RÖPORTAJ: ALEYNA TEPE İPER

Cinsellik eğitimi, beden farkındalığı ve mahremiyet, toplumumuzda üzerine konuşulması en zor konular arasında yer alıyor. Ancak çocukların sağlıklı bir gelişim süreci geçirebilmesi ve bedenleriyle kurdukları ilişkiyi sağlam temellere oturtabilmesi için bu konuların açık, doğru ve güvenli bir şekilde ele alınması büyük önem taşıyor. Bu alanda yıllardır çalışmalar yürüten Rayka Kumru, ebeveynlerin en çok merak ettiği sorulara yanıt vermek ve rehberlik etmek niyetiyle Çocuğumla Nasıl Konuşurum? ve Ben isimli kitaplarını kaleme aldı. Kitaplarından yola çıkarak çocuklarla bedenleri ve sınırları hakkında nasıl konuşulması gerektiğini, ebeveynlerin bu sürece nasıl hazırlanabileceğini, toplumda kökleşmiş tabuların nasıl aşılabileceğini ve çocuklara mahremiyet kavramını öğretmenin en etkili yollarını Rayka Kumru’ya sorduk!


Kitabınızın temel çıkış noktasından biraz bahseder misiniz? Çocuklarla beden, sınırlar ve mahremiyet hakkında konuşmaya yönelik bir kitap yazmanıza ilham olan neydi?

Türkiye’de çalışmaya başladığımda ebeveynlerden en sık aldığım soru “Önerebileceğiniz kaynaklar var mı?” sorusuydu. Birkaç çeviri kitap, birkaç tane de Türkçe yazılmış kitap vardı. Fakat cinsellik eğitimi, aile içinde bu konuların konuşulması, seks-pozitiflik ve anlatılanlar kadar tutum ve tepkilerin önemine dikkat çeken tam içime sinen bir kaynak bulamamıştım. Yetişkin kitabımı 2016’da yazma sebebim buydu. Çocuklara yönelik de yine kaynaklar sınırlıydı. Çeviri kitaplar çok değerli fakat orada da bazen kültürel uyuşmazlıklar olabiliyor, bazı şeyler bağlama oturmadan havada kalabiliyor. Türkiye’de doğup büyüyen, ilk dili Türkçe olan ve bu kültürün cinsellikle harmanlandığı yerde, sahada çalışan bir uzman olarak bu alana bir katkım olsun istedim.

Kitapta, ebeveynlere çocuklarıyla cinsellik hakkında konuşabilmeleri için öneriler sunuyorsunuz. Özellikle toplumumuzda kendi cinselliklerini de rahatça konuşamayan ebeveynlere, çocuklarıyla konuşmaya başlamadan önce ne gibi hazırlıklar yapmalarını önerirsiniz?

Bu sürece dair en önemli adımlardan biri, hatta ilk adım iletişim diline dikkat etmek çünkü basma kalıp, benim hazırladığım cümlelerle iletişim kurmak mümkün olsa da sürdürülebilir değil bence. Benim kitaplarım da dahil olmak üzere uzmanların kitapları ya da söylemleri yol gösterici olabilir ancak aile içindeki diyalogların tamamının yerini alamaz. Dolayısıyla ebeveynlere ve bakım verenlere önerim kendi cinsellikleriyle, genel olarak cinsellikle, tutumlar ve bilgilerle olan ilişkilerini gözden geçirmeleri, kendilerine aktarılan ve belki sorulma fırsatları olmamış söylemleri değerlendirmeleri ve varsa bilgi eksikliklerini biraz gidermek üzere çalışmaları. Bunları söylemek tabii ki kolay fakat bazı sorularla bu yolculuğa başlayabiliriz:

  • Çocukluğumda ya da gençliğimde cinselliğim (ya da X bir konu) ile ilgili ne gibi mesajlar aldım?
  • Bu mesajlardan ne kadarına inanıyorum ya da katılıyorum?
  • Bu mesajlardan ne kadarını çocuğuma aktarmak istiyorum?
  • Gençliğimde cinsel gelişimim, keşfim ya da deneyimlerim hakkında ne gibi bilgilere sahiptim?
  • Ne gibi bilgi ve becerilere sahip olmayı dilerdim?
  • Bu becerileri çocuğuma nasıl kazandırabilirim?
  • Hayatımda ne eksikti ve bunun çocuğumun hayatında eksik olmamasını nasıl sağlarım?

