YAZAN: BURCU ERBAŞ

Geri dönüşüm için ayırdığımız çöplerin yaklaşık yüzde 32’si gerçekten geri dönüşüyor. Geri kalanına ne oluyor? Diğer çöplerle beraber ya kara çöplüklerine gidiyor ya yakılıyor ya gömülüyor ya da deniz ve okyanuslara atılıyor. Yüzde 68 gibi bir oranla en verimli işleyen kağıt geri dönüşümü bir yana konu gezegeni en çok kirleten, doğada kendi kendine asla çözülemeyen atıklara -yani plastiklere- geldiğinde geri dönüşüm daha da etkisizleşiyor. Örneğin 2021 yılında Amerika’da geri dönüşüme atılan plastiklerin sadece yüzde 6’sı gerçekten dönüştürülmüş. Peki rakamlar tam tersini işaret ederken neden her birimiz hala geri dönüşümün çevre aksiyonunun bir parçası olduğuna inanmaya devam ediyoruz? Küçüklüğümüzden beri atık yönetiminin en -hatta tek- çevre dostu biçimi olduğuna inandığımız, birçok kişinin gündelik yaşamında sıkı sıkıya bağlı olduğu geri dönüşüm sistemi neden günümüz yüksek teknoloji dünyasında bu denli verimsiz çalışıyor? Plastik geri dönüşümü sadece kocaman bir kandırmacadan mı ibaret? Her sene 5 Haziran günü kutlanan Dünya Çevre Günü’nün 2023 teması olarak belirlediği #BeatPlasticPollution yani “Plastik Kirliliğini Yenin” kapsamında geri dönüşümün karanlıklarda saklanan gerçeklerini ışığa taşıyoruz.


Plastik geri dönüşümü nedir?

Plastik geri dönüşümü dolaşıma sürülen plastik temelli nesnelerin; paketlemeler, kaplar, şişeler ve nicesinin atık olarak elden çıkarıldıktan sonra yeni nesnelere veya ham maddelere dönüştürülmek üzere ayrılmasından oluşuyor. Plastik atıklar ilk başta belediyeler, özel şirketler, bireyler gibi geri dönüşüm sistemleri tarafından toplanıyor, reçine koduna ve kalitesine göre ayrılıyor, geri dönüşüme uygun plastikler temizleniyor, küçük parçalara ayrılıyor, eritiliyor. Daha sonra ise yeni ürünlerin yapılacağı plastik peletlere dönüştürülüyor ve plastik üreticilerine yeniden satılıyor.

Burada en önemli noktayı da plastiklerin türü yani reçine kodları belirliyor çünkü her plastik geri dönüştürülemiyor. İçerisine plastiği renkli, esnek, yumuşak, sert, parlak yapmak için eklenen tüm katkı maddeleri geri dönüşümü engelleyebiliyor. Plastik reçine türlerinden 1 ve 2, genel anlamda dünya çapında geri dönüştürülürken 3-7 arasındaki reçine kodları yerel sistemlere bağlı olarak değişiyor. Çoğu zaman da geri dönüştürülemiyor. Bu reçine türlerine bakmadan veya bilmeden her plastiği geri dönüşüme atan bizlerin atıkları ise çoğu zaman çöplükleri boyluyor.

  • Plastik reçine kodu 1 ve 2: Pet şişeler, süt kutuları gibi sert plastik paketlemeler.
  • Plastik reçine kodu 5: Bazı gıda paketleri ve ilaç şişelerinde bulunan genellikle geri dönüştürülebilir olan bir plastik.
  • Plastik reçine kodu 3-4-6-7: Balonlu naylon kaplama, alışveriş poşetleri, esneyebilen, yumuşak gıda paketlemeleri.

Neden plastik geri dönüşümü bir mit olmaktan öteye geçemiyor?

Plastik geri dönüşümü sistemini yavaşlatan ve verimsiz hale getiren en önemli sebeplerden birisi “wish-cycling” yani iyi niyetli geri dönüşüm denemeleri oluyor. Reçine kodlarına bakmadan geri dönüşüme atılan plastik atıklar, sudan geçirilmeden atılan kirli plastikler bütün bir geri dönüşüm ağını yavaşlatabiliyor hatta kontamine edebiliyor. Özellikle geri dönüşüme atılan plastik poşetler makineleri tıkayarak bozulmalarına neden olabiliyor.

Bunun yanı sıra geri dönüşüm modern yaşamın atık üretimi hızı ve miktarına gerçek anlamda yetişemiyor. Her sene yüz milyar parça atık plastik üretiyoruz. Ne kadar çok geri dönüşüm yapılsa dahi hala çöplükler dolup taşmaya, yığınla plastik okyanusları kirletmeye devam ediyor. Hatta öyle ki şu anda mikro plastik adı verilen görünmez plastik parçaları kirletilen sular ve deniz yaşamı nedeniyle birçoğumuzun bedeninde dolaşıyor.

Kendi ülkelerinde kendi çöplerini tutmak istemeyen “çevre dostu gelişmiş ülkeler” de geri dönüştüremedikleri tüm çöplerini başka ülkelere para karşılığında gönderiyor. Bir zamanlar Dünya’nın çöplüğü olan Çin’de uygulanan yeni politikalardan sonra Türkiye, Avrupa Birliği’nin çöplüğü haline geldi. Geri dönüşümün tek başına bütün bu atık problemini çözebileceğini söylemek ve buna inanmaksa “green-washing” yani yeşil aklamadan öteye geçemiyor.

Plastik geri dönüşümü yerine nasıl aksiyonlar almalıyız?

Geri dönüşümün biz tüketicilere sağladığı “konfor alanı”ndan çıkarsak aslında plastik kullanımımız konusunda kendimizi kandırdığımızı görebiliyoruz. Maalesef ki biz ne kadar miktarda plastik atık çıkarırsak -geri dönüşüp yapıp yapmamamız fark etmeksizin- çevremiz de aynı oranda plastik atık ile kirleniyor. Geri dönüşüm yanılgısı aynı plastik üreticilerini, firmaları ve siyasi figürleri rahatlattığı gibi bizim de çevresel farkındalığımızın çok yüzeysel kalmasına neden oluyor. Peki bu durumda ne gibi değişimler plastik atık krizinden çıkmamız için bir umut oluşturuyor?

Şu anki geri dönüşüm metotlarının etkisizliği karşısında iki yol izlