20 Ocak tarihi itibariyle Zorlu PSM’de başlayacak olan Human Art kişisel gelişim atölyelerini, kurucusu Derya Demir’den dinledik!

Human Art fikri nasıl doğdu?

Human Art fikri kendi hayatımda başarı, mutluluk, gelecek hedefleri, ilişkiler, iletişim, liderlik, beden ve ruh ilişkisi gibi konuları sorgulamam; her birini sil baştan yeniden tanımlamam ve yepyeni bir ben yaratmaya girişmem ile doğdu. Son iki yılımı bir fiil buna adadım.

Bu serüvende bana yardımcı olabilecek kişilere ulaşmam hiç kolay olmadı, gerçekten işe yarayan yöntemleri araştırırken çok zorlandım. Benim gibi kendisinin başka bir halini, olmak istediği daha üst versiyonunu düşleyenlere bunun mümkün olduğunu göstermek, bu safhaları belirginleştirmek ve tüm açıklığı ile paylaşabilmek için Human Art’ı kurdum.

Peki Human Art bunu nasıl yapıyor?

Human Art olarak geçen sene, öncelikle birinci dereceden tanıdığımız kişilere bireysel hizmetler sunarak yola başladık. Fakat kısa sürede grup çalışmaları ile verimi artan alanların azımsanamayacak kadar çok olduğunu farkettik ve Human Art’ın büyüyerek daha çok kişiye dokunabilmesi için bu işe birlikte baş koyabileceğimiz bir partner hayal ettik. Zorlu PSM’nin Genel Müdür’ü Murat Abbas’ın ve sonrasında tüm PSM ekibinin projeye inancı ve ilgisi ile grup derslerimizi hayata geçirdik. Bu atölyeler bu hafta itibariyle başlıyor.

Bir sonraki adımımız, farkında olduğumuz başka bir Human Art gereklilik alanı olan şirket yönetimleri olacak! Bir şirketin enerjisini en çok etkileyen şeylerin başında üst ve orta düzey yönetim kadrosunun enerjisi ve ifade şekilleri oluyor. Daha huzurlu şirketler ve şirket çalışanları için, gelecek aydan itibaren insan sanatı enstrümanlarını şirketlerle de paylaşmak için yola koyuluyoruz.

Human Art atölyelerini hangi konulara ağırlık vererek oluşturdunuz? 

İlk ayın programını ana temeller üzerine kurduk: Kendini tanıma, iyi bir lider, iyi bir ebeveyn olma, vücuduna saygı duyma, ikili ilişkilerinde derinliği arttırma, yediklerinin ruhunla olan ilişkisini görmeye başlama gibi… Aslına bakılırsa her yönüyle iletişimi içermekteler!

Atölye çıkışında bizi nasıl bir dönüşüm bekliyor peki?

Herkesin dönüşüm macerası birbirinden farklıdır. Bazılarımız kendimizi sevmeyi öğreniriz, bazılarımız da hayır demeyi. Yıllardır affedemediğimiz bir aile ferdini ya da kendimizi affedebiliriz bu süreçte. Hayatımızın ilişkisini yaşamak için kendimize çelme takmayı bırakabiliriz ya da sigara içmeyi. Bazılarımız bir türlü alamadığı terfiyi alabilir ya da yılın en sevilen yöneticisi olabilir. O lisedeki şortu da tekrar giyebiliriz. İletişim şeklimizi yekten değiştirebiliriz ya da buzdolabımızın raflarındakilerini.

İnsanın dönüşmeye başlaması, gözünü kendine döndürmesine bakıyor. Bu atölyelerde gözümüz öncelikle kendi üstümüzde olacak. Önce kendimize bakış açımızı dönüştüreceğiz.

Tam bir etki sağlamak için kaç atölyeye katılmak gerekiyor?

Human Art atölyeleri, bir heves ile gelinecek atölyelerden ziyade dedikasyon ve emek isteyen atölyelerden. Bir fiil kendini bir sanat eseri gibi işlemeye hazır kişiler için tasarlandılar. Tek seansta da etkisi hissedilen, fakat tüm modülleri bitirildiğinde anlamı katlanarak bir bütün oluşturan gruplar halindeler. Bu nedenle katılmak isteyenlere önerim, öncelikle tüm ana atölye başlıklarının açıklama metinlerini okumaları. Eğer birden fazla ana bölümü dönüşüm isteklerine uygun buluyorlarsa, ayırabilecekleri zaman doğrultusunda bazı atölye gruplarını önceliklendirmelerini öneririm. Bazı ana atölye konularında ise belki sadece tek bir ders onlardaki eksik parçayı tamamlıyordur. Burada insan sanatını gerçekleştirecek olan kişi; yani sanatçı ve katılımcının kendisi, bu atölyeler de onun fırçaları. İstediği esere ulaşmak için, ne zaman, ne kadar süreyle, hangi fırçayı kullanacağına kendisi karar vermeli.

