Fotoğraf: blog.freepeople.com

İnsanın aklı gerekli gereksiz her şeyle tıklım tıklım dolu olunca, hayatı da aynı şekilde tıklım tıklım dolu oluyor. Sevgili yoga hocam Krishan Verma bir gün derste bize şöyle demişti:

“Zihniniz sizin oturma odanız. Nerede yaşıyorsunuz? Zihninizde. Evde oturma odanızı nasıl tutuyorsunuz? Temiz, düzenli. Oturma odasına bazı eşyalar koyuyorsunuz ama her şeyi değil. Her şeyi koyarsanız orası oturma odası olmaktan çıkar, depo olur. Zihninizi nelerle döşediğinize dikkat edin.”

Yoga, tasavvuf öğretileri, zen gibi kadim öğretiler, insan zihnini geçmiş-gelecek git-gelinden arındırmaya, sakinleştirmeye yönelik öğretiler. Zihin kalabalık olduğunda etraf da kalabalık oluyor, size iyi gelen-gelmeyen yüzlerce eşya, size iyi gelen-gelmeyen yüzlerce insan, size iyi gelen-gelmeyen yüzlerce duygu ve düşünceyle dolu oluyorsunuz.

Böylece hayat bir koşturmaya, bir cebelleşmeye dönüşüyor. Sağlığımız, yaşama sevincimiz ve huzurumuz da bu karmaşada kayboluyor, yerlerini tatsız tuzsuz bir rutine bırakıyorlar.

Peki yaşam alanımızı, hem zihnimizi hem de yaşadığımız çevreyi nasıl sakinleştirebiliriz?

1. Zen yaşamın ilk esası düzenli olarak meditasyona vakit ayırmak.

Her gün belli bir süre (ideal olan sabah ve akşam 20’şer dakika) kendiniz için size ilham veren objelerle hazırladığınız (mumlar, tütsüler, çiçekler, fotoğraflar, vs.) köşenize oturup, orada zihninizde salınan düşüncelerin gelip geçmesine izin verin. Duygularınızı, bedeninizi, içinizde olup bitenleri gözlemleyin. Eğer nasıl meditasyon yapılacağını bilmiyorsanız meditasyon yapmayı öğrenin. Veya başlangıç için yönlendirmeli meditasyonlar yapın.

2. Olumsuz duygu ve düşüncelerinizle iletişim halinde olun.

Her ne kadar kültürümüz bize duygularımızı halı altına ittirmeyi, çözmektense geçiştirmeyi öğretiyor olsa bile, sistemden atılmayan tüm duygular uzun vadede sinir sisteminde birikerek insana fiziksel veya psikolojik olarak zarar veriyor. Öfke, stres, kıskançlık, korku, anksiyete, depresyon, bu duygular sizi ele geçirmiş veya zaman zaman ele geçiriyor olabilir. Onların egemenliğinden çıkmanın en önemli yollarından biri kendi iç aleminin farkında olmak. Duygularınızla muhatap olun. İç aleminizi gözlemlemeye vakit ayırın.

3. Her gün belli bir zamanınızı konsantre bir şekilde hareket etmeye ayırın.

Örneğin araba kullanırken sadece araba kullanın. Yemek yerken sadece yemek yiyin. Yolda yürürken sadece yürüyün. Telefonunuzla oynamadan, bir arkadaşınızla konuşmadan, müzik dinlemeden sadece o işi yapın.

4. Doğa ile bağ kurun.

Sadece çimlere yayılıp oturmak değil, doğaya kendinizi bir süre maruz bırakın. İnsan, doğaya ait bir varlık. Şehir hayatının gürültüsünden kaçıp, özellikle de havalar güzelken kendinizi uzun doğa yürüyüşlerine verebilirsiniz. Hatta doğanın sessizliğine kaçabileceğiniz hafta sonu kampları daha bile ideal.

İlginizi çekebilir: Toprak: Doğal Bir Antidepresan

5. Zen bir yaşam için bakış açınızı değiştirin.

İçeriyi gözlemlemek hassas noktalarınızın farkına varmanızı, öz farkındalığınızı arttırmanızı da sağlar. Ne zaman öfkeye kapılıyorsunuz? Nelerden korkuyorsunuz? Hangi konularda çekingensiniz? Nelerden gocunuyorsunuz? Hayatınızın niteliğini arttırmak için belki farklı bir haritaya, farklı bir bakış açısına ihtiyacınız var?

6. Dönüşüme, değişime açık olun.

Eğer hayatınızda bazı şeylerin değişmesini istiyorsanız bunun için çaba harcamalısınız. En zor şey alışkanlıkları değiştirmek. Ancak aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemezsiniz.

7. Sağlıklı beslenin.

Yiyeceklerinizi seçerek vücudunuza alın. Yediğimiz ve içtiğimiz her şey bizi ya huzurlu ya da huzursuz ediyor. Hazmı kolay ve taze yiyeceklerle beslenin.

İlginizi çekebilir: Sağlıklı Beslenmenin Temel İlkeleri

8. Hayatınızın bir anlamı olsun.

Buda “Günün sonunda üç şeyin önemi vardır: Ne kadar sevdiğiniz, ne denli nazik yaşadığınız ve sizin olmayan şeyleri asaletle bırakmakta ne kadar başarılı olduğunuz.” diyor. Buradan giderken sizin yaşamınız ne anlam ifade edecek?

İlginizi çekebilir: İkigai: Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı

İlginizi çekebilir!