Çevremizi algılamamızı ve iletişim kurmamızı ayrıca vücudumuzun hayati fonksiyonlarını devam ettirebilmesini sağlayan sinir sistemimiz beyin, omurilik ve çok sayıda sinirden oluşan komplike bir sistemdir. Kendi içinde gruplara ayrılan bu sistemin alt kategorilerinden bir tanesi, kontrol edemediğimiz organ fonksiyonlarını yöneten, aynı zamanda vücudumuzun “kaç ya da savaş” ve “dinlen ve sindir” tepkilerinden de sorumlu olan otonom sinir sistemidir. İşte tamamen kontrolümüz dışında kalan otonom sinir sistemi ve anksiyete bozukluğunun temelindeki oluşum nedeni hakkında bilinmesi gerekenler!

Otonom sinir sistemi nedir?

Kalp ritmi, cinsel uyarım, sindirim süreci ve solunum gibi kontrolümüz dışında kalan vücut fonksiyonlarımızdan sorumlu olan otonom sinir sistemi doğum anından itibaren aralıksız olarak çalışır. İç organlarımız ve hayati sistemlerimiz dışında, vücudumuzda refleksif olarak gelişen damarların genişliği, idrar kesesi kontrolü ve nabız hızı gibi tepkiler de otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Otonom sinir sistemi de kendi içinde üç alt kategoriye ayrılır: Parasempatik, sempatik ve enterik sistem.

Parasempatik sinir sistemi nedir?

Parasempatik sinir sistemi, vücudumuzun sakinleşmesinden sorumlu olup aktif kaldığı süre boyunca organizmamızın içindeki normal dengelerin korunmasını sağlar. Parasempatik sistem devreye girdiği zaman, vücudumuzda adrenalin ve noradrenalin kimyasalları salgılanmaz. Kalp atışları yavaşlar, sindirim sistemi hızlanır, akciğer alveolleri daralır, gözbebekleri küçülür, idrar kesesi genişler ve tükürük salgısı artar.

Sempatik sinir sistemi nedir?

Vücudu tehlikelere karşı uyaran sempatik sinir sistemi, “kaç ya da savaş” refleksini harekete geçirir. Adrenalin ve noradrenalin kimyasallarının salınımını tetikler ve bu kimyasallar sempatik sinir sisteminin aktif kalmasını sağlar. Kalp atışları hızlanır, sindirim sistemi yavaşlar, akciğer alveolleri genişler, göz bebekleri büyür, idrar kesesi kasılır ve tükürük salgısı azalır.

Enterik sinir sistemi nedir?

Vücudumuzun ikinci beyni olarak da bilinen sindirim sisteminden ve bağırsaklarımızda sentezlenen kimyasallardan sorumludur. Anksiyete ve stres durumlarında hassaslaşır, iştah kaybına neden olabilir.

Vücudumuz parasempatik sistemden sempatik sisteme geçtiği zaman ne olur?

Vücudumuzun tehlike hissettiği zamanlarda devreye soktuğu sempatik sinir sistemi vücudun hızlanmasına, gerilmesine ve alarm moda geçmesine neden olur. Tüm enerjisiyle kaçmaya veya savaşmaya hazırlanan vücut, hayati olmayan bütün fonksiyonlarını kapatır. Kaslara enerji sağlamak için glikojen depolarını boşaltmaya ve glikoz üretmeye başlar.

Otonom sinir sistemi ve anksiyete bozukluğu arasındaki ilişki

Parasempatik sinir sistemi vücudumuzun sakin olduğu anlardaki, sempatik sinir sistemi ise tehdit algıladığı anlardaki tepkilerini kontrol eder. Hayatta kalma mekanizmamızın bir parçası olan sempatik sinir sistemi bizi hayatta tutmak için devreye girer ve vücut alarma geçer.

Atalarımızı vahşi hayvanlardan ve gerçekten hayati tehlike içeren durumlardan koruyan sempatik sinir sistemi, modern şehir hayatında bizi bir arabanın altında kalmaktan kurtarsa da gergin geçen toplantılarda, metroya yetişmeye çalışırken, trafikte yani stres yaşatan en basit durumlarda pek çok kere “yanlış tehlikeye” karşı alarm verir.

Sonuç olarak da vücut zararsız ve basit durumlar karşısında alarma geçer ve anksiyete atakları yaşar.

Vücudumuz alarma geçtiği zaman öncelikle anksiyete hissetmeye başlarız. Bu noktada hareketsiz kalıp tepki vermezsek vücut “tehlike yok” sinyalini alır ve parasempatik sinir sistemi devreye girer. Bu davranışı uygularken vücut yeniden alarm moduna geçmek için uğraşır ve anksiyeteli hali sürdürmeye çalışır. Fakat yanlış alarmalarda hareketsiz kalarak limbik sisteme bu davranışı öğretebiliriz.

Sinir sistemimiz zaman içinde bizim tavırlarımıza göre verdiği tepkileri değiştirebiliyor ve yeniden düzenliyor. Dolayısıyla korku, kaygı ve endişe dürtülerimizi harekete geçiren durumlar karşısında farkındalığımızı arttırarak kontrolümüzü elimizde tutabiliriz.

Fakat bu dürtülerin aşırı yoğun yaşandığı, kaygı bozuklukları, anksiyete ve benzeri hastalık boyutuna ulaştığı durumlarda doktor gözetimi ve uygun görülürse ilaç tedavisi gerekli olabilir, kişi bu metodlarla kendi kendini tedavi edemez.