Sanıyorum aramızda “olumlama” ifadesini duymayan kalmamıştır. The Secret yayınlandığından bu yana evrene gönderdiğimiz yazılı sözlü mesajlar hayatımızda henüz olmayan ancak gerçekleşmesini istediğimiz niyetlerle dolu. Peki bunların ne kadarına tanık olabildik? Şahsen ben pek olamadım. Ne kadar olumlama yapsam da, niyetlerimi defalarca yazıp okusam da bir türlü gerçekleşmiyorlardı! İlk zamanlar hatayı kendimde aramadım değil ancak araştırıp öğrendikçe işin aslının bambaşka sebeplere dayandığını keşfettim. Sorgulama tekniği ise aradığım cevap oldu. 

İlginizi çekebilir: Önümüzdeki En Büyük Engel: Ego Savunma Mekanizmaları

Olumlamalar neden işe yaramıyor?

Olumlamaların işe yaramamasının çok basit bir açıklaması var. O da bilinçli zihinle yapılıyor olması. Bu şu demek; bilinçli zihninizle ifade ettikleriniz eğer bilinçaltınızla uyumlu değilse, bilinçaltına ulaşamadan kritik zihne çarpıp dönüyor. Kritik zihni de bilinçaltının kapısındaki bodyguard gibi düşünebilirsiniz. Gelen her bilgiyi elindeki tutanaklara bakarak teyit ediyor ve eğer bilinçaltınızda ilettiğiniz yönde bir kayıt yoksa içeri almadan geri gönderiyor. 

Bilinçli zihinle bilinçaltının uyumlu olmaması ne ifade ediyor?

Belki siz de deneyimlemişsinizdir; bazen bir şeyleri dener dururuz ama bir türlü olduramayız. Mesela terfi ya da daha yüksek gelir seviyesinde bir iş isteriz ama olmaz da olmaz. Sonunda da kendimizi, başkalarını, zamanı ya da kaderi suçlarız. Aslında niyetimizin gerçekleşmemesinin sebebi bilinçaltımızda “Para insanı mutsuz eder.”, “Bundan daha iyisini hak etmiyorum.” gibi kısıtlayıcı kök inançların bulunmasıdır. 

Kök inançlar bizim çocukluk yaşta deneyimle ya da şartlandırmayla edindiğimiz ve dünyayı belirli bir şekilde algılamamıza ve yaşamamıza neden olan kalıplardır. Dolayısıyla bilinçli olarak kurduğumuz niyet, bilinçaltında yer alan inançlarımızla uyumlu olmadığında kabul görmez. Çünkü bu ikisi ters düştüğünde, şovun esas sahibi olan bilinçaltı her zaman kazanır

İlginizi çekebilir: Öğrenilmiş Utanç Duygusu ile Başa Çıkabilmek

Neden söylenenler bazen gerçek olur?

Bu da doğru. Bazen ağzımızdan öyle bir laf çıkar ki, hiç beklemediğimiz halde oluverir. Bunun nedeni yüksek enerji anlarıAşırı mutlu olduğumuz ya da aşırı üzgün olduğumuz anlarda ağzımızdan çıkanlara da zihnimizden geçenlere de dikkat etmeliyiz. Yüksek enerjide karbon kâğıdı gibiyizdir. Anında kaydı düşer. Böyle anlarda, kendimizle ilgili farkında olmaksızın kararlar almak evrenle yaptığımız gizli anlaşmalardır. Kızıp da bir daha asla sevmeyeceğim gibi verdiğimiz sözler, bu yeminleri bozana kadar bizimle kalır ve hayatımızı tam da ifade ettiğimiz yönde yaşamaya yöneltir. 

Fakat olumlamalar bu yüksek enerji anlarından farklı olarak, bilinç seviyesinde, çalışılıp yapılan uygulamalardır. Nadiren de olsa gerçekleşebilirler. Bunun sebebini “tekrar yasasıyla” açıklamak mümkün. Bazen gerçekleşmesini istediğimiz şeyi o kadar çok tekrar ederiz ki, en nihayetinde kritik zihnin yorgun ya da aşırı yoğun olduğu bir ana denk gelerek onu es geçmeyi başarırız.  

Olumlamaların hiç faydası yok mu? 

Tabii ki var, sadece umduğunuz yönde değil. Olumlamaların temel ve esas faydası beyninizi gerçekleşmesini istediğiniz niyete odaklamaktır. Tekrar, zihninizi sürekli olmasını istediğiniz şeyde tutar. Dikkatinizin dağılmasının önüne geçer. Beyninize sürekli “buna odaklan” mesajını verir. Ancak bununla sınırlıdır. Bilinçaltınızda olumlamanızın aksi yönünde bir kayıt olduğu sürece, o kayıt düzeltilmeden gerçekleşmesi neredeyse imkansızdır. 

