Çekirdek aile içinde kurulan ilişkiler, yaşa ve olgunlaşmaya bağlı olarak değişse de yaşam boyu varlığını sürdürür. Yeni aileler kurmuş, ebeveynlerimizle çok ender görüşüyor olsak ya da ebeveynlerimizi kaybetmiş olsak bile onların bizim davranışlarımız üzerindeki etkileri devam eder. Bunun sebebi onların temel bağlanma figürleri oluşları ve yakın ilişkilerimizi ilk onlarla şekillendirmiş olmamızdır.

Anne-baba ile kurulan temel ilişki, iletişim tarzlarına, stresli durumlarla başa çıkma şekillerine, eş, çocuk, arkadaş ve partnerle olan ilişkilere aktarılır. Çekirdek ailede kurulan ilişkiler dürüst, karşılıklı, samimi, destekleyici, şefkatli ve sorumluluk alınan tarzda ise aile içindeki mutluluk artar.

Aile üyelerinin sürekli olarak birbirlerini suçladıkları, sevgi ve şefkatin eksik olduğu, anlayış ve desteğin az olduğu ailelerde ise bireyler kendilerini mutsuz ve değersiz hissederler.

Psikoloji alanında geliştirilen önemli yaklaşımlardan biri olan “Transaksiyonel Analiz” ilişkilerdeki üç zehirli rolden ve bu rollerin geçişkenliğinden bahseder.

Yakın ilişkilerini bu üç temel role girip çıkarak sürdüren insanların kişisel gelişimleri, sosyal ilişkileri, öz saygıları ve toplumsal saygınlıkları büyük hasar görür.

Aşağıda kurtarıcı, kurban ve suçlayıcı (KKS) rollerinin anne, baba ve çocuklar arasında benimsendiği bir ailenin hikayesi yer almaktadır (bir yetişkin danışanın ailesiyle ilgili çocukluk anılarına dayalı olarak yazılmıştır):

“Çocukluğum anne ve babamın bitmez tükenmez kavgalarını izlemekle geçti. Kavgaları bazen annem bazense babam başlatır, birbirlerine aşağılayıcı sözler söyler ve bazen de birbirlerine vururlardı.

Genelde fiziksel olarak hırpalanan annem olur, kendini savunmaya çalışır, hırçınlaşır, sonra bir köşeye çekilip ağlardı. Biz çocuklar annemizi onun elinden kurtarmaya çalışır, babamıza öfkelenir, annemizi yatıştırmaya çalışırdık.

Bir akşam annem ve babam o kadar şiddetli bir kavga ettiler ki, polisler kapımıza geldi. Annem burnundan kanlar geliyor olmasına rağmen bir peçete ile burnunu silip kapıyı açtı.

Polisler oldukça kibar bir biçimde dilerse bizlere yardımcı olabileceklerini kendisini ve çocuklarını geçici olarak sığınma evine alabileceklerini anlattı. Annem onlara sinirlendi. Mutlu bir aile olduklarını, her aile içinde ufak tefek sorunlar yaşandığını, bunun kimseyi ilgilendirmemesi gerektiğini söyledi. 

O akşamki kavganın galibi belli ki annemdi. Bu olayın ardından babam bir süre annemin her dediğini yapmaya başladı. O dönemde annem babama ve bize karşı son derece suçlayıcı ve aşağılayıcı davranıyordu.

Hem anneme hem de babama olan saygımı artık tamamen yitirmiştim. Kadın-erkek ilişkisine yönelik ciddi bir umudum kalmamıştı.”

Bu gerçek öyküde, KKS adı verilen insanın ruh sağlığını ve ilişkilerini zehirleyen üç rolün aile bireyleri arasında dönüşümlü olarak oynandığını ve bunun aile fertlerine özellikle de çocuklara büyük acılar verdiğini görüyoruz.

Hatta çocuklardan birinin ilerde sağlıklı bir romantik ilişki yaşayamadığı anlaşılmaktadır. Anne başta kurban rolündeyken, sonra kurtarıcı, daha sonra ise suçlayıcı role bürünmüştür.

Babanın da baştaki zorba ve suçlayıcı halinden kurban rolüne geçtiği fark edilmektedir. Çocuklar özellikle daha fazla hırpalandığını gördükleri kurban rolünde olan annelerini kurtarmaya çalışmakta, anne ise sorumluluk almayarak kurtarıcı ve suçlayıcı rollerine geçmektedir.

Kimlerin KKS şeytan üçgenine girmesi daha muhtemeldir?

  • Geleneksel değerlerle büyüyen, erken dönem çocukluk travmaları olan bireyler,
  • Birileri tarafından sürekli baskılanmış, nasıl hissetmesi, nasıl düşünmesi ve nasıl davranması gerektiği söylenmiş bireyler,
  • İç içe geçmiş ilişkiler yaşayan, kendi davranışlarının sorumluluğunu alamamış olan bireyler,
  • Özgüveni ve içsel kontrol ve güdülenme mekanizmaları yeterince gelişmemiş bireyler.

KKS şeytan üçgeninden çıkabilmenin 4 yolu

Farkındalık

Yakın ilişkilerini KKS üçgeninde gidip gelerek yaşayan kişiler genellikle yaşamlarında bir şeylerin ters gittiğini sezseler de nedeninin ne olduğunu tam olarak anlamlandıramayabilirler.

Bunun sebebi doğduklarından itibaren, KKS’nin yaşandığı ailede büyümeleri ve yeni ailelerini de o bağlamda oluşturmuş olmalarıdır. Eşleri ya da partnerleri de bu yeni aileye kendi çocukluk yaşantısından KKS taşımışsa aile bireyleri her gün mutsuzluk, çatışma ve acı deneyimleyeceklerdir.

Bazen okudukları bir yazı, izledikleri bir film, yaşadıkları bir psikolojik belirti (panik atak, intihar isteği, bedensel yakınmalar) ya da boşanma, ayrılık gibi zorlayıcı bir yaşantı, kişilerin ilişkilerindeki bu çıkmazı görmelerine sebep olur.

Farkındalık bireyin kendi düşünce, duygu ve davranışlarını değerlendirmesini sağlar ve değişim için itici güç oluşturur.

Değişimi isteme ve eyleme geçme

Bu aşamada bireyin kendi durumunu yazarak ya da bir psikologla konuşarak analiz etmesi önemlidir.

Değişim sloganınızı oluşturun

Herkes için kendine özgü bir değişim sloganı ya da özdeyişi vardır. Sloganınızı yazıp gün içinde görebileceğiniz bir yere asın. Değişim sloganına bir örnek:

“Yaşamlarını kurtarıcı, kurban, suçlayıcı üçgeninde geçiren bir aile içinde büyüdüm. Şu an korkularımdan dolayı yeni bir aile kuramıyorum ya da kurmuş olduğum ailede bu sağlıksız ilişki tarzını tekrarlıyorum.

Bundan böyle KKS üçgeninden çıkmak, bu rollerin herhangi biri içine girdiğim anda ne yapmakta olduğumun farkına varıp bunun yerine sakin, özgüvenli, empatik ve sorumluluk sahibi bir içimde davranmaya karar verdim.

Hayatımı değiştirmek, özgürleşmek ve özgür olmanın sorumluluğunu almak istiyorum… Bu benim yeni yaşam amacım ve değişim sloganımdır!”

Psikolojik destek almak

Her insan yaşamının en az iki-üç döneminde psikoloğa gitmeye ihtiyaç duyar. Uzman kişilerden alınacak psikolojik danışma hizmeti; bireyin farkındalığını, benlik saygısını, gerçek benliği ile uyumlu bir biçimde davranabilmesini ve davranışlarının sorumluluğunu alma becerisini arttırır.

KKS üçgeninde uzun yıllar yaşamak ve en az iki-üç kuşak KKS üçgeninde debelenmiş ailelerden gelmek bireyde öğrenilmiş çaresizlik yaratır. Bu durumda, düzenli bir psikolojik danışma hizmeti almak faydalı olacaktır.

Değişim, acılarla yüzleşilerek, benliğin derinlerine inilerek harekete geçirilir. Değişim, gelişim ve duygusal zenginleşme dolu günler dileğiyle…

İlginizi çekebilir!



Psk. Gözde Özdikmenli

Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olan Gözde, yüksek lisans ve doktorasını da aynı üniversitenin Gelişim Psikolojisi alanında tamamlamıştır. Uzun yıllar akademik alanda görevler almasının ardından, son bir yıldır Muğla’daki bir özel merkezde çalışmakta, çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlere yönelik psikolojik danışma hizmeti sunmaktadır....



BLOOM SHOP