YAZAN: BURCU ERBAŞ
FOTOĞRAF: SAKARA
In partnerhip with Wings

Hipokrat’ın ünlü “Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun.” sözü bunca yılın ve bilimsel-teknolojik gelişmenin sonrasında hala doğruluğunu korumaya devam ediyor. Bugünün de ışığında yediğimiz besinler hastalıkların oluşumunu tetikleyebileceği gibi iyileştirilmesi hatta önlenmesi için de kullanılabiliyor. Özellikle uzun yaşam çalışmalarında beklenen yaşam süresi öngörüleri yapılırken beslenme, başlı başına bir faktör olarak değerlendiriliyor. Neredeyse tüm araştırmaların vardığı sonuçta ise bir beslenme şekli diğerlerinden öne çıkarak uzun ve sağlıklı bir yaşam ile ilişkilendiriliyor: Bitki bazlı beslenmek. Toplumda “yetersiz, eksik, yanlış” hatta “kilo vermek” için yapılan bir diyet sanılan bitki bazlı beslenmek nasıl oluyor da klinik bulgulara göre sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabiliyor? Bu beslenme şekline dair neleri yanlış veya eksik biliyoruz? Bitki bazlı beslenme ne demek, bütünsel sağlığı hangi açılardan destekliyor ve sağlıklı yaşam süresinin uzatılmasında nasıl bir rol oynuyor sorularını sizin için araştırdık!


Bitki bazlı beslenmek nedir?

Bitki bazlı beslenmek ilk bakışta vejetaryenlik hatta veganlığı işaret ediyor gibi görünse de hayvansal gıdaların minimize edildiği bu beslenme biçimlerinin birbirlerinden farklılaştığı ince bir çizgi bulunuyor. Bitki bazlı bir diyet büyük ölçüde işlenmemiş, gerçek gıdaları içerirken vejetaryenlik veya veganlıkta böylesi bir hassasiyet bulunmuyor. Örneğin, geleneksel üretimi birçok işleme dayanan, katkı maddeleri içeren vegan peynirler, etler, yoğurtlar bitki bazlı beslenmede yok denecek kadar az yer alıyor. Gıdalar orijinal formlarına sadık kalınarak tüketiliyor.

Peki, bitki bazlı bir diyet neler içeriyor? Tam tahıllar, meyve ve sebzeler, tohumlar, baklagiller, kuru yemişler istenildiği ölçüde tüketilebiliyor. Tüm bu gıdalar hem protein, karbonhidrat ve yağ gibi makro besin ögeleri hem de vitamin ve mineral gibi mikro besin ögeleri açısından zengin olduğu için bir beslenme düzeninden alınması gereken tüm değerler bitki bazlı beslenme ile karşılanabiliyor. Veganlığa göre çok daha esnek olabilen bitki bazlı diyette nadiren ve sadece destekleyici bir rolde hayvansal protein kaynakları da tüketilebiliyor.

Bitki bazlı diyetin uzun yaşam çalışmalarındaki yeri

Son yıllarda hız kazanan uzun yaşam çalışmaları, merkezine hücresel seviyede başlayan ve etkilerini bedendeki tüm sistemlere yayan yaş alma sürecini alıyor. Çevresel etmenlerin gen gösterimini nasıl etkilediğini inceleyen epigenetik bilim dalı kapsamında yapılan çalışmaların sonuçları lehimize işlenmesi için kullanılıyor. Yani hangi çevresel etmenlerin sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yardımcı olabileceği hangilerininse yaş alma sürecini hızlandırdığı araştırılıyor. Ortaya çıkan bulgular da Fonksiyonel Tıp içerisinde Biohacking olarak bilinen, uzun ve sağlıklı yaşamı destekleyici yaşam tarzı seçimleri olarak sıralanıyor. Örneğin, soğuk maruziyeti, aralıklı oruç, kaliteli uyku, stres yönetimi ve tabii ki beslenme biçimi yaş alma sürecini direkt olarak etkiliyor. Bitki bazlı beslenme, bu noktada diğer beslenme biçimlerinden sıyrılabiliyor.

Norveç’te bulunan Bergen Üniversitesinin yaptığı bir çalışmada bitki bazlı beslenmenin her yaşta sağlıklı yaşam süresinin uzamasını sağladığını ortaya kondu. 20’li yaşlarda bu uzama neredeyse 13 yıla varabilirken 60’lı yaşlarda bitki bazlı beslenmeye geçmek beklenen yaşam süresine 8 yıl daha ekleyebiliyor.