Olumlama yerine nasıl bir yöntem uygulayabiliriz?

Araştırmalar olumlama yerine sorgulama tekniğini işaret ediyor. Sorgulama tekniği için kısaca “soru sormak” diyebiliriz. Olumlama gerçekleşmesini istediğimiz bir konuya dair beyanda bulunmak iken; sorgulama yöntemi, o konuya dair ortaya soru atmak olarak özetlenebilir.

Bu yönteme dair Psychological Science dergisinde yayınlanan bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Eylem almak yönünde kendi kendine beyanda bulunmanın mı yoksa soru sormanın mı daha iyi sonuç verdiğini merak eden araştırmacılar, bir grup katılımcıdan anagram çözmelerini istiyorlar. Ancak anagramları vermeden önce her katılımcı grubundan “Ben.”, “Yapacağım.”, “Yapacak mıyım?” yazmalarını talep ediyorlar.

Çalışmanın sonucunda soru kalıbı yazan, yani anagramları çözüp çözemeyeceğini farkında olmaksızın sorgulamış olan grubun daha çok anagram çözdüğü gözlemleniyor. Yapacağını beyan eden gruba nazaran soru kalıbı kullanan grup daha fazla çözüme ulaşıyor.  

İlginizi çekebilir: İlişki Problemleri ile Baş Etmenizi Kolaylaştıracak 5 Soru

Sorgulama tekniği nasıl yapılıyor?

Sorgulama tekniği basitçe olumlamasını yaptığınız niyetlerinizi soru kalıbına dönüştürmeye dayanıyor. Örneğin; “işimde yükseliyorum” şeklinde sadece beyanda bulunduğunuz ve bilinçaltınızla uyuşmayan bir olumlama yapmak yerine, “işimde doğru adımlar atarak varmak istediğim noktaya en sağlıklı nasıl ulaşabilirim?” gibi sorular sorabilirsiniz.

Böylece eğer varsa, bilinçaltınızdaki olumsuz inanç kalıplarıyla ters düşmemiş ve kendi kendinizi sabote etmemiş olursunuz. Bilinçaltıyla uyuşmazlık yaşamadığınız durumlarda onun desteğini niyetinizin daha kolay gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz. Nasıl mı? Sorgulama tekniğinin temel esasıyla!

Sorgulama tekniği arkasındaki temel esas

Sorgulama tekniğinin altın kuralı soruları sorup bırakmaktır! Yani sorduğumuz soruların cevaplarını bilinçli zihnimizle aramaya koyulmamalıyız. Çünkü kendimize sorular sorduğumuzda aslında farkında olmaksızın bilinçaltımızı o soruların cevaplarını bulması için yönlendirmiş oluruz.

Biz soru sordukça bilinçaltımız içten içe o soruların cevabını aradığı için karşımıza ilgili cevapları deneyimlerle çıkartır. Yani kendi kendinize “Hayatımı daha iyi bir noktaya götürmek için neler yapabilirim?” diye sorarsanız size neler yapabileceğinizi gösterir. Ama zihninizden “Bu ay da kiramı ödeyemezsem ne yaparım?” diye geçiriyorsanız, bu kez de ne yapacağınızı deneyimletir. Çünkü aradığınız cevap oradadır. 

İşte tam da bu nedenle kendimizle negatif konuşmalar yapmanın en büyük sakıncası budur. Kendimize olumlu sorular sormalıyız ki alacağımız cevaplar da bu yönde olsun. Bilinçaltı zihnimizle uyuşmayan beyanlarda bulunmaktansa olumlu sorular sorduğumuzda bilinçaltımıza yaratıcı çözümler üretmesi için fırsat tanımış oluruz. 

İlginizi çekebilir: Olumsuz Öz-Konuşmanın Temel Nedenleri

Müge Seyhan Öztürk kimdir?

1998 yılında Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Rennes II/Upper Brittany Üniversitesi’nde görsel-işitsel araştırmalar okuyan Müge Seyhan Öztürk, Galatasaray Üniversitesi medya ve iletişim araştırmaları yüksek lisansı sonrası bir süre özel sektörde çalıştı ve 2015 yılında ilk romanını yayınladı. Reiki ile başlayan enerji şifacılığını, İngiliz Enerjistler Birliği’nin Duygusal Özgürleşme Tekniği, Modern Stres Yönetimi koçluğu ve eğitmenliği takip etti. 2018 yılında temel hipnoz eğitimi aldı. Aynı dönem başladığı meditasyon ve pranayama çalışmaları sonunda yolu Theta Healing ile kesişti. Geleneksel Çin tıbbı, meridyen terapisi ve Budizm’le ilgilenen Müge, aktif olarak EFT ve theta frekansında çalıştığı bireysel seanslar vermekte, atölyeler ve kurumsal eğitimler gerçekleştirmektedir.