Sinir sistemimiz, çocukluk deneyimleri ya da yaşadığımız olaylar sonucunda belirli alışkanlıklar oluşturmaya başlar. Sinir sisteminin başlıca tepkilerini; sosyal sinir sistemi (sakin, mantıklı, açık), kaç/savaş (tetikte, kendini herkesten farklı gören ve uyarılmış) ya da don refleksleri (resmen donmuş, hissiz, tepkisiz) olarak ayırabiliriz. Anksiyete ve depresyon gibi zihinsel rahatsızlıklar sinir sisteminin iyi işlememesinden kaynaklanır.

Harvard Üniversitesi’nden Sarah Lazar’ın yaptığı araştırmaya göre, beyin değişebilir ve bu değişim yoga, meditasyon ve nefes teknikleri ile gerçekleşebilir. 

Beynin nöroplastik olması, yani değişebilir olması çok sevindirici bir durum. Ve sadece sekiz haftada insanlar kaygılarından uzaklaştıkları, daha mutlu oldukları, hatta hafızalarını geliştirerek yeni şeyler öğrenebildikleri, daha iyi plan yapabilme becerilerini geliştirebildikleri biliniyor.

Hatta beyin MR’ında görüldüğü üzere, beynin bu pozitif davranışları gerçekleştiren bölümleri büyürken endişe yaratan ve stres hormonları salgılayan amigdala bölümü ise küçülüyor.

Peki bu durum nasıl gerçekleşiyor?

Neyi çok düşünürsek, onu daha iyi düşünebilir hale geliyoruz. Eğer çocukken bazı deneyimlerden dolayı “Bende yanlış olan bir şeyler var”, “fark edilmek için daha güzel olmam gerekiyor” ya da “bu dünya tehlikelerle dolu” gibi düşünceler benimsediysek, ileriki yaşlarda bu durum anksiyete dönüşüyor.

Yoga, nefes çalışmaları ve meditasyonda beyin sürekli aynı şeyi düşünme huyundan vazgeçmeye başlıyor. Negatif odaklı olmaktan çıkıp, pozitif düşünce ve haz odaklı olmaya başlıyor. Stres hormonu salgılanmayı bırakınca, beyin homeostaz oluyor yani dengeye geliyor ve tüm organizma iyileşmeye açık duruma geliyor. 

Bir yoga merkezine iki ay boyunca öğrenci olarak giden ya da meditasyon yapan insanlarda büyük değişikliklerin olması da bu sebepten dolayı kaynaklanıyor. Düşünerek işin içinden çıkamıyoruz, oysa fiziksel hislerimize odaklanarak ve onları dikkatle yönlendirerek beynimizi resmen değiştirebiliyoruz. 

Yoga terapi yerine geçer mi?

Yoga bir tür terapidir ve bazı insanlar için yeterli olabilir. Ancak kişisel olarak bir terapistin yarattığı güven ve süregelen ilişki, yoganın dokunamadığı alanlara ulaşır. Özellikle daha derinlerde yatan sorunlar varsa çok daha faydalı olabilir.

Yoga kişisel olarak ihtiyaçlara yönelmez daha çok insan doğasına ilişkin genel anlamda faydalı olacak ve çoğunluğa hitap edecek uygulamalardan oluşur. Öte yandan birebir iletişim çerçevesinde kurulan terapist-hasta ilişkisinde en değerli şey, yargılanma çekincesi olmadan tüm duygu ve düşünceleri rahatça açabileceğiniz bir imkan bulabilmenizdir.

Genelde grup halindeyken insanlar bu denli açılamayabilirler, açılsalar bile bu alan sürekli ve o kişiye özel olamayabilir öte yandan birebir iletişim halinde kendinizi daha güvende hissedersiniz ve sorunlarınızın çözülmesi yolunda bu durum işleri kolaylaştırır.

Unutmayın, iyileşme yolunda hem yoga hem terapi çok değerli!

Meditasyon ve mindfulness ile ilgili birçok bilgiye “Zeynep Aksoy Reset”  YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.