Özellikle son birkaç yüzyılda, spiritüellik alanında ismi daha çok anılan ve çıkış noktası Hindistan olan Dharma kavramı, farklı spiritüel öğretilerde de kendine sıkça yer bulmaya başladı. Kelime kökeninden dolayı, zaman zaman farklı yorumlanabilen Dharma’nın tam olarak ne anlama geldiğini bilmek ve hayatımıza entegre edebilmek için bu kavramı daha yakından tanımakta fayda var. İşte Dharma hakkında bilinmesi gerekenler!

“Dharma’nı bul ve büyük amaca hizmet ederken huzurlu, mutlu bir hayat yaşa!”

Dharma aslında nedir?

Deepak Chopra, “Başarının 7 Spiritüel Yasası” kitabında Dharma’nın kelime anlamını ‘hayatın amacı’ olarak tanımlamıştır ve şu şekilde açıklamıştır;

“Bu yasaya göre herkesin eşsiz bir yeteneği ve bunu eşsiz bir biçimde ifade etme şekli vardır ve bu eşsiz yeteneğin ve eşsiz ifadenin de eşsiz ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar yeteneğinizin yaratıcı ifadesiyle eşleştiğinde zenginlik yaratan bir ışık oluşur.”

Buradan yola çıkarak, ait olduğumuzu hissettiğimiz hayatı yaşamak için, cesaret gerektiren o ilk adımı atarak arayış yolculuğuna çıkmamız gerekiyor. Bu yolda, bizi günden güne içine daha çok çeken ve öz benliğimizle bağımızı zayıflatan “dış dünya” ile aramıza mesafe koyup, kendi içimize dönmek de çok önemli bir rol oynuyor. Tabii bu haftalarca veya aylarca inzivaya çekilip, saatler süren meditasyonlara oturman gerektiği anlamına da gelmiyor!

İlginizi çekebilir: Deepak Chopra: Başarının 7 Spiritüel Yasası

Öyleyse hayat amacına yaklaşmak için hangi yol izlenmeli?

İhtiyacımız olan şey, artık çok tanıdık gelen ve konforlu hissettiğimiz alanın dışına çıkma cesaretini göstermek. Daha önce karşılaşmamış olduğumuz o deneyimi, alışılagelmiş olan ve çoğu hareketimizi otomatik pilotta gerçekleştirdiğimiz hayatın içinde bulamıyor olmamız çok normal. Çünkü aynı anda bir şeylerin daha iyi olmasını, değişmesini isterken, diğer yandan da kendimizi yine bizim yarattığımız kısıtlayıcı alana sıkı sıkıya bağlı tutuyoruz.

Dharma Yasası’nın üç önemli unsuru bulunuyor.

  • İlk prensip, her birimizin içinde bulunduğumuz materyalist dünyaya fiziksel bedenlerde gelmiş olup, kendi öz benliğimizi bulmaya çalışan spiritüel varlıklar olduğumuzdan bahsediyor.

Aslında her şey şu önemli soruyu sormakla başlıyor; Ben kimim? Bu hayatta öncelikle kim olmayı seçiyorum? Varoluş sebebimizi hiç düşündük mü mesela? Gerçek kimliğimizi bulup bulamadığımızı biliyor muyuz? Kendi cevaplarımızı bulmaya niyet ettikten kısa bir süre sonra aradığımızı şey karşımızda belirmiyor diye umutsuzluğa kapılmak yerine, bu sorulara kolayca cevap bulamayacağımızı ve bunun biraz zaman alacağını göz önünde bulundurmamızda fayda var.

  • Yasa’nın ikinci unsuru; her bireyin buraya eşsiz bir ruhla geldiğini savunurken, yalnızca kişinin kendine has bir şekilde ortaya koyabileceği eşsiz yeteneklerini keşfedip, bunun farkındalığına ulaşmasını destekliyor.

Az efor ve ustalıkla yapabildiğimiz, yatkınlığımız olan konuları ilk arayışında bulamayabiliriz. Bu yolda birçok başarısız denememiz olabilir. Fakat bu sayede neleri gerçekten istemediğimizi öğreneceğiz. Sevmediğimiz bir şeyi çok iyi yapabiliyor olsak bile, yüreğimizde kendimizi oraya tümüyle ait hissetmeyeceğiz belki… Zihnimizin, kendini ait hissedeceği yeri hiçbir zaman bulamayacağına inandırdığı o noktada her şey değişecek. Olması gerektiği gibi ve olması gereken zamanda. Kalbimiz, bizi yanıltmaya çalışan zihnimize inat, doğru yolu ışığıyla aydınlatarak bulacak.

  • Son prensip ise bireyin takip etmesi gereken ‘hayat amacı’nı yani dharma’sını bulmasıyla, potansiyelini kolektif bütünün iyiliğine hizmet edecek şekilde kullanmasını açıklıyor. Bunu gerçekleştirirken ise çabamızı güçlü inancımızla ortaya koymak bize birçok şeyden değerli olan daimi iç huzurumuzu getirecektir.

Artık bu noktada bireyselliğin bir yanılsamadan ibaret olup, kolektif bilince varmanın aslında bizi her türlü dünyevi konuda ileriye taşıyacak önemli bir basamak olduğunu görüyoruz. Benzer arayışlar içerisinde olup, benzer his ve duyguları bireyin yalnızca kendisi olarak değil de, bir bütünün parçası olarak deneyimlediği yadsınamaz bir gerçek. Bu sebepten dolayıdır ki, kişinin kendini ortaya koyma şekli, ait olduğu topluluk içerisinde büyük bir etki yaratıyor.

Günün sonunda, hayat boyu süreceğini kabullendiğimiz öğrenme, gelişim ve dönüşüm yolculuğumuzda bir amaca doğru hizalı bir hayat deneyimi yaşamanın keyfine varabilmek ve böylelikle ulaşılacak nihai bir hedef, varış noktası olmadığının bilinciyle akışta ilerleyerek evrenin de bizi her konuda destekleyeceğine yürekten inanmanın gücünü kesinlikle hafife almamak lazım.

Aliye Taygun kimdir?

Kıbrıs’ta doğan Aliye, Université de Strasbourg’ta multidisipliner bir bölüm olan Langues étrangères appliquées (Uygulamalı Yabancı Diller) bölümünde okumaktadır. İyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen Aliye, eğitim aldığı yabancı diller alanı dışında küçüklüğünden beri yazmaya olan merakı sayesinde farklı konulara hep ilgi duymuş, çeşitli konuları araştırıp okumaya devam etmiştir. İlham aldığı şeylere hayatında daha çok yer açmaya çalışan Aliye, yazarak farklı bakış açıları ortaya koyabileceğine ve böylelikle Live To Bloom aracılığıyla başka kalplere de ilham olabileceğine inanıyor.

Lıve To Bloom

Daha iyi bir seçim yaptık ve yaşama çiçek açtık!...

DAHA FAZLASINI OKU