Kitabınızda geçen “Çocuklara bedenlerinin oyuncaklarından daha değerli olduğunu neden anlatmıyoruz?” ifadesinin düşündürücü ve farkındalık yaratan bir tarafı var. Bu ifadeyle vurgulamak istediğiniz mesajı açıklayabilir misiniz? Sizce çocukların bedenlerine hak ettiği değeri vermeleri için aileler ve toplum olarak nasıl bir yaklaşım benimsemeliyiz?

Çocukların bedensel haklarını kültürel birtakım algılar ve çocuklarla genel olarak ilişkilenme biçimimiz sebebiyle görmezden gelebiliyoruz. Oyuncak karşılaştırmasını bu sebeple tam da söylediğiniz gibi düşündürmek için yazmıştım. Bir objeye sahip olma hakkımız ne kadar önceliklendirdiğimiz bir mesaj ama bunun yanında çocukların kendilerini korumalarına, onları güçlendirmeye yarayan ve diğer çocukları da koruyup güçlendiren sınırlar, bedensel haklar gibi konular çok arka planda kalabiliyor. İlk önce çocuklarla olan ilişkimizi gözden geçirerek ve çocukları birer uzantı değil, hakları olan bireyler olarak görerek bu değişime vesile olabiliriz.

Çocuklara genital organlarının doğru isimlerle öğretilmesinin, hem sağlık hem de mahremiyet açısından kritik olduğunu belirtiyorsunuz. Ancak, bazı kültürel kodlar bu tür açıklamalara karşı direnç oluşturabiliyor. Bu direnci kırmaya yönelik, bireysel ve toplumsal düzeyde önerileriniz nelerdir?

Hep altını çizdiğim nokta bunun koruma, önleme ve güçlendirme için yapabileceğimiz çok basit ve bedava bir yöntem olması. Dilimizi dönüştürmek ilk adımlardan fakat birçok farklı konunun temelini atan bir adım. Kulak, el, bacak… bunlarla vulva, meme ve testis arasında aslında hiçbir fark yok. Hepsi organ, hepsi vücutlarda olan şeyler. Dirençler var, dirence sahip olanlar için belki çok haklı sebepler de var fakat kişisel ve toplumsal anlamda bir şeyler değişecekse bu konfor alanımızda kalarak olmayacak. Bunu da hatırlamakta fayda var.

Soru sormayan çocuklarla da onların sormasını beklemeden cinselliğe dair konuşmayı başlatmayı öneriyorsunuz. Evrensel gelişim basamaklarından bahsedebiliriz elbette, ancak çocukların gelişim hızının farklılaşabileceğini de göz önünde bulundurmakta fayda var. Bu noktada merak ettiği halde sormayan ama iletişime hazır çocukla, henüz bu farkındalığa erişmemiş olduğu için sormayan çocuğu nasıl ayrıştırabiliriz?

Bu ayrımı belli konular özelinde aslında yapmamıza gerek yok. Mesela bedenin kısımlarını ya da organların doğru isimlerini kullanmak, sınırlara dair pratikleri edinmek, soru sormaya alan açmak, yargısız ve korkutmadan iletişim kurmak… Bunlar tüm çocuklara aktarılması gereken, çocukların öğrenmeye hakkı olan konular. Çocukların gelişimi ya da onlara özel gelişimsel durumlar göz önünde bulundurularak yöntemler belirlenebilir fakat bilginin temeli genellikle değişmez. Yani otizm spektrumundaki bir çocuk da nörotipik bir çocuk da bu temel bilgi ve becerilere sahip olmalıdır. Aktarım yöntemleri, bu konular etrafındaki bazı ihtiyaçlar farklılık gösterebilir, belli konulara ek destek gerekebilir fakat temelde tüm çocukların, gerçekten TÜM çocukların bu iletişime hakkı var. Buna ek olarak “çocuğum buna hazır değil ya da olmayabilir” bazen “ben ebeveyn olarak bunu anlatmaya hazır değilim” anlamına gelebiliyor. Evrensel gelişim basamaklarına, çocukların kendilerine özel ilgi ve ihtiyaçlarına, toplumsal gerçeklere ve benzeri birçok farklı faktöre göre belirleniyor çocuklarla iletişimi kurulacak konular. Dolayısıyla sadece evrensel gelişim basamakları tek kriter değil.

Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarla oturup herhangi bir konu hakkında konuşmak kolay olmayabiliyor. Bu gibi durumlarda çocuklarla iletişim kurmak için alternatif yollardan bahsetmek mümkün mü? Tıpkı çocuklar için hazırladığınız kitabınız “Ben” gibi hikayeler ve oyunlar bu noktada nasıl bir etkiye sahip?

En büyük yanılgılardan biri. Cinselliğe dair bir bilgi, tutum ya da beceri paylaşmanın ancak uzun ve zorlayıcı sohbetlerle mümkün olabileceği. Sık sık ve azar azar mottomuz! Beraber kitap okumak, bir şarkıyı ya da filmi eleştirme oyunu oynamak, vücutlara dair bir sergi gezmek, kutu oyunu oynamak gibi birçok farklı iletişim yöntemi olabilir. Daha gündelik anlamda konuşmaktan daha ön planda olan bazen sözel olmayan iletişim yöntemleri yani modelleme ile oluyor. Vücudumuza bakım vermek, sınır çekmek, mahremiyet kurallarını belirlemek sözden önce davranışlarımızla karşı tarafa ilettiğimiz mesajlar oluyor.

Toplumumuzda yer edinmiş “Ayıp” ya da “El alem ne der?” gibi ifadeler, özellikle genital bölgeler ve cinsellik gibi konularda konuşulurken sıkça kullanılıyor. Çocuklar utanç ya da korku duygularıyla doğmaz ancak bu tür söylemler, bedenlerinden utanmayı öğrenmelerine neden olabilir. Bu durumu önlemek ya da yeniden yapılandırmak için ebeveynler kullandıkları dili nasıl şekillendirmeli? Hem aile değerlerini koruyarak hem de çocukları zedelemeden bu sınırları çizmek nasıl mümkün?

Çocuklarla iletişimde “ayıp” genelde başka bir şeyin yerine kullanılan, çoğunlukla da aniden ve panikle söylenen bir şey aslında. Ayıp yerine her zaman söylenebilecek bir alternatif var. Bunlardan bazıları:

  • Rahatsız oldum.
  • Daha sonra konuşalım.
  • Bilmiyorum.
  • Bana kimse bunları anlatmadı ondan yüzüm kızardı.
  • Şimdi konuşmak için uygun bir zaman değil.
  • Biraz araştırayım.
  • Bundan rahatsız oldum, onun yerine şunu yapabilirsin.
  • Bizim değerlerimizde/inancımızda bu, şu yüzden doğru değil.

“Ayıp” ya da “el alem ne der” dedikten sonra söylediğimizi geri alma, çocuğumuzla bunun üzerine konuşma imkanımız var. Bir noktadan sonra dilimizi tamamen dönüştürmek, ayıp kelimesini tamamen kullanımdan kaldırmamız da mümkün. Bu tabii başkalarının ayıp demesine mani olmayacak fakat böyle durumlarda da “Sence deden ayıp derken ne demek istedi?” gibi sohbetlerle desteklenebilir.

Toplumsal cinsiyet rollerinin çocukların bedenleriyle olan ilişkilerini etkilediği düşünüldüğünde, cinsel kimliğini atanmış cinsiyetinden farklı ifade eden çocuklarla beden, mahremiyet ve kimlik üzerine konuşurken nasıl bir iletişim dili benimsenmeli?

Çocuklar kendilerini nasıl temsil ederse etsin, kendilerini nasıl tanımlarsa tanımlasın beden, mahremiyet ve kimlik üzerine konuşurken aynı yöntemler izlenmeli en temelde. Sonra belli ihtiyaçlara göre ek desteklere başvurulabilir, başvurulması gerekebilir tabii. Aksi durumda zaten tam da istemediğimiz türde ayrımlar oluşmaya başlıyor. Amaç zaten kendini farklı hisseden çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmek, kendini toplumun “norm” ya da “normal” olarak gördüğü çocukların da herkesin aynı olmadığını ve çeşitliliklerin olduğunu bilmelerini sağlamak, daha eşitlikçi bir iletişim mücadelemize onları da ortak etmek.



Aleyna Tepe

1997 yılında İstanbul’da doğan Aleyna, lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisans eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında devam ediyor. Çocukluğundan beri duygu ve düşüncelerini yazarak ifade eden Aleyna, iyi yaşam konseptine duyduğu ilgiyi yazma tutkusuyla birleştirerek Live to Bloom’da editör olarak çalışıyor. Akademik ve deneyimsel olarak kendini...



BLOOM SHOP