Mutluluk güzel şey. Hepimiz mutlu olmak istiyoruz. Aradığımız, paylaşmak istediğimiz, hem kendimiz hem de çevremizdekiler için dilediğimiz en önemli duygulardan biri.

Ama mutluluğu ararken kendimizi fazlaca zorluyor ve mutluluğun peşinden koşarken yanından geçip gittiklerimizi kaçırıyor olabilir miyiz?

Hayat koşuşturmasına bir de yer yer telaşlı olabilen bu arayış eklenince, mutluluğun peşinden koşarken aslında mutsuz olduğumuz gerçeğini göremeyebiliyoruz. Aradığımız ya da ulaşmak istediğimiz mutluluk, bir gelecek planı haline geliyor zamanla ve o gelecek hiç gelmiyor. Çünkü hep önüne küçük hedefler koyuyoruz, mutluluğa ulaşmak için minik basamaklar ekliyoruz önümüze.

Mutluluk, mutfaktaki hiçbir zaman ergonomik olmayan en üst raf halini alıyor hayatlarımızda. Hep başka bir şeylerin varoluşuna muhtaç oluyoruz ona ulaşmak için. Bunu anlamak için çevreme bakmama, gözlem yapmama gerek kalmadı; kendimde gördüm hızla mutluluğa koşarken bazı şeylerin gözden kaçmaya ne kadar müsait bir hal aldığını.

Mutluluk koşusunun bir sorun olmaya başladığını nasıl fark ettim?

İş ile ilgili bir probleme takılmışken onu çözmemde bana yardım etmek için yanımda olan/olmaya çalışan arkadaşlarımın varlığına yeterince minnet duymadığımı fark ettim mesela. Egzersiz yaparken daha kuvvetli olursam daha mutlu olacağıma inanıyordum. Ama eskiye göre zaten daha kuvvetliydim.

Yoga pratiği yaparken bazı duruşlar ile ilgili içime sinmeyen yerler vardı. Fakat gözümden kaçan şey pratiklerimin beni hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok daha olumlu bir sürece dahil etmiş olmasıydı. Kendi yaşamımdan örneklerimi içtenlikle çoğaltabilirim sizlere.

Mutluluğu ararken beni en çok mutlu etmesi gereken şeyleri kaçırdığımı fark ettim; nefes alıp-verebiliyordum, bedenim ve zihnim çok boyutlu tüm yaşam gereksinimlerim için bana izin veriyor ve destek oluyordu. Ne büyük şans!

Yeni yüzyılın sorunu: Mutluluğu aramak

Beni mutlu eden şeyleri fark etmem ile duraksadım ve içinde bulunduğumuz yüzyılla ilgili bir izlenime vardım. Yanlış şekilde odaklanmışız biz mutluluğa. Mutluluğun kendisine, bileşenlerine ve getirilerine odaklanmaktansa onu uzun vadeli belirsiz bir plan haline getirmişiz yaşam karmaşasında.

Anda olmak, anda kalabilmek, anı kabullenmek ve anı yaşayabilmek aslında mutluluk! Arayıştaki koşu değil, koşunun kendisi. Koşarken hızla geçtiklerimiz, gözümüzün takıldığı, ayağımızın çarptığı taş, hedefe kalan kilometreler ya da ne kadar yorulduğumuz değil mutluluk. Koşarken yüzümüzü seven rüzgar, çabamızı takdir eden ter damlası, koşma isteğimiz ve gücümüz, bizi bütünsel olarak koruyan evren.

Yani mutluluğun tanımı aslında sadece mutlu olma anı!

İlginizi çekebilir!