Aslında tüm atölyelere yönelik sormak istediğim sorularım var, hepsini merak ediyorum! Bende içlerinden en merak uyandıranı sorayım istiyorum. “Sahibinin sesi”! Bu atölye diğerlerine göre daha farklı geldi çünkü katılımcılar iç dünyasına yolculuk ediyor. Peki bizi iç dünyamızda neler bekliyor? Bu gerçekten mümkün oluyor mu? Herkes bu eğitime katılmaya hazır mı? 

Atölye eğitmeni Nilüfer Ormanlı’nın çok sevdiği Joseph Campbell der ki; “Girmeye korktuğun mağara, aradığın hazineyi saklıyor!”. Çoğu insan bu dünyaya geliyor ve maalesef kendini gerçekten tanıma cesaretini hiç göstermeden gidiyor.

Nilüfer bir keresinde, bir seans sonrası bana bir ödev vermişti ve dedi ki: “Bu hafta 3 dakikanı istiyorum. Hayatından duygusal bir konu seç, telefonun ses kaydını aç ve kendinle sesli olarak bu konu hakkında sohbet et.” Bu üç dakika hayatımın en zor iletişim ödeviydi. Ödevim burada da bitmedi; kaydı silmeden önce dinleyecek ve Nilüfer’in söylediği yöntemler ile değerlendirecek tek kişi de yine bendim. Buna hazır mıydım? Hiç bir zaman hazır hissetmeden ömrümü tamamlayabilirdim.

Bu ödev sırasında bir çok ilk yaşadım: Kendime karşı empati duydum, ilk kez kendime gerçekten kulak verdim. Sesimin hareketlerinden söylediğim şeyler hakkındaki gerçek düşüncelerimi ve hislerimi sezdim, kendime söylediğim yalanları yakaladım. Nefesimin ritminden kendimi tanımayı öğrendim.

Diğer sorum da Food&Mood için. Atölyenin adını duyunca aklıma ilk olarak yüzyıllar önce Hipokrat’ın söylediği “Biz ne yersek o’yuz!” sözü geldi. Doğru noktaya mı parmak bastım sence? 

Kesinlikle doğru noktaya parmak bastın! Geçen sene erkek arkadaşım ile yediklerimizin ruh halimize, duygularımıza olan etkisi üzerine çok araştırma yaptık. Bu araştırmaları sadece makaleler üzerinde bırakmayıp hayatımızda uyguladık. Örneğin aylarca et yemedik ve bunun etkisini test ettik. Okuduklarımızda istediğimiz etkileri vermekte öne çıkan belli bakliyat ve tohum gruplarını bir süre her gün tükettik. Süt ürünlerinden glutene, şekere, vücudumuzun tepkilerine kulak verdik. Şimdi hangi modumuzda ne yemenin, içmenin bize iyi geldiği konusunda belli bir bilgimiz var. Ne hissedeceğimize yediklerimizle karar veriyoruz veya verebiliyoruz:) Ne yiyorsak O’yuz!

Food&Mood atölyeleri için ilk olarak Pınar Taşkınlar’ı davet ettim. Bizim okuyup araştırıp ve uygulayarak, deneye yanıla bir yılda çözmeye başladığımız bu konuyu Pınar sizlere süzülmüş bir şekilde aktaracak, şanslısınız!

Son olarak Human Art’ın logosunu sormak istiyorum. Yoksa arma mı demeliyim?

Arma diyebilirsin. Human Art’ın logosu bir topluluk arması. İçinde Human Art alanlarının birçoğunu barındırıyor.

Nehirlerin göllerin en dibinde; en bulanık, en kirli yerinde yetişip burada çiçeğini büyüten, ancak günü geldiğinde dünyanın en beyaz çiçeği olarak su yüzüne çıkarak açan ve kokular salan lotus çiçeği armanın en ortasında yerini alıyor. Şansa bakın ki lotus çiçeğinin Türkçesi “Nilüfer”dir 🙂 Ben de sizin Sahibinin Sesi hakkındaki sorunuzdan sonra farkettim.

Üst kısımdaki DNA sarmalları kabullenmemiz ve sahiplenmemiz gerekenleri, ailemizden gelen hediyeleri ve travmaları, aktive edilmeyi bekleyen yeteneklerimizi ve nice bilgiyi temsil ediyor.

Alt kısımda tek bir desende dört bölüm saklı: Kahramanın tacı defne, iletişimin aracı zeytin, bereketin özü buğday ve evrenin bizim için çalıştığının simgesi tüy.

Belki sizler baktıkça daha fazla simge belirecek. Sizlerle konuştukça Human Art’ta daha çok konunun belirmesi, yeni atölyelerin araştırılması gibi. İnsan sanatının katmanlarını artık bu arma altında birlikte keşfedeceğiz.