Mikro-besin açısından daha zengin

Yaş alma sürecinin hücresel seviyede hızlanmasının bir numaralı nedenlerinden birisi bedenin doğal serbest radikal üretiminin yeterince hızlı ve efektif biçimde atılamamasından kaynaklanıyor. Bu kümülatif serbest radikaller de oksidatif strese neden oluyor. Yüksek oksidatif stres hücresel hasara o da doku, organ ve en sonunda tüm sistemlerin hasarına kadar ilerleyebiliyor. Buna karşın bitki bazlı beslenmenin bol miktarda içerdiği polifenol bileşiği antioksidan niteliğiyle oksidatif strese karşı savaşıyor. Birçok hastalığın temelini oluşturan enflamasyon düzeyi, azalan oksidatif stres seviyeleri ile düşüyor.

Polifenolün yanı sıra bitki bazlı beslenme çok farklı ve zengin besin değeri içeriyor. Bütünsel sağlığın sorunsuz çalışması için ihtiyaç duyulan vitamin ve mineraller, bağırsak sağlığının desteklenmesini sağlayan lifler ve probiyotikler bol miktarda bulunurken sağlığı aşağıya çeken işlenmiş yağlar, koruyucular, antibiyotikler, tatlandırıcılar, renklendiriciler neredeyse hiç tüketilmiyor. Hindistan cevizi yağı dışında bitki bazlı bir diyetin kolesterolün yükselmesine sebep olan doymuş yağ oranı da çok düşük seyrediyor.

Bağırsak dostu

Şu anda iyi bir ruh halinden güçlü bilişsel yetilere kadar birçok farklı sistemin sağlığı ile ilişkilendirilen bağırsak mikrobiyotası bitki bazlı bir diyet ile güçlü ve zengin tutulabiliyor. Mikrobiyotayı oluşturan bakterilerin besin kaynağı olan prebiyotikler yani lifler en çok bitki bazlı besinlerde bulunuyor. Lif açısından zengin beslenmek, kan şekerinin uzun süreler boyunca dengede tutulmasını, sindirimin ve besin emiliminin desteklenmesini, bağırsak mikrobiyotasının dengede tutulmasını sağlıyor. Tüm bunlar kendini yüksek enerji seviyeleri ve uzun süren tokluk hissi ile gösteriyor.

İyileşen vital bulgular ve sağlık ölçümleri

Bitki bazlı beslenmenin uzun dönem faydalarından en belirgini vital bulgular ve genel sağlık ölçümleri üzerinde görülüyor. Zaman içinde bitki bazlı beslenen kişilerin tansiyon, kolesterol, kan şekeri değerleri optimal seviyelere ulaşıyor. Bu ölçümlerin iyileşmesi kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini yüzde 16, ölüm riskini ise yüzde 32 oranında azaltıyor. Tip 2 diyabete yakalanma riski de önemli ölçüde düşüyor.

Güçlenen bağışıklık sistemi

Bol miktarda vitamin ve mineral içermesiyle bitki bazlı beslenme bağışıklık sisteminin desteklenmesini sağlayabiliyor. Bağışıklık yanıtının oluşmasında özellikle öne çıkan C ve E vitaminleri bitki bazlı bir diyetin içinde eforsuzca karşılanabiliyor.

Neden bitki bazlı protein kaynakları çok önemli?

Harvard ve Tahran Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre kişinin günlük kalori ihtiyacının yüzde 3’ünün veya fazlasının bitki bazlı bir protein kaynağından karşılanması, erken yaşta ölüm riskini yüzde 5 oranında düşürüyor. Benzer bir çalışmada ise bu yüzde 3’lük oran hayvansal proteinden bitkisele kaydırılıyor ve sonucunda herhangi bir nedenden dolayı ölüm riskinin yüzde 10 azaldığı saptanıyor. Bu bulgular özellikle kırmızı et ve yumurta tüketimi bitki bazlı protein ile değiştirildiğinde yüzde 23’lere kadar çıkıyor. Çalışmalar böylesi bir değişimin sağlıklı yaşam süresini uzattığına dair bir bulgu vermese de yüksek miktarda hayvansal protein tüketmenin yaşam süresini kısalttığı sonucuna varılabiliyor.


Yenilenen Wings ile hayatınıza değer katmaya, alışveriş keyfini ayrıcalıklara dönüştürmeye hazır mısınız? Siz de Wings’in ayrıcalıklı dünyasına katılmak ve size özel programlarını incelemek için link üzerinden başvurunuzu yapabilirsiniz! 



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...



BLOOM SHOP