Bilimsel çalışmalar, insan etkisi nedeniyle iklim değişikliği yaşadığımızı yani Dünya’nın doğal dengesini bozduğumuzu kanıtlıyor. Bilim insanları ve uluslararası kuruluşlar, bu gerçeği her fırsatta duyuruyor ve iklim değişikliği ile mücadele edilmesi için kamuoyu yaratıyor.

Dünya’nın yaşanabilirlik özelliğini tehdit eden iklim değişikliği ile ilgili bilimsel kanıtlar, çevre tahribatı ve iklim değişikliği arasındaki ilişkiyi net şekilde ortaya koyuyor.

Her geçen gün artan enerji ihtiyacımız, fosil yakıtlara giderek artan bağımlılığımız ve çılgın düzeylere ulaşmış tüketim alışkanlıklarımız, yaşadığımız çevre tahribatı ve iklim değişikliği sorununun temelini oluşturuyor. Öte yandan küresel olarak ulusal hükümetler, bu hayati konularda sürdürülebilir etkin çözümler üretmekte isteksiz ve yavaş kalıyor. Ancak zaman aleyhimize işliyor!

Artan nüfusun çevre tahribatına etkisi 

Ayrıca tüm dünyada giderek artan kentli nüfusu, kentsel alanlarda yaşanan iklim olaylarının etkilerini ve çevre tahribatının yarattığı stresi artırıyor. Öte yandan iklim değişikliğine neden olan karbon salımlarının yaklaşık yüzde 70’i kentlerde meydana geliyor.

Kentleri önümüzdeki beş yıl boyunca yönetecek anlayışı belirleyeceğimiz yerel seçimler iklim krizine karşı tutum ve çevre tahribatı konusunda bize önemli fırsatlar sunmalı. Ancak güncel siyaset yoğunluğu nedeniyle insanlığın geleceğini tehdit eden iklim değişikliği ve çevre tahribatı sorunlarını neredeyse kimse ciddiye almıyor.

Yok sayılan buz gibi gerçekler

İklim krizi ve çevre politikaları konusunda, yerel yönetimler aslında çok kilit bir noktada görev alıyorlar. Makro politikaları uygulamak ve hatta uygulamadan doğan başarılı örneklerle politikaları etkilemek ellerinde.

Ayrıca kamuoyu yaratmak ve farkındalık oluşturmak yine onlar için çok kolay. Ancak bu konularla ilgili güncel uygulamaların içeriğinin bizlerle paylaşılmasında ciddi sorunlar bulunuyor. Sadece politik eksende değil, toplumda da bu konular ilgi çekmiyor.

Örneğin toplu taşıma verilen değer, bisiklet ve yaya ulaşımı için uygun olmayan altyapı nedeniyle ıskaladığımız karbon azaltım potansiyelimizi kimse sorgulamıyor.

Yerel yönetimlerin atık konusundaki sorumluluk ve faaliyetleri hakkında hala pek çok kentte bilgilendirilmediğimiz ortada. Dolayısıyla çöpümüze ne oluyor, yerel düzeyde nasıl daha verimli atık politikaları ve uygulamaları oluşturulabilir tartışılmıyor.

Hava kirliliği, oldukça sinsi bir halk sağlığı sorunu olarak tartışmasız gündemde birinci sırada olmalıyken hepimiz bu soruna karşı oldukça ilgisiziz. Hava kirliliğini ve etkilerini azaltacak en önemli araçlardan biri olan kentsel yeşil alanlar ise çocukluk hatıralarımızda kaldı gibi.

Benzerleri tropik iklimlerde görülen aşırı yağış olayları ile nasıl mücadele etmeliyiz ve bu yağışların engellenmesi için üstümüze düşen nedir diyene de pek rastlanmıyor.

Küresel olarak artan yerel ilgi

Pek çok ülkede yerel yönetimlerin doğrudan müdahil olduğu iklim krizi ve çevre tahribatına karşı geliştirilen politika ve uygulamaların, partiler üstü bir konu olarak bütün yerel yönetimlerin gündemine girmesi gerektiğini bilim ifade ediyor. İklim değişikliği etkilerine en hassas bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alan ülkemizin, ivmeli bir şekilde artış eğiliminde olan küresel ısınma nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerine giderek daha fazla maruz kalması bekleniyor. Artan kentsel nüfusun ise bu bağlamda artan gereksinimleri olacağı aşikar.

Aralık 2018’de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Konferansı öncesinde, ulusal hükümetlerin iklim değişikliği ile mücadele ve dolayısıyla Paris Anlaşması’nın uygulamaya konulması konusunda yavaşladığı bir dönemde, yapılması gerekenlere dikkat çekmek için 12-14 Eylül 2018 tarihlerinde Kaliforniya’da Küresel İklim Değişikliği Zirvesi gerçekleştirildi.

Bu Zirve’nin en önemli teması iklim değişikliği ile mücadelede yerelin gücünün ve öneminin vurgulanmasıydı. Maalesef Türkiye’de çok az sayıda yerel yönetimin radarına takılan bu küresel etkinlik öncesinde, 8 Eylül 2018’de yapılan küresel farkındalık çalışmaları ile tüm Dünya’da pek çok kişi yerel düzeyde bir araya gelip yerel yönetimlerden iklim değişikliği ile mücadele için taleplerini İklim İçin Ses Ver etkinlikleri ile dile getirdi. Fakat ülkemizde bu etkinliğe de sınırlı sayıda ilgi olduğunu belirtmek isterim.

Yerelde bu yönde bir merak olmayınca yönetiminde de bu yönde icraatlar beklenmesi çok gerçekçi değil. Dolayısıyla biz, vatandaşların artan farkındalığı yerel yönetimlere “hayalimizdeki kentlerle” ilgili etkili bir mesaj verme olanağı sunacak. Böylece iklim dostu, sağlıklı şartlar sağlayan, yeşil yani sürdürülebilir kentlerde yaşama imkanımız olacak.    

Önlem almak için neler yapabiliriz?

Toplumda farkındalık yaratmak ve öncü olmak isteyen çağdaş yerel yönetimlerin durum tespiti ile başlaması ve iklim planlaması yapması, yapılan eylem planları için tanıtım ve farkındalık çalışmaları yürütmesi önemli. Akıllı ve sürdürülebilir kentsel yönetim söylemlerinin eylem planlarında kalmadığı, uygulamada yeşil kentler yaratarak döngüsel ekonomi örneklerinin hayata geçirilmesi de bu planlama örnekleri olarak pekala mümkün.

Yerel yönetimler iklim değişikliği ve çevre tahribatının gerçekleştiği veya bertaraf edildiği noktada yer aldıkları için alacakları basit kararlar pek çok açıdan milat olacaktır.

Örneğin her gün hepimizin ürettiği tonlarca atık miktarını düşününce katı atıktaki potansiyeli ortaya çıkarabilecekleri ve bazı belediyelerce de uygulanan –ama maalesef tanıtımı yapılmayan- pek çok önlem olabilir. Bunlardan bazıları;

  • Katı atık ayrıştırmayı apartman ve mahalle ölçeğinde kolaylaştıracak ve teşvik edecek yöntemlerin benimsenmesi,
  • Evsel organik atıkların mahallelerde kurulacak geri dönüşüm istasyonlarında komposta ve enerjiye dönüştürülmesi,
  • Bina ve mahalle bahçeleri kurularak, geri dönüşüm istasyonlarında elde edilecek kompostun ve enerjinin kullanabileceği permakültür uygulama alanların oluşturulması,
  • Yeni katı atık yönetiminin benimsenmesi için teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi,
  • Sıfır atık ilkeleri, geri dönüşüm ve kompost oluşturma konusunda farkındalığının arttırılması.

Her belediyenin iklim çalışmalarını etkinleştirmesi, bu konuda bilimsel verileri ve küresel gelişmeleri takip etmesi, iklim okulları açması, iklim değişikliğini ve çevre tahribatını bütüncül olarak ele alması çözüm için önemli.

Hepimizin neden olduğu çevre tahribatı ve iklim değişikliğinin etkilerinden gezegenimizi korumak ve hayatın kutsallığını savunmak yine hepimiz için kritik bir sorumluluk. Bu tarihi görevin başarılı olabilmesinin tek yönteminin bilgilenmenin ve mücadelenin yerelden başlayarak dalga dalga yayılması olduğu açıktır.

İlginizi çekebilir!

Birim Mor

1984 yılında Ankara'da doğan Birim, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde lisans eğitimini 2007 yılında tamamladı. İsveç’te Swedish University of Agricultural Sciences (SLU) Kentsel ve Kırsal Kalkınma Bölümü’nde Çevresel İletişim ve Çevre Yönetimi konusunda ve Jean Monnet Bursiyeri olarak Trinity College Dublin (TCD)’de Çevre Bilimleri dalında yüksek lisans derecelerini aldı....

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP