Özerk olmak, çevreyi dilediğince keşfetmek bebeklikten çıkıp yürümeye başladığı andan itibaren insan için çok büyük anlam taşır. Çevremizde bizi koruyacak birilerine ihtiyaç duysak da keşfe çıkmak ve bir işi kendi kendine yapmak özerklik ve girişimcilik algısının gelişmesini sağlar. Bu çağlarda, ebeveynlerin çocuklarının özerkliğine duyduğu saygı ve destek, gelecek yılların da belirleyicisi olur.

Okul öncesi çağlardan itibaren özerkliği desteklenmemiş ya da bu konuda aşırı başıboş bırakılmış çocukların yetişkinliklerinde bağımlı, iç içe ilişkiler geliştirmeleri ya da sosyal uyum zorlukları yaşamaları kaçınılmazdır.

Kendini özgür hissetmek ya da hissetmemek; ailesel, sosyal, kültürel ve toplumsal faktörlerden etkilenmekle birlikte, özünde bireysel bir algıdır.

Bizler genellikle kendimizi özgür hissetmediğimizde çevredeki insanları suçlama eğiliminde oluruz. Oysaki özgürlüğün çok büyük bir kısmı bireysel çaba, yönelim ve istekle elde edilebilir. İç dünyamızda daha huzurlu olabilmemiz, mutlu, samimi, sağlıklı ilişkiler kurabilmemiz için dilerseniz aile terapisi hareketinin kurucusu Virginia Satir’in ortaya koyduğu beş temel özgürlüğe bir göz atalım.

Bu yazıyı okurken kendinizde bunların her birinin ne düzeyde olduğunu değerlendirebilirsiniz:

Özgürlük 1

Burada olanı görme ve duyma özgürlüğü. Olması gerekeni, olmuşu ya da olacak olanı değil.

Uzun yıllar yaptığı eziyetleri yok saydım. Bir yandan ona ilk aşık olduğum zamanlardaki halini anımsayıp bana yaşattıklarını görmezden geliyor, diğer yandansa derin acılar çekiyordum…”

Hayat son derece dinamiktir. Hem biz hem de çevremizdeki insanlar sürekli değişiriz. Bu değişimi kabul etmemek, geçmişte ya da hayal ettiğimiz bir gelecekte yaşamak stresimizi arttırır. Buna bağlı olarak yaşam enerjimiz azalır ve benlik saygımız da düşer. Dolayısıyla gerçekleri çarpıtmak yerine “şimdi ve burada var olanı” görme özgürlüğünü kullanmalıyız.

Özgürlük 2

Hissettiğini ve düşündüğünü söyleme özgürlüğü. Hissetmen ya da düşünmen gerekeni değil.

Cinsel kimliğime dair hislerimi ve yaşama olan bakışımı aileme söylersem beni asla kabul etmeyeceklerini biliyorum. Böyle kimseye açılamadan yaşamaksa hiç kolay değil. Beni olduğum gibi kabul edip bana sımsıkı sarılmalarını hayal ediyorum… Buna çok ama çok ihtiyacım var.”

Hissettiğini ve düşündüğünü söyleyemeyen insanlar kendini dışa vuramamış, iç dünyalarını tüm içtenliği ile yansıtamamış olmanın sıkıntısını çekerler. Bu durum genellikle kabul edilmeme, anlaşılamama ve dışlanma kaygılarından kaynaklanmaktadır.

Hissettiğimiz ve düşündüğümüz şeyleri bizi gerçekten anlayacağına inandığımız kimselere anlatmamız ya da bunu yapamıyorsak bir deftere yazmamız ruh sağlığımız açısından çok önemlidir. Hissetmemiz ya da düşünmemiz gerekeni değil, her zaman gerçek his ve düşüncelerimizi dile getirmeliyiz. Mevlana’nın da dediği gibi; “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”.

Özgürlük 3

Hissettiğini hissetme özgürlüğü. Hissetmen gerekeni hissetme değil.

Ona olan öfkemi kabul etmek istemiyordum. Öfke kötü bir histi, bunu çocuğuma karşı hissetmem hiç doğru olmazdı. İçimdeki azarlayıcı ses bana gün boyu bunu söyleyip duruyordu. Sonunda sağlığımın yavaş yavaş bozulduğunu ve kızımın da benden uzaklaştığını fark ettim.”

Duygular olumlu ya da olumsuz duygular diye ikiye ayrılamaz. Tüm duygular bizim iç dünyamızın değerli konuklarıdır. Herhangi bir durum karşısında nasıl hissetmemiz gerektiğini kendimize dayatmak yerine hislerimizle barışık olmalıyız. Kendimize dönmeli, iç dünyamızı incelemeli, duygumuz her neyse onu anlamalı ve o duyguya kucak açmalıyız.

Özgürlük 4

İstediğin bir şeyi talep etme ve istemediğin bir şeye dur deme özgürlüğü.

“Eşimin iş arkadaşlarının hemen hemen her akşam evimizde olmalarına artık dayanacak gücüm kalmadı ama bunu eşime bir türlü söyleyemiyorum.”

Talep etmenin ya da kendine yönelik talepleri reddetmenin kültüre göre değişebildiği bilinmektedir. Örneğin bireyci değerlerin daha baskın olduğu toplumlarda “istiyorum” demek de “hayır” demek de çok daha kolaydır.

Toplulukçu kültürlerde ise istemek ve reddetmek ayıp olarak kabul edilebilmektedir. Ne tür bir kültürde yaşıyor olursak olalım talep ve reddetme özgürlüğünü kendimize sunmadığımızda mutsuz ve engellenmiş hissederiz. Dolayısıyla bu en temel hakkı kendimize çok görmeyelim.

Özgürlük 5

Kendin için risk alma özgürlüğü. Sadece güvenli olanı seçip gemiyi batırmama değil.

“Ailemde herkes karşı olmasına rağmen ben o iş teklifini değerlendirip bir süre yurtdışında yaşamak istiyorum. Şu anki işim kötü bir iş değil ama bu yeni iş ve yeni yaşam beni çok mutlu edecek, inanıyorum…”

Bazen güzel şeylere ulaşmak için risk almak gerekir. Özellikle aşırı koruyucu kollayıcı ailelerde yetişmiş insanlar risk almanın çok olumsuz bir şey olduğunu öğrenirler. Oysaki gerçekten arzu edilen hedeflere ulaşılırken risk alınması insana deneyim, özerklik ve özgüven sağlar. İnandığınız hedeflere ulaşmak için ara sıra risk almaktan çekinmeyin. Yoksa gemiyi batırmayacağım derken karaya oturtabilirsiniz.

Ruh sağlığının, uyumlu ve samimi ilişkilerin kaynağı olarak kabul edilen bu beş özgürlüğü hepimizin doya doya yaşaması dileğiyle…

İlginizi çekebilir!