YAZAN: DİLA ATTEPE

İnsanlık için mutluluğu bulmak vazgeçilmez ve asla sona ermeyen bir arayıştır. Yıllar boyunca bilimsel araştırmalara konu olan, mutluluğu elde etme yolunda yardımcı etkenleri bulma çabasına yönelten bu arayışın sonuçları bilimsel ve sosyal kanıtlarla pek çok kez insanlara sunuldu. Peki, gerçekten mutluluğun sırrı var mı? Dr. Robert Waldinger’ın direktörü olduğu ve The Good Life adlı kitabına konu ettiği, tarihte yapılmış en uzun çalışmalardan biri olan Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması, bizlere mutluluğun sırlarını sunuyor.


Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması nedir?

Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması, 1938’de Boston’daki dezavantajlı ve sorunlu ailelerden gelen erkekler ve Harvard mezunları olmak üzere 724 katılımcıyla başladı. Araştırmacılar, periyodik olarak katılımcıları takip etti, onlardan egzersiz ve içme alışkanlıklarından evlilik doyumuna ve en büyük endişelerine kadar her şeyin bir araya geldiği anket sorularını cevaplamalarını istediler.

Katılımcıların davranışlarını ve yaşam koşullarını gözlemlemek için yüz yüze görüşmeler yapıldı. Bu çalışmada beyin taramaları, kan testleri ve stres hormonları kontrollerinden geçen katılımcılardan düzenli toplanan veriler, fiziksel, zihinsel ve refah belirteçleriydi. 85 yıllık bu çalışmanın sonunda toplanan bilgilere göre, ilişkilerin mutluluk ve sağlık konusunda bize olumlu etkileri olduğu sonucuna varıldı. Harvard’da psikiyatri bölümünde çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Robert Waldinger bu araştırma doğrultusunda yazdığı The Good Life adlı kitabında 10 madde ile mutluluğun ana sırrını anlatıyor. Öne çıkanları yakından inceledik.

Sağlıklı ilişkiler mutluluğu beraberinde getirir.

Harvard’ın yaptığı çalışmaya göre ilişkilerimiz, mutlu bir hayatı beraberinde getiren en önemli faktördür. Dr. Waldinger, kitabında ailesine, arkadaşlarına ve topluma daha fazla bağlı olan kişilerin, daha az bağlantısı olan kişilere göre daha mutlu ve fiziksel olarak daha sağlıklı olduğuna dikkat çekiyor.

Elbette, ilişkilerin kalitesi de mutluluğu etkileyen bir faktör ancak daha fazla bağlantımızın olması değil, bağlantılarımızın güçlü olması mutluluğu bize sunan şeylerden biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca ilişkilerde tarafların karşılıklı olarak birbirlerini beslemesinin iyi ilişki kurmanın anahtarı olduğunu da belirtiyor.

Beynimiz vücudumuzdaki hormonlardan beslenir, yani insanlarla etkileşimimizin getirdiği zevk hissi mutluluğu tetikler. İlk modern insan olarak bilinen Homo Sapiens’in diğer birçok hayvan türüyle paylaştığı sosyal olma özelliği de buna örnek olarak verilebilir. Homo Sapiens’in vücut ve beyin yapısı iş birliğine yönelik evrimleşmiştir.

Sosyal olmaları, hayatta kalmalarını sağlayan bir etkendir. Günümüzde de spor, hobiler ve gönüllülük gibi iletişimi teşvik eden etkinlikler, iletişim ağlarımızı genişletmeye ve mutluluk yoluna bir adım atmamıza yardımcı olur.

İyi bir ilişki “bir partner ile birlikte olmak” anlamına gelmek zorunda değildir.

İlişki dediğimizde aklımıza ilk önce romantik ilişki gelse de mutluluk için mutlaka evli olmak veya biriyle yaşamak gerekmiyor. Aile ve akrabalık ilişkilerimizin veya arkadaşlarımızla etkileşimlerimizin sağlıklı bir eksende olması da uzun vadede mutluluğu garantileyen bir faktördür.

Hayatımızda değer verdiğimiz ve istediğimizde ulaşabileceğimiz sevdiklerimizin olması yaşamımızı daha mutlu kılar. Araştırmada katılımcıların cevapladığı sorulardan biri de “Bir gece yarısı, hasta veya korkmuş uyansaydınız kimi arayabilirdiniz?” sorusuydu ve sonuçlara göre, bu soruya cevap verebilen katılımcılar hayatlarında daha pozitif deneyimler yaşadı. “Bazı insanlar bir partneri ve sayılamayacak kadar çok arkadaşı olmasına rağmen yalnız hissedebilir, bazıları ise yalnız yaşamasına, az sayıda yakın arkadaşı olmasına rağmen kendini huzurlu ve bağlı hissedebilir.” diyor Dr. Waldinger.

Sadece bir yabancıyla iletişime geçmek bile canlandırıcı olabilir.

Çalışmanın şaşırtıcı bir noktası da kurduğumuz en küçük ilişkinin bile bize ne kadar çok yardımcı olduğunu ortaya koyuyor. İki gruptan birine yapacakları yolculukta bir yabancıyla sohbet edeceği, diğer gruba ise iletişim kurmadan yolculuğuna devam edeceği söyleniyor.

Başkalarıyla sohbet eden grup, çalışma başlamadan önce kötü bir yolculuk geçireceğini ifade etse de çalışma sonunda daha mutlu hissettiklerini söylüyor. Dr. Waldinger, kitabında bu konudan şöyle bahsediyor: “Beynimiz, bizi zevk duyumlarıyla ödüllendirerek karınlarımızdaki yiyeceğin varlığına tepki verdiği gibi, başkalarıyla olumlu temasa da tepki verir. Olumlu etkileşim, vücudumuza güvende olduğumuzu söyler, fiziksel uyarılmamızı azaltır ve iyi olma duygumuzu arttırır.”

İyi bir hayat, karmaşık olabilir.

Araştırma, en mutlu ve en çok refah duygusuna sahip olanların, yaşamın karşılaşabilecekleri zorluklar getirebileceğini bilen insanlar olduğunu ortaya koydu. Mutlu bir hayat dendiğinde aklımıza sonsuz rahatlık gelse de aslında yaşadığımız zorluklar deneyimlediğimiz mutluluk duygusunu değerli kılıyor ve başarı duygusuyla bizi motive ediyor. Waldinger, “Hayat, bir şeyi başarmış gibi hissetmemize izin veren zorluklar getiriyorsa, bu tatmin edicidir. Zenginlik ve ayrıcalık size mutluluk sağlamaz.” diyor.

Mutlu olmak için asla geç değildir

İçinde yaşadığımız dünya, daha derin bağları arzulayan bir yer. Bazen işleri daha iyi hale getirmek için hiçbir şey yapılamayacağını, hayatın içinde kaybolduğumuzu, yalnız olduğumuzu hissedebiliriz. Bu hislerin sadece bize özel olmadığını, herkesin tecrübe edebileceği hisler olduğunu unutmamalıyız.

Waldinger, bazı katılımcıların 60’lı, 70’li, 80’li yaşlarında ilk kez aşkı ve arkadaşlığı bulduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu yüzden araştırmamızdan gelen mesaj şudur: Daha iyi ilişkilere sahip olmak için çok geç olduğunu düşünüyorsanız, tekrar düşünün.”

Harvard’ın yaptığı bu 85 yıllık çalışmadan çıkarılacak ana ders şöyle:

Sağlıklı ilişkiler bizi hayata bağlar, mutlu ve huzurlu olmamızı sağlar. Mutluluğu elde etmek için gereken adımları atmak, yeni bir başlangıç yapmak zor gelebilir ancak bu da çıktığınız yolda size güç katacak şeylerden biridir.

Bu yolda sizinle yürüyebilecek insanları seçebilir, yürürken her saniye kime, neye dikkatinizi vereceğinize karar verebilirsiniz. Gün geçtikçe ilişkilerinize öncelik verebilir ve sizin için önemli olan insanlarla birlikte olmayı seçebilirsiniz.

Merakınızı geliştirerek, özveri ve ilgiyle ailenize, sevdiklerinize, iş arkadaşlarınıza, dostlarınıza, tanıdıklarınıza, hatta yabancılara ulaşarak iyi ilişkilerin ve beraberinde de mutlu bir hayatın temelini güçlendirebilirsiniz.

Unutmayın, mutluluğa ulaşmak için hiçbir zaman geç değildir!



Dila Attepe

1999 yılında Ankara’da doğan Dila, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Bitirme tezini kadınlarda beden algısı üzerine yazdıktan sonra kişisel gelişim ve psikoloji alanına yöneldi. Live to Bloom’da editör olarak çalışmaya başlayan Dila, beden algısı ve zihinsel sağlığı geliştirme konusundaki farkındalığı sayesinde sağlıklı yaşam camiasına ilham...



BLOOM SHOP