Malcolm Gladwell “Outliers” (Çizginin Dışındakiler) adlı kitabında, sevginin önemi ile ilgili anlatacaklarına Roseto köyünün hikayesiyle başlıyor.

1950’li yıllarda, İtalyanların ikamet ettiği Pennsylvania’daki bu köyde, ülkenin geri kalanına oranla kalp hastalığı oranının çok düşük olduğu belirleniyor.

İntihar, alkolizm, ilaç ya da uyuşturucu bağımlılığının olmadığı, suç oranının çok az olduğu, sosyal yardım alan hiç kimsenin olmadığı ve insanların çoğunluğunun sadece yaşlılıktan öldüğü bu köyde, Dr. Stewart Wolf bunun nedenine dair bir araştırma yapıyor.

Uzun ömürlerinin sırrı beslenme alışkanlıkları mı?

Bu durumun önce o köyde yaşayan insanların beslenme alışkanlıklarıyla ilgili olabileceğini düşünüyor. Oysa bu bölgede insanlar zeytinyağı yerine domuz yağı ile yemeklerini pişiriyor, üstelik pepperoni, salam, jambon gibi en yağlı etleri ve en kalorili tatlıları tüketiyorlar. Üstelik çoğu da sigara içiyor ve şişman. Düzenli egzersiz yaptıkları bir yaşam biçimleri de yok. Sonra genetik ve çevre faktörlerini inceliyor fakat hiçbiri ona cevabı vermiyor.

En nihayetinde kasabaya inip insanların yaşamlarını incelediğinde, köy halkının birbirini nasıl ziyaret ettiğini, sokakta dakikalarca sohbet ettiklerini, birbirleri için yemek pişirdiklerini, kuvvetli aile bağlarına sahip olduklarını gözlemliyor. Kilisenin halk üzerindeki sakinleştirici etkisini, sivil kuruluşları ne kadar önemsediklerini ve eşitlikçi hayat felsefelerini fark ediyor. Ve kasabanın kendine yarattığı bu sevgi ve sıcaklık dolu yaşam tarzı yüzünden sağlıklı olduğu sonucuna varıyor

Yeme, içme ve barınma ihtiyacından sonra sevgi en temel ihtiyaç!

Sevginin bazı halleri o kadar doyurucu oluyor ki yeme-içme ve barınmayı unutturduğu dahi oluyor. Aşık olduğu zaman yemeği de konforsuzluğu da fazla düşünmüyor insan. Sevgi, bir çeşit ilaç. Hastalıkların en baş şifacısı, bağışıklık sisteminin en güçlü destekçisi.

Hangi kültürün, hangi ailenin, hangi çevrenin içine doğmuşsak ilk sevgi deneyimini de onlarla paylaşıyoruz. Sevmeyi onların sevgi anlayışları çerçevesinde öğreniyoruz.

Leo Buscaglia, “Sevgi” adlı kitabında ruh bilimci Dr.Timothy Leary’nin dil ve farkındalık üzerine araştırmalarından bahsediyor. Ve Leary sözlerine yer veriyor.

Leary araştırmalarını şu sözlerle açıklıyor:

“Bir ebeveyn veya toplum, bir çocuğa yeni bir sembol öğrettiğinde kendisine sembol için hem entelektüel hem de duygusal bir içerik verilir. İçerik, ebeveynlerinin ve toplumunun tutumları ve duyguları ile sınırlıdır. Bu süreç, çocuğun kendisi için ne anlama geleceği konusunda söyleyecek çok şeyi olması için çok erken başlar.

Bir kez “dondurulduktan” sonra, kelimelerin referans aldığı nesnelere veya kişilere yönelik tutum ve duygular, çoğu durumda geri döndürülemez. O halde kelimelerle çocuğa sadece içerik değil tutum da verilir. Böylece sevgiye karşı tutumu belirlenmiş olur. Bir tür harita oluşturulur; takip eden tüm tutum ve farkındalık öğrenimleri bu statik harita üzerinden gerçekleşir.

Çocuğun “haritası”, sembollerin gerçeklere ne kadar benzediğini ve bunların nasıl alındığını, asimile edildiğini, analiz edildiğini ve deneyimle güçlendirildiğini belirler. Böylece davranış, ilişki, eylem, tutum, empati, sorumluluk, güven, bakım, neşe, tepki oluşturmada önemli bir dil belirlenir yani bir başka deyişle,“sevgi dili” belirlenir.”

Sri Ravi Shankar ise 3 temel prensip üzerinden sevgiyi anlatıyor.

Yoga terminolojisinde 3 temel prensipten bahsedilir.

  • Satva (safiyet, sükunet, neşe),
  • Rajas (arzu, hareket, ihtiras),
  • Tamas (atalet, durgunluk, depresyon) prensipleridir.

Yaşama dair her şeyi bu üç prensip üzerinden değerlendirebiliriz. İnsanları, yiyecekleri, zamanı, duyguları, yaşadığımız çevreyi, zihin durumumuzu. Manevi lider Sri Sri Ravi Shankar, “Sevgi Özdeyişleri”ni yorumlarken bu temel prensipleri sevgi üzerinden anlatıyor.

Satvik sevgi saf olan, hiçbir çıkar gözetmeyen, koşulsuz sevgi. Her ne koşulda olursa olsun yargılamadan sevmeye devam etmek satvik sevginin işareti. Ancak kendilerinin sevgi varlığı olduğunu fark eden kişiler, bir başkasını da yargılamadan sevebilirler. Başka bir şansları yoktur çünkü.

Rajasik sevgi şehvet, arzu ve ihtiras dolu olan, huzursuz bir sevme biçimi. Özgür bırakmaktansa elde etmek isteyen, çıkar odaklı sevgi. “Beni seversen seni severim, bana hayrın dokunursa seni severim” türü, ticari bir sevgi. 

Tamasik sevgi ise öfke, nefret, stres barındıran sevme biçimi. Ortak düşmanlardan dolayı birbirini sevmek, ortak düşmanı alt etmek adına el sıkışmak, teröristlerin amaçlarına yönelttikleri fanatik sevgi; tamasik sevgi. 

İlginizi çekebilir: Modern Yaşamda Sevgi Anlayışı

Sevginin önemi bu şekilde değerlendirildiğinde, hayatımızda yeme-içme, soluk alma kadar önemli olan saf sevgiyi tam anlamıyla hissedemediğimizi rahatlıkla fark edebiliriz.

Çocukluğumuzda bize yöneltilen sevgi ister istemez koşullara bağlı, yıpratıcı ve yaralayıcı olmuş olabilir. Biz de onları çok sevdiğimiz halde istemeden de olsa en yakınlarımızın duygularını zedeleyebiliyoruz. Daha iyisini öğrenmediğimiz, yaşamadığımız, hissetmediğimiz için. Biz kendi hayat deneyimimizden, bizim ebeveynlerimiz de kendilerinden öncekilerin hayat deneyiminden yola çıkarak korku dolu bir sevgiyle bizi sevdikleri için.

Aile, kültür, toplum bize ilk sevgi dilini öğretmiş olsa dahi bu dille sınırlı olmadığımızı fark etmemiz ve kendi satvik sevgi şarkımızı mırıldanmaya başlamamız ise bir karar meselesi. Leary her ne kadar çocukluğumuzda öğrendiğimiz sevginin “dondurulmuş” olduğundan bahsetse de öz farkındalık pratikleri, kadim öğretiler ve yoga bilgisi sayesinde artık bunun gerçek olmadığı bir çoğumuzca biliniyor.

Erich Fromm’un da dediği gibi; para, prestij ve başarıdansa artık sevgiyi öncelik haline getirmeye başlamamız dünyamızın içinde bulunduğu kırmızı alarm durumunda son derece acil ve önemli. Sizce de sevginin önemi keşfedildikçe, kendi içimizdeki sevgi ve onu ifade etme biçimimiz bizzat kendi ailemiz ve çevremizden başlayarak saflaştıkça dünya daha güzel bir yer haline gelmez mi?

Kaynak: Outliers – Malcolm Gladwell, Narada Bhakti Sutra – Sri Sri Ravi Shankar

Arzu Özev

1983 yılında İstanbul’da doğan Arzu, Saint Joseph Lisesi’ni bitirdikten sonra University of Massachusetts Amherst’te psikoloji okuduğu yıllarda, Sudarshan Kriya nefes tekniği ve yoga öğretisiyle tanıştı. Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika, ABD ve Almanya’da kişisel gelişim ve yoga konusunda birçok eğitim alarak, sertifikalı eğitmen oldu. Dünya çapında 150...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP