Neden öfkelenince kendimizi kaybedip bağırıyor ve sonra pişman oluyoruz? Neden zaman zaman stresi yönetmekte zorlanıyoruz? Neden bazı dönemler sebepsiz yere karalar bağlıyor ve o karanlıklardan kendimizi çıkaramıyoruz? Neden belli dönemlerde duygu patlamaları yaşıyoruz? Limbik sistem ile tanışmaya hazır olun.

Cevabı bir türlü bulamadığımız için belki de sormayı bıraktığımız, çoğumuzun aklında olan sorular bunlar… Bu konuyu nörobilim açısından ele alacak olursak beynin çalışma şeklini biraz anlamamız gerekir. Beynin üç katmanı var: Sürüngen beyin, limbik sistem (duygusal beyin) ve neokorteks (düşünen beyin). Sürüngen beyin ve limbik sistem, insan beyninin en eski olan bölümleri, neokorteks ise beynin en son gelişmiş kısmı, yani başka bir tabirle “yeni beyin”.

Beynin duygu merkezi limbik sistemi tanıyalım!

Henüz tam olarak deşifre edilememiş olmakla birlikte, şu anki verilere göre beynin duygu merkezi olan limbik sistem; hipotalamus, amigdala, talamus ve hipokampüsten oluşuyor.

Limbik sistem korku, öfke, açlık, seksüel merkezleri barındırmasının yanı sıra aynı zamanda öğrenme ve hatırlama işlevlerini de yürütüyor.

Hipotalamus endokrin sistemini (hormon salgılanması), otonom sinir sistemini (nefes almak, sindirim, kalbin atması, tükürük, terleme gibi bizim kontrolümüzde olmayan yaşamsal fonksiyonlar) ve uyku döngüsünü düzenliyor. Başlıca görevleri beslenme, cinsellik, vücut ısısı ve biyolojik saatin düzenlenmesi.

Amigdala beynin olası tehlike anında işleri otomatik olarak ele alan kısmı. Stres hormonları salgılayarak vücuda acil alarmı veriyor. Öfke, şiddet, korku, kaygı gibi olumsuz duyguların merkezi.

Talamus koku alma duyusu hariç, tat alma, görme, işitme ve dokunma gibi diğer duyu organlarından sorumlu.

Hipokampüs ise kısa ve uzun süreli bellekten sorumlu.

Beynin hayata yaklaşımımızı belirleyen bölümü

Bu iletişim nöronlar yoluyla sağlanıyor. Beyinde 100 milyon nöron var. Her bir nöron 10.000 diğer nöronla bağlantı halinde. Biz yedi yaşına gelene kadar bu nöronların arasındaki iletişim sabitleniyor ve biz hayatla ilgili iyi, kötü ve nötr hislerimize dayanarak belli çıkarımlara varıyoruz.

Çocukken belirlenen bu çıkarımlarda elbette bizi büyüten yetişkinlerin bizimle iletişimleri ve onların inançları ve çıkarımları son derece etkili. Bu yargılar sonucunda daha biz küçükken yaşam algımız, kök inançlarımız, davranış biçimimiz ve hayata yaklaşımımız belirleniyor. Bu çıkarımı sağlamamıza yardımcı olan hakem heyeti ise limbik sistem (duygusal beyin) ve neokorteks (düşünen beyin).

Neokorteks ise beynin mantıklı düşünüp taşınıp karar veren kısmı. Neokorteksi önümüzdeki hafta biraz daha detaylı yazacağım, bu hafta konumuz duygusal dünyamızdan sorumlu olan “limbik beyin”.

Limbik (duygusal) beyin, bir şeyleri öğrendikten sonra kısayol yaratıp, o işi düşünmeden, otomatik bir şekilde yapmaya başlar. Bisiklete binmek, araba kullanmak, sörf yapmak gibi, aslında günlük alışkanlıklarımız ve hayat karşısında verdiğimiz tüm tepkiler, limbik beynin standart operasyonel yanıt sistemidir.

Nöral ağların çoğu 7 yaşına kadar bağlandığı için, biz kaç yaşına gelirsek gelelim, beynimizi eğitmediğimiz ve belli çıkarımları aktif olarak değiştirmediğimiz sürece, bir nevi 7 yaş sürümüyle hayatı yaşamaya devam ederiz. Bilinçaltında biriken anılar ve o anıların bize hissettirdikleri üzerinden verdiğimiz kararlar, biz farkında olmadan bugünkü duygu, düşünce ve davranışlarımızı, hatta ve hatta gelecekte alacağımız kararları etkiler.

Beynin konfor alanından çıkmamıza izin vermeyen bölümü

Limbik sistemin çalışma şekli acıdan kaçmak ve keyfin peşinden gitmek üzerine. Otomatik pilotu sevdiği ve onu sürdürmek istediği için her koşulda değişime karşı dirençli. Burası, yani alışkanlık haline gelmiş davranışlarımız “konfor alanı” dediğimiz bölge. Kötü bir alışkanlığı değiştirmek istediğimizde değişmemize izin vermeyen, limbik sistem egemenliği.

Ancak, limbik sistem kısayol yaratmayı sevdiği için aynı zamanda iyi bir alışkanlığı edindiğimiz zaman da bizi fazla yormadan uygulamaya sokmamıza yardım ediyor. Bu otomatik pilota geçişi sağlama esnasında alışkanlık bırakma ve edinmede aşamasında daha önceki yazımda bahsettiğim gibi disiplin ve süreklilik çok önemli. İdeal olan, bırakmak veya edinmek istediğiniz davranışı 40 gün sürekli olarak ve irade koyarak uygulamak veya uygulamamak.

İlginizi çekebilir: Kötü Alışkanlıkları Bırakmanın 6 Adımı

Toksik duygularımızla mücadele etmenin yolu

Yazının en başında bahsettiğimiz duygusal sıkıntıları yaşamamızın sebebi duygu dünyamızın toksik oluşu. Yazılarımda sık sık vurguladığım gibi ne evde, ne okulda olumsuz duygu ve düşüncelerimizle nasıl başa çıkacağımızı öğrenmiyor, çoğu zaman onlar yokmuş gibi davranıyoruz.

Olumsuz duygular, onları iyileştirmediğimiz sürece sinir sisteminde birikiyor. Bu birikimleri yok sayma ve halı altına ittirmelerimiz tantrumlara ve duygusal patlamalara sebep oluyor.

Limbik sistemi bu derinlere işlemiş karanlık duygulardan, geçmişin travmalarından kurtarmak, aslı esası olmayan çıkarımları ve kök inançları değiştirmek, kısacası duygu dünyamızı sağlığına kavuşturmak ise zihinsel, bedensel ve ruhsal açıdan bütünsel anlamda sağlığa kavuşabilmemiz için son derece önemli.

Kısaca özetleyecek olursak; kendimizi, konfor alanından çıkmak istemeyen ve değişim karşısında direnç geliştiren duygusal beynimizin egemenliğinden kurtarıp, odağımızı bize zarar veren davranışları değiştirmenin üzerinde tuttuğumuz takdirde sağlıklı bir duygu dünyasına kavuşabiliriz.

Bilinçaltında biriktirdiğimiz acı dolu duygulardan, karanlıklardan kurtulup duygusal sağlığa kavuşmanın en kısa yollarından biri de kadim öğretiler ve varoluş bilgisini yaşamımıza dahil etmek. Buna odaklandığımız zaman, emin olabiliriz ki bu emeklerin karşılığını her şeyden önce sağlık, daha sonra huzur, mutluluk ve özgürleşme olarak geri alabiliriz.

Kaynak: Udemy – Master Your Brain