hayata duyulan bağlılık ve çocuksu bir merakla hayatın sunduğu sayısız dersi kucaklamayı içerir. Rahatlığın ve rutinin bizi kolayca içine çekebildiği bir çağda yaşıyoruz. Zaten stresli olan yaşamlarımızda, bir şeye daha emek vermek çoğu zaman gözümüzde büyüyebilir. Oysa tam da bu noktada, “fazladan zahmet” gibi görünen şeyler, bizi hayata bağlayan o ışığa dönüşme potansiyelini taşır. Kendimizi ve dünyayı keşfetme yolculuğunu, ezbere okunan bir harita gibi değil; her köşesinde yeni fırsatlar saklayan bir define avı gibi yaşamak ise tamamen bize kalır.



Dilan Günaçtı

1998 yılında İzmir’de doğan Dilan, lisede Türk Alman Kültür ve Eğitim Vakfı’nda eğitim gördü, lisansını ise Koç Üniversitesi'nde Arkeoloji ve Sanat Tarihi üzerine yaptı. Pandemi ile birlikte kişisel gelişim ve meditasyona yönelirken, David Cornwell’den Mindfulness eğitimi alarak bilinçli farkındalık pratiği ve nefes teknikleri üzerine araştırmalarına devam etti. Editör olarak çeşitli...



BLOOM SHOP