İnsanlık olarak doğadan koparak “modern” olarak adlandırdığımız bir hayat inşa ettik. Özellikle üçüncü kolumuz olan akıl küpü telefonlarımızla da bu modernliğin içinde hipnotize olup bütün hafızamızı ve daha kötüsü insanlığımızı yitirmeye başladık.

Önerim üstünüzü başınızı çıkarın, deri parçalarını üstünüze geçirin ve avcılık-toplayıcılık yapalım değil elbette! Ama her şeyin emrimize amade ve sonsuz bir kaynaktan geldiğini düşünmek, avcılık-toplayıcılık günlerimize geri dönmekten daha az gerçekçi.

Hayat kaynağımız: SU

Su, yaşam için olmazsa olmaz. İnsan yemek yemeden bir ay dayanabiliyor ancak susuzluğu en fazla 7-10 gün arası tolere edebiliyor. Zaten su olmazsa gıda da olmuyor. Bedenimizin ve gezegenimizin 3/4’ünü oluşturan su işte bu kadar değerli.

Dünya üzerindeki su miktarı çok fazla olmakla beraber bizlerin kullanımı için uygun olan su ise bu büyük miktarın yalnızca yüzde 1’i.

Kullandığımız suyun yüzde 70’i tarımsal üretim, yüzde 22’si sanayi ve yüzde 8’i ise günlük kişisel kullanımlarımız için harcanıyor.

Dünya Su Konseyi verilerine göre, 21. yüzyılda su kullanımımız 6 kat artmış. Beklenen nüfus artışı ile suya olan talebin ve su kaynakları üzerindeki baskının artması doğal bir sonuç olacak. Dolayısıyla gelecek yüzyılın en önemli “metası” petrol değil, su olacak. Özel yatırım araçları su satın almaya başladı bile. Çünkü insan hayatı ve medeniyet tamamen suya bağlı.

Boşa harcadığımız en değerli varlık

Peki bu kadar değerli bir kaynağı ona gereken önemi vererek kullanabiliyor muyuz?

Maalesef hayır.

Dünya çapında su altyapılarının yüzde 42’sinde sızıntı ve kaçak var. İnanması zor, ama sadece İngiltere’de her gün, 20 milyon insanın günlük su ihtiyacına denk gelen, 3 milyar ton su kaybı var. Zaten oldukça sınırlı olan su kaynaklarını dünya çapında her gün yaklaşık 2 milyon ton lağım, tarım ve endüstriyel atık ile kirletiyoruz.

Temel ihtiyaçlar (su içmek, duş almak, diş fırçalamak, bulaşık-çamaşır yıkamak, sifon çekmek vs.) için günlük 60 litrelik su kullanımı insan hakkı olarak kabul ediliyor. Ancak bunun üzerindeki su kullanımı aslında israf ve lüks tüketim olarak sınıflandırılıyor ve hatta bu miktarın üzerindeki tüketimin vergilendirilmesi gerektiği savunuluyor. Kişisel kullanım için ABD’de kişi başı günlük yaklaşık 400 litre su harcanırken bu sayının Avrupa’da 200 litre olduğu bildiriliyor. Öte yandan Afrika’nın bazı ülkelerinde bu harcama 10 litreye kadar düşüyor.

Altyapı sorunları ve kişisel ihtiyaçlardaki aşırı kullanım dışında su israfı tarım ve sanayi sektörlerinde yaşanıyor. Dünya üzerindeki tüm tarımsal faaliyetlerin yüzde 95’inde kayıp ve kaçakların fazlaca olduğu yüzey sulamaları yapılıyor. Örneğin, 1 adet muz için 160 litre, 1 kilo peynir için 5000 litre, 1 kilo ekmek için 1600 litre, 1 adet hamburger için 1650 litre su harcanıyor.  

Yanlış okumadınız!

Başka bir ifade ile çöpe giden her yiyecekle çok sınırlı miktarda olan tatlı su kaynağımız da çöpe atılıyor. Tarımsal üretim yapılan yörenin yağış rejimine ve mevcut su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına uygun olmayan ve çok fazla su isteği olan ürünlerin ekilip/dikilmesi, suyumuzu akıllıca kullanmadığımız konulardan biri.

2040 yılına kadar yaşanacak su krizi

Günümüzde, yıl içinde en az bir ay su kıtlığı yaşayan 4 milyar insan olduğu tahmin ediliyor. Suya erişimin her geçen yıl daha da zorlaşacağı ve su kıtlığına maruz kalan insanların daha da artacağı düşünülüyor.

Su Kaynakları Enstitüsüne göre, iklim değişikliği ve ona bağlı kuraklık, nüfus artışı, endüstrileşme gibi nedenlerden dolayı 2040 yılına kadar 33 ülkede su kıtlığı yaşanacak. İspanya, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerine ek olarak iklim değişikliğinden olumsuz olarak etkilenen Akdeniz havzasında yer alan ülkemiz de maalesef su kıtlığı yaşanması beklenen ülkelerden biri!  

Kuraklık ve suya olan talebin artmasının yanı sıra suyu tutmak ve süzmekle görevli toprağın betonlaştırılması, ormanların yok edilmesi, akarsu ve göl gibi su kütlelerinin kaynağı olan yeraltı sularının aşırı kullanımı gibi su döngüsünü zorlaştıran farklı çevre sorunları, yaşanan ve yaşanmakta olan su krizini daha da derinleştireceğe benziyor.

Cape Town’un başarısı

Cape Town’da yaşanan, üç yıllık kuraklıktan dolayı azalan içme ve kullanma suyu rezervleri tükenme noktasına gelince 21 Nisan 2018 “Sıfır Gün” (Day Zero) olarak duyuruldu. Sıfır Gün’e gelindiğinde, su bitecekti. Toplumda su kullanımına karşı duyarsızlık devam edince bu tarih 12 Nisan’a çekildi.

Modern zamanlarda, 4 milyondan fazla insanın suya erişimini kısıtlayacak, su için kuyruklara girilmesini gerektirecek ve bugüne kadar bilim insanlarının suyun değeri ve kuraklık hakkında yaptığı uyarıların gerçek olduğunu kanıtlayacak olan bu vaka mutlu sonla bitti diyebiliriz. Cape Town’lular suyu tutumlu kullanmaları gerektiğini öğrendi ve günde kişi başı 50 litre su kullandılar ve suya karşı tutumlarını değiştirdiler. Böylece, nisan ayına gelene kadar Sıfır Gün hep ötelendi ve beklenen yağışlar kısmen geldi. Ancak halen durum kritik, dolayısıyla dikkatli davranmaya devam etmeleri gerekiyor.

Pek çok kent için Sıfır Gün’ün çok uzak olmadığı tahmin ediliyor, hatta bu kentlerden biri de maalesef İstanbul. Ülkemiz için öngörülen 2040 yılından  çok daha önce, 2030 yılında İstanbul’da su kıtlığının muhtemel olacağını ulusal uzmanlar dile getiriyor. 

Bireysel çabaların hemen hemen her konuda olduğu gibi suyumuza sahip çıkmak ve suyumuzu doğru ve akıllıca kullanmak konusunda da önemli olduğunu düşünüyorum. Bireysel çabaların, toplumun geniş kesimlerinde benimseneceğine ve böylece bütüncül önlemlerin kendiliğinden geleceğine inanıyorum.

Suyun değerini, kıtlığını, suyumuzu nasıl tasarruf edebileceğimizi, su-gıda ve su-tüketim arasındaki ilişkiyi lütfen her fırsatta anlatın!