Hayatta hepimiz aslında tek bir şey için yaşarız: Değişim! Gelir, statü, güç, popülarite gibi alanlarda bizleri daha yüksek basamaklara götürecek türden bir ilerleme kaydetmeyi umarız. Paranın, fiziki olarak bir kağıt parçasından başka bir şey ifade etmemesine rağmen manevi olarak bizi hayallerimize, hedeflerimize ve istediğimiz o değişime götürecek en önemli araç olduğuna inanırız.

Pek çok ünlü sanatçıdan sporcuya danışmanlık yapan yüksek performans stratejisti ve başarılı yaşam koçu Tony Robbins, değişime ihtiyaç duyan zihni ve duyguları kontrol etmenin yollarını, daha mutlu ve huzurlu bir yaşam yolculuğu arayanlar için bir araya getiriyor.

Davranışlarımızdaki değişimin nedeni nedir?                        

“Neden böyle davrandım?” diyerek kendi hareketlerinizi sorguladığınız zamanları düşünün. Bazen genel duygu durumumuz veya düşünce şeklimize uygun olmayan tavırlar sergiler, sonrasında bu tutarsızlığa kendimiz de şaşırırız. Davranışlarımızdaki bu değişim olayları algılama ve değerlendirme biçimimizle ilişkilidir.

Tony Robbins bunu iş hayatında topluluk önünde konuşma yapma pratiğiyle örneklendiriyor. Robbins’e göre, eğer konuşmanın gerginlik verici, zorunluluk olduğu için yapılması gereken, stresli bir eylem olduğunu düşünürsek kaygı ve huzursuz hisleri davranışlarımıza yansır.

Oysa ki bu konuşmaya olan bakış açısı pozitif, keyif verici, deneyim odaklı bir düşünce şekline dönerse konuşma esnasındaki tutum ve davranışlarımız da o ölçüde rahat, özgüvenli ve tutarlı olacaktır. Yani davranışlarımızdaki değişimin temeli, anlık duygu durumumuzu yönetme şeklimizle bağlantılıdır.

Anlık duygu durumunu kontrol altında tutamamanın hayattaki her şeyi etkisi altına aldığını söyleyen Robbins; bu durumun sosyal ilişkileri, kariyeri, başarıyı ve tüm yaşam standartlarını zedelediğini belirtiyor. Duygusal çalkantıların psikolojik etkilerinin yanı sıra yarattığı stres ve kaygı bozukluğuyla fiziksel olarak bedeni de etkileyebileceğini ekliyor.

Anlık duyguların zihin performansıyla çatışması nasıl olur?

Robbins, çok ciddi kazalar geçirerek ciddi bir yaşam mücadelesi veren W Mitchell’in hayata tutunma hikayesinden bahsederek şunu ekliyor: “Onun iki seçeneği vardı. Ya anlık duygularını bastırmayarak fiziksel acısının yanına duygusal acılarını da ekleyecekti ya da ruh halini kontrol altında tutarak bundan sonra ne yapabileceğine odaklanacaktı.”

Belki de her konu için önümüzde bu iki seçenek var. Yaşamda zorlukların her zaman var olacağını söyleyen Robbins, bu zorluklara meydan okuyarak mutlu, başarılı ve dirençli olmanın yöntemlerini kendimize sormamız gerektiğini öğütlüyor.

Aksi takdirde yaşanılan problem ister büyük ister küçük olsun, meydana gelen duygusal çalkantılar düşünce ve davranış sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek kişinin kontrolü kaybettiğini hissetmesine neden oluyor. Kontrol kaybı beraberinde stresi, panik halini ve dengesiz eylem yönelimini getiriyor.

Duyguları kontrol altına almanın 2 temel yolu

1. Bedensel odaklanmayı koruma

Düşündüğünüz her şey, sinir sisteminize etki eder. Duruşunuz, konuşma şekliniz, yürüme stiliniz bile sinir sisteminizin duygu ve düşüncelerinizden etkilenmesiyle şekillenir. Robbins, depresyonda olan bir insanın görünüşünden veya tavrından hiçbir şey söylemese dahi duygu durumunun anlaşılabileceğini söylüyor.

