YAZAN: UZMAN PSİKOLOG BİRCE BİNGÖL

Romantik bir ilişki kurmak isteyen ve bir partner özlemi içinde olan kişilere sıkça şu tür tavsiyeler verilir: “Önce kendini sevmelisin.”“Kendindeki eksiklikleri tamamlamadan ilişkiye başlarsan yürümez.” ya da “Doğru kişi yalnızlığınla barıştığında ve artık ilişki istemediğinde gelir.” Bu sözleri bazen iyi niyetli bir arkadaşın ağzından duyarız, bazen de sosyal medyada karşımıza çıkan “kişisel gelişim” içeriklerinde rastlarız. Ancak bu önerilerin çoğu, niyetinden bağımsız olarak, birine ihtiyaç duymanın kişisel bir eksiklikten kaynaklandığı mesajını taşır. Sanki bir ilişki isteği, kişinin kendi içinde tamamlayamadığı bir boşluğun dışa vurumuymuş gibi. Bu düşünceye göre, kişi bu “eksikliği” gidermeden bir ilişki arzuluyorsa yanlış bir yoldadır. İşte tam da bu noktada önce kendini sev miti, ilişki isteğini bir problem gibi göstererek gerçek insan ihtiyaçlarını gölgede bırakır.


Önce kendini sev miti modern yaşam ve bağ kurma ihtiyacı üzerinde nasıl bir etkiye sahip?

İnsan olmanın doğasında, her daim ötekiyle bağ kurma ihtiyacı vardır. Sevgi, ilgi ve yakınlık arayışı bir zayıflık değil, insan türünün en temel ihtiyaçlarından biridir. Bağ kurma ihtiyacı sadece psikolojik değil, aynı zamanda memeli canlılar olan insanların hayatta kalma stratejilerinin bir parçasıdır.

Modern yaşam ise bizi üretim ve tüketim döngüsünün birer parçasına dönüştürürken kendimizle kurduğumuz ilişkiye de müdahale eder. Bununla beraber kendimizi sürekli “geliştirmemiz” ve “gerçekleştirmemiz” gereken bir proje gibi görmeye başlarız. Ürettiğimiz, verimli olduğumuz, işe yarar hissettiğimiz sürece değerli bir birey sayılırız. Böylece, ilişkilerimiz bile performansın ve yeterliliğin bir uzantısı haline gelir.  

Dışarıdan aldığımız bu mesajlarla birlikte biz de kendimize eksiklik arayan gözlerle bakmaya başlarız. Bu bakış yoğun bir kaygı yaratabilir çünkü zihnimizdeki “öteki”yi etkilemek için varsayımlarda bulunmaya başlarız. Örneğin vücudumuzu “arzulanan” hale getirmeye, “eğlenceli biri” olmaya, “çok ihtiyaç duymayan biri” gibi davranmaya çalışmak gibi.

Önce kendini sev mitinin yarattığı belirsizlik, kaygı ve kontrol yanılsaması nedir?

Birinin bizde ne görüp seveceğini bilmek imkansızdır çünkü sevmek son derece öznel bir deneyimdir ve bir formülü yoktur. Bu belirsizlik, yani sevilmenin bir formülünün olmaması başlı başına zor bir durumdur. Çünkü bir ilişki özlemi içinde olan kişi için bu durum, yalnızlığını gidermenin somut bir yolunun olmaması anlamına gelir. Bu da çoğu zaman kendimizde kusur aramamıza, hatta arkadaşlarımızın iyi niyetle söylediği “önce kendini sev” tavsiyelerini anlamlı bulmamıza neden olur. Çünkü en azından bu tavsiye, belirsizlik karşısında yapabileceğimiz bir şeyler olduğu hissini verir. Bu da bir nebze olsun o belirsizliğin yarattığı kaygıya iyi gelebilir.

Ancak bir ilişkinin başlaması da sürmesi de iki kişiyle ilgilidir. Dahası, bunda kontrol edemeyeceğimiz bir şans payı da vardır. Bu yüzden “kendimizi en iyi versiyonumuza dönüştürürsek özlemini duyduğumuz ilişkiyi buluruz” inancı iki tehlikeli sonuç doğurur: Kendimize dair derin bir eksiklik duygusu oluşturur ve kontrolümüzde olmayan durumların sorumluluğunun bizde olduğu yanılsamasını yaratır. Peki tüm bu “önce kendini sev” çağrılarının arasında bizler kendi payımıza neler yapabiliriz?

Sosyal ve ilişkisel varlıklar olduğumuzu kabul etmek

Sosyal ve ilişkisel varlıklar olduğumuzu kabul etmekle işe başlayabiliriz. İnsan, diğer tüm memeliler gibi hayatta kalabilmek için başkalarına ihtiyaç duyar. Bizler, diğer insanlardan bağımsız var olamayız.

Kendini tanımaya çalışmak, sevmek ya da sevmediğimiz yanlarımızla yüzleşmek… Bunların her biri ne kadar öznel deneyimler gibi görünse de aslında ötekiyle kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla mümkündür. Kendimize dair ilk inançlarımız, içinde doğduğumuz ilişkilerde şekillenir. Bu durum yetişkinlik hayatımızda da devam eder. Yani temas etme ihtiyacımız hiçbir zaman bitmez; biz bu temasın içinde gelişir ve değişiriz.

Bir romantik ilişki içinde kendi başımıza asla edinemeyeceğimiz deneyimler yaşarız. O ilişki bize, kendimize dair daha önce fark etmediğimiz yönleri gösterir. Her yeni ilişkide farklı bir yanımız ortaya çıkar; bu yüzden her ilişkide bir bakıma farklı bir “ben” oluruz.

Dolayısıyla “ilişki için kendimizi hazırlama” fikri, ebeveyn olmadan çocuk yetiştirmek gibidir. Ne kadar okursak okuyalım, deneyimlemeden gerçekten nasıl bir ebeveyn olacağımızı bilemeyiz.

İlişki özlemi içinde kendimize şefkatli davranmak

Eğer bir ilişki özlemi içindeyseniz ve bu isteğinizi kendi kendinize yetemediğinize dair bir işaret olarak algılıyorsanız bu algının nereden geldiğine bakmayı düşünebilirsiniz. Alt metninde “kendi kendine yetebilmelisin” diyen bu ses kimin sesi? Kimlerin sizden böyle bir beklentisi var? Siz bu beklentiyi karşılamak istiyor musunuz? Sizin beklentiniz ne? Bu sorular bir ilişki içinde olmaya dair sizin kendi arzularınıza yaklaşmanıza yardımcı olabilir. Bununla birlikte ilişki arayışında olmanın normal bir istek olduğunu ve yalnızlığın başlı başına zor bir deneyim olabileceğini de kabul edebiliriz. Bir ilişki arzuluyor olmanın bizi güçsüz insanlar yapıyor olma fikrine karşın bu ihtiyacımızı sahiplenmek bile yalnızlık deneyimini sancılı yaşamaktansa daha şefkatli yaşamaya yardımcı olabilir.

İlişki içinde kendimiz olma cesareti göstermek

İlişkiye önce kendimizdeki eksiklikleri tamamlayarak girmemiz gerektiği fikri, ilişki kuracağımız kişiye onun eksik bulacağını varsaydığımız taraflarımızı göstermemeye; hoşuna gideceğini düşündüğümüz taraflarımızın ise altını çizmeye yöneltebilir. Bu, zaman zaman çoğu kişinin fark ederek ya da fark etmeyerek yaptığı, ilişki kurma niyetiyle yapılan anlaşılır bir davranış olabilir.

Ancak bunu sürekli olarak ve kendi ihtiyaçlarımızı gözetmemek pahasına yapıyorsak, ilişkinin bize hizmet etmesindense biz ilişkiye hizmet eder hale gelebiliriz. Bu da temelde ilişki içinde yaşamayı arzu ettiğimiz ihtiyaçlarımızı karşılamaz: olduğumuz gibi kabul edilmek ve sevilmek. Dolayısıyla, reddedilme riskini beraberinde getirse de ilişki içinde kendimizi olduğu gibi ortaya koyma cesaretini göstermek, kendimizde hep giderilecek bir kusur, bir eksik var öğretisine karşı durmamıza yardımcı olabilir.





BLOOM SHOP