YAZAN: DİLA ATTEPE

Hayatta kalma içgüdümüz dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizleri korumak için çalışır ve yönlendirir. Bazen bu içgüdümüz risk almamızı engeller ve bunu bizi güvende tutmak için yapar fakat ilişkiler ve cinsellik üzerine uzmanlaşmış Belçikalı ünlü psikoterapist Esther Perel’e göre ilişkilerimizde her anlamda güven kazanmak için risk almak önemli bir rolde bulunuyor. Peki, Perel güvenimizi artırmak için neden risk almayı öneriyor? Sizler için yazdık!


Risk almak bizi neden bu kadar korkutuyor?

İlişki geçmişimizdeki tecrübeler, gelecekte kuracağımız bağlantılarımızın gidişatını büyük ölçüde etkileyebiliyor. Olumlu deneyimlere nazaran olumsuz deneyimler aklımızda yer etmeye ve hayatta kalma içgüdümüzü tetiklemeye daha yatkın olabiliyor. Esther Perel’a göre ilişkilerin başında olumsuz sinyallere daha çok dikkat ediyoruz. Bu sinyallerin daha kolay farkına varabilmemizin sebebi ise zihnimizin önceden yaşadığı olumsuz deneyimleri tanıması ve bu sinyallerle eşleştirmesi oluyor.

Örneğin, eski partnerimiz veya biz ilişki içerisindeyken ilgiye ve birbirine karşı muhtaç tavırlar sergilemişsek, ileride kısa süreli ve derin bir bağlılık kurmadığımız ilişkileri tercih edebiliyoruz. Travmatik bir deneyim yaşamışsak kendimizi aynısını yaşamaktan tamamen uzaklaştırabiliyoruz veya aynı senaryoların içerisinden çıkamadığımız bir halde bulabiliyoruz.

İlişkilerimizde olumsuz sinyallere dikkat etmemiz elbette oldukça mühim bir nokta olarak karşımıza çıkıyor. Kendimizi tehlikeye karşı koruma altına almamıza yardımcı oluyor fakat aşırı tetikte olmamız aynı zamanda kendimizi kısıtlamamıza ve yeni ve farklı durumlara karşı çekingen tavır sergilememize neden olabiliyor. Mesela ilişkilerde daha büyük kavgalara sebep olmamak için rahatsızlık duyduğunuz bir şeyi partnerinizle konuşmaktan çekindiğiniz oldu mu? Girdiğiniz bir ortamda kötü olasılıkları düşünerek insanlarla tanışmaktan çekindiğiniz? İşte bu kaçıngan tavrımızın altında yatan sebep bilinmezlikten korkmamız olarak ortaya çıkıyor.

İlişkilerde risk almak güven inşa etmek için neden önemli?

Genellikle hayatımızda bilinmezlik olmasından kaçıyoruz ve risk faktörlerini en aza indirmeye çalışıyoruz. Riski en aza indirmeye çalışmak aynı zamanda büyümemizin ve güven duymamızın önünde bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Perel, güven konusundaki çalışmalarıyla ünlü olan araştırmacı Rachel Botsman’ın güven duygusu tanımına dikkat çekiyor: “Bilinmezlikle kendinden emin bir şekilde kurduğumuz ilişki.” Perel, bu noktada olumsuz olasılıktan korkup aksiyon almamak yerine gözümüzü karartıp risk alarak bilinmezliğin kapısını açmamız gerektiğini söylüyor. Böylelikle olumlu olasılığa bir şans verip bizleri nereye götüreceğini görüyoruz. Risk alarak daha fazla tecrübe ediniyoruz ve güven duygumuzu geliştiriyoruz.

Perel bunun yanında, güven duygusunun umursamaz veya atılgan olmak anlamına gelmediğinin altını da çiziyor. Hayatta kalmak için elbette güvenliğe ve maceraya dengeli olarak yer vermemiz gerekiyor. Kısacası, dibi görünmeyen sulara gözü kapalı atlamadan önce değerlendirme yapmamız önemli oluyor. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurduğumuzda ise sağlıklı şekilde güven duyabiliyoruz.

İlişkilerimizde risk alarak nasıl güven kazanabiliriz?

Günümüzde güvenin tanımı birbirini incitmekten koruma vaadi olarak görülüyor. Bu vaadin beraberinde olası aksiliklerin önüne geçilebileceği yanılgısı da geliyor. Perel’a göre güven, birbirimize zarar verme riskini almamız ve zarar verirsek iyileşmek için bir araya geleceğimizden, birbirimize destek olacağımızdan emin olmamız yatıyor.

İlişkimize güvendiğimizi göstermek, sayamayacağımız kadar küçük riskleri almayı içeriyor. Güveni geliştirmek, geçmiş yaralardan kaynaklanan ön yargılı fikirlere meydan okuyan ortak riskleri almamızı gerektiriyor. Bu da mevcut partnerimizin bizi daha önce incitmiş olanlardan farklı olduğunu gösteriyor. En önemli nokta ise partnerlerimizle birlikte risk almamız birbirimiz için en iyi versiyona dönüşmemize yardımcı oluyor.

Güven, en derin tezahürüyle, partnerimizle deneyimlediğimiz olumlu ve olumsuz tüm yaşanmışlıklar ile ortaya çıkıyor. Yaşayabileceğimiz en kötü senaryo, güven eksikliğinin farkına varacak kadar olumsuz deneyimi içerirken, bu tür riskleri almayı reddetmek ilişkinin gerçek doğasının sonsuza dek keşfedilmeden bırakılmasına neden oluyor.

Sadakatsizlikten sonra tekrar güven kazanabilir miyiz?

Peki partnerimiz sadakatsizlik veya ihanet gibi güvenimizi kıran bir şey yaptığında ona karşı tekrar güven kazanabilir miyiz? Böyle bir durumun ilişki üzerindeki etkisi derindir ve her çift, böyle bir olayın mirasını şekillendirmek için sonrasında yol almak zorundadır. İhmal, ilgisizlik veya şiddet gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkan ihanet, yalnızca cinsel ihlallerin ötesine geçiyor. Perel, böyle bir durumda kaos ortamını bir fırsata çevirmenin olayın anlatısını değiştirmekten geçtiğini söylüyor. Anlatı, suçlayıcı bir zemine oturan “Bana ne yaptın?”dan, “Birlikte ne yaşadık?”a çevrilerek kolektif bir yapıya dönüştürülüyor.

Bakış açısındaki bu değişimle birlikte çiftler genellikle hiç olmadığı kadar derin ve dürüst konuşmalarla yakınlıklarını bir üst seviyeye taşıyabiliyorlar. Gerçeklerin tüm yalınlığıyla ortaya döküldüğü dürüst bir konuşmanın yanında kriz boyunca ortak olunan bir yolculuktan geçmek de güvenin yeniden inşa edilmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle ilişkide çatışmalar, çiftlerin yakınlığı yeniden keşfetmesine olanak tanıyan bir fırsata dönüştürülebiliyor.



Dila Attepe

1999 yılında Ankara’da doğan Dila, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Bitirme tezini kadınlarda beden algısı üzerine yazdıktan sonra kişisel gelişim ve psikoloji alanına yöneldi. Live to Bloom’da editör olarak çalışmaya başlayan Dila, beden algısı ve zihinsel sağlığı geliştirme konusundaki farkındalığı sayesinde sağlıklı yaşam camiasına ilham...



BLOOM SHOP