Duygusal çöküş yaşayan insanların kesik kesik nefes alan, doğrudan göz kontağı kurmayan, kambur oturan, ağır konuşan ve sabit yüz hatlarına sahip olan insanlar olduklarını belirtiyor. Göz önüne gelen resimde genellikle bu insanlar mutsuz, solgun, yorgun ve hayata karşı isteksiz bir profildedir.

Bu görünümün duygusal çöküşü daha fazla tetikleyerek sinir sistemine depresif mesajlar vermeye etki ettiğini söylesek!

Robbins, kendinizi nasıl hissederseniz hissedin, bu hali fark ettiğinizde ayağı kalkmanızı, vücudunuzu silkelemenizi, derin ve güçlü nefesler alarak vücudunuzdaki enerjiyi harekete geçirmenizi ve yüzünüze kocaman bir gülümseme koyarak işe “dışarıdan” iyileştirmeyle başlamanızı öneriyor.

İçinizden gülmek gelmese bile ufak bir gülümsemeyle yüz kaslarınızı harekete geçirmeniz beyine mesaj gönderiyor ve zihnin yapısını etki altına alıyor. Yüksek sesle kendinize iyi hissettiğinizi söylemenizi de öneren Robbins, yüksek sesle pozitif tekrarlar yapmanın hareketlerinize bile etki edebileceğini savunuyor.

Bu nedenle duyguları kontrol altına alabilmek için öncelikle bedenininizi bu fikre uyumlamanız, gerçek bir istekle fiziksel olarak harekete geçmeniz ve o enerjiyi vücudunuza aşılamanız gerekiyor.

İlginizi çekebilir: Hareket Etmek: Zihinsel ve Bedensel Dinginliğin Sırrı

2. Zihinsel odaklanmayı koruma

Düşünülen, hissedilen, konuşulan, hayal edilen her şeye dair farkındalık geliştirilmesi zihinsel odaklanma yetisini artırmaya yardımcı oluyor. Sürekli olarak negatif şeyler düşünüldüğünde zihin otomatik olarak negatif olanı ön plana koyuyor ve daima onu hatırlıyor. Zihni mutsuzluğa, strese ve karamsarlığa sürükleyen fikirlerin tekrarı yeni ve pozitif duygular aşılayan düşüncelerin zihinde yer bulmasına engel oluyor.

Düşünce yapısına yeni bir fırsat verebilmek için, takılı kaldığınız düşünceleri aklınızdan geçirmeye başladığınız anda zihni berraklaştırmaya yönelmeniz gerekiyor. Bunun için bedensel odaklanmayı tekrar ön plana çıkaran Robbins, o an size bu düşünceleri hatırlatan şey her ne ise onu bırakmanızı öneriyor.

Dinlediğiniz bir şarkı, geçtiğiniz bir sokak veya okuduğunuz bir cümle size kendinizi kötü veya sıkışmış hissettiren bazı anıları hatırlatıyorsa onu o an bırakıp derin bir nefes alarak vücudunuzu ve zihninizi yeni bir enerjiyle doldurmayı deneyin.

Çoğu insanın onlara zarar veren düşüncelerden sigara, alkol gibi alışkanlıklarla kurtulmaya çalışmasından bahseden Tony Robbins, sigara içildiğinde rahatlama hissinin değişen nefes akışından geldiğini öne sürüyor. Buradan yola çıkıldığında, nefesi kontrol altına alıp zihinsel odaklama sağlamanın mümkün olduğu söylenebilir.

Aynı şekilde alkolün zihinde yarattığı uyuşturan, sakinleştiren etkilerin yerine de yoga, meditasyon, mindfulness pratikleri gibi zihni yavaşlatan pratikler koymayı tavsiye eden Robbins, bedensel aktiviteyle zihinsel aktivitenin birbiriyle iç içe olduğunu ve ikisinin sürekli olarak destek halinde çalışması gerektiğini belirtiyor.

İlginizi çekebilir: Zihin Sağlığını Destekleyen 10 Alışkanlık