YAZAN: DİLA ATTEPE

Kalbimiz, bizleri ayakta tutan ayrılmaz bir parçamızdır. Bedenimizdeki sistemler için sürekli çalışan kalbimiz, fiziksel işinin yanında, spiritüel olarak da bizlere yol gösterir. Zihnimizle ve duygularımızla iç içe olan kalbimizi dışarıya açmamız, içsel yolculuğumuz için önemli bir noktada yer alıyor. Dış dünya ile kurduğumuz görünmez bir bağ olan duygularımız, kalbimizin açık olmasıyla doğrudan ilişkili. İnsanları, hayvanları, bitkileri sevmek, onlara duyduğumuz empati, anlayış göstermemiz, açık bir kalp ile aynı zemine oturuyor. Birlikte açık bir kalbe erişmenin ne demek olduğunu ve kalbimizi nasıl açabileceğimizi keşfedelim.


Açık bir kalbe sahip olmak ne anlama geliyor?

Dış dünya ile olan ilişkilerimiz kalbimizin bir yansımasıdır. Davranışlarımız ve yaşadığımız, yansıttığımız duygular kalbimizin kapalı veya açık olduğunu gösterir. Kalbimizin açık olması, sevgimizin engelleri aştığı, içinde yaşadığımız dünyaya karşı kabul ve anlayış ile genişleyen bir ruh hali içinde olmaktır. Kalbimizin açık olduğunu fiziksel olarak özellikle göğsümüzde ve vücudumuzun her yerinde bir sıcaklık ve sakinlikle hissedebiliriz. İlişkilere şefkatle, nezaketle ve anlamlı etkileşimler kurma isteğiyle yaklaşmak kalbimizin açık olmasıyla ilgilidir. Açık bir kalp, etrafımızdaki insanlarla daha tatmin edici bağlantılar kurmamıza yardımcı olur. Açık bir kalbe sahip olmanın saf olmak veya sınırlarımızı göz ardı etmek anlamına gelmediğini unutmamak önemlidir.

Deneyimlerimiz kalbimizi nasıl şekillendiriyor?

Acı çektiğimiz zamanlarda, kendimizi kapatarak yaşanılanlara karşı onlar yokmuş ya da önemli değilmiş gibi davranabiliriz. Kendimizi kapattığımızda, kalbimiz de kapanır. Bu da kendi içsel yolculuğumuzu ve başkalarıyla sağlıklı bir şekilde bağlantı kurmayı zorlaştırır. Tecrübe ettiğimiz acı verici olaylar sonucunda yeni olana korku duymamız olasıdır. Pozitif duygular ve davranışlar, kapalı bir kalpten dışarı çıkamaz ve engellerini dışarıya da gösterir. Derin ve anlamlı ilişkiler kurmak için öncelikle dışarıya koşulsuz şekilde kalbimizi açmamız gerekir.

Kalbimizi nasıl açabiliriz?

Açık bir kalbe erişmek, kalbimizin kapalı olduğunu hissetmekten geçer. Öncelikle kendimize “Ne hissediyorum?” diye sormamız gerekir. Kendimizle ne kadar iletişimde olursak, etrafımızdaki canlılara ve dünyaya daha çok sevgi verebiliriz. Ne hissettiğimizi kendimize uygun nefes pratikleri, meditasyon veya yoga gibi farkındalık pratikleriyle keşfedebiliriz.

Ünlü spiritüel öğretmen Ram Dass, hislerini nefes pratiği ile nasıl dışarıya döktüğünü ve canlılara karşı şefkatini nasıl geliştirdiğini şöyle anlatıyor: “Nefesimi kalbimden alıyorum ve nefesimle dışarıdan tüm insanlar ve canlılar için topladığım sevgiyi veriyorum. Tekrar nefes alırken evreni kalbimde hissediyorum ve bu şekilde alıp vermeye devam ediyorum. Nefesimi verirken ‘Bütün varlıklar acıdan uzak olsun, bütün varlıklar huzurlu olsun, bütün varlıklar mutlu olsun.’ diyorum ve kendime şunu tekrar ediyorum: ‘Ne kadar katı kalpli olursam olayım, aklımı ve kalbimi başkalarının yararına kullanacağım. Onlara iyi dileklerde bulunacağım.'”

Bazı öğretilerde Metta Meditasyonu olarak da bilinen bu yöntem, açık bir kalbe erişmek, kendimize ve etrafımızdaki tüm varlıklara olan şefkatimizi geliştirmek için etkili bir meditasyon yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Öz şefkat duygusu ve şefkati dışarıya vermek

Doğumumuzdan itibaren gelişmeye başlayan öz şefkat duygusu, dışarıdan alınan bilgilerle ve deneyimlerle şekillenir. Çocuklukta aldığımız olumsuz eleştiriler, yetişkinlikte de eksik bir öz şefkat duygusu ile kendini gösterir. Aklımızda yer edinen negatif benlik algısı, “Dürüst değilim.”, “Sevilebilir değilim.” veya “Yeterli değilim” gibi olumsuz düşüncelere dayanır. Bu negatif imge karşısında, kendimizi olduğumuz gibi kabul ederek öz şefkate yer vermemiz gerekir.

Ram Das, kendimize duyacağımız şefkati, anne şefkati ile somutlaştırıyor. Bebekken annenizin size verdiği sevgiyi düşünün. Gördüğünüz beklentisiz, koşulsuz, kişisel bir tatmin aramayan bir sevgiydi. Sadece var olduğunuz için seviliyordunuz. Dışarıya sevgiyi ve şefkati vermeniz için tam olarak bu koşulsuz sevgiyi öncelikle kendinize vermeniz gerekiyor. Ancak kendinizi kabul ettiğiniz ve sevdiğinizde dışarıya da sevgi ve şefkat besleyebilirsiniz. Başarılarınız ya da fiziksel özellikleriniz; bunların hiçbirinin önemi yok. Şu an buradasınız ve burada olduğunuz için kendinizi sevmelisiniz.

Negatif duygular karşısında şefkati beslemek

Hepimiz hayatımızın bir noktasında, öfke duygusuyla düşünmeden hareket ettiğimiz, kendimize ya da başkalarına öfkemizi kustuğumuz bir zamandan geçmişizdir. Böyle zamanlarda duyduğumuz öfke, içimizdeki şefkat duygusunu bastırabilir ve körelmesine sebep olabilir. Ne yazık ki hissettiğimiz öfke, çoğu zaman farkındalığın ve içgörünün oluşmasını engeller. Karşılaştığımız zorlukların hayatın bir parçası olduğunu ve bu duyguları herkesin yaşayabileceğini unutmadan geliştirdiğimiz şefkat duygusu, bu dünyadaki deneyimlerimizde bizlere yardım eli uzatır.

Nefret, öfke, tiksinti gibi duygular karşısında koşulsuz şefkati geliştirmek, kalbimizin de dış dünyaya bu kapıyı açması demektir. Dünyada bizimle birlikte yaşayan tüm insanları ve varlıkları, yaşadığımız koşulların ötesinde sadece var oldukları gibi kabul etmemiz ve elimizde olan sevgiyi koşulsuz şekilde sunabilmemiz gerekir. Ram Das, etrafımızdakilere karşı sevgi ve şefkat beslememizin ve negatifliklerden bağımsız şekilde onları yalnızca saf bilinç ve saf ruh olarak görmemizin, en iyi şekilde gelişmemiz için anahtar olduğunu söylüyor. Bu bakış açısıyla içimizde değişmeyen bir sevgi besleriz ve kalbimizi dışarıya açıp şefkatimizi gösterebiliriz.



Dila Attepe

1999 yılında Ankara’da doğan Dila, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Bitirme tezini kadınlarda beden algısı üzerine yazdıktan sonra kişisel gelişim ve psikoloji alanına yöneldi. Live to Bloom’da editör olarak çalışmaya başlayan Dila, beden algısı ve zihinsel sağlığı geliştirme konusundaki farkındalığı sayesinde sağlıklı yaşam camiasına ilham...



BLOOM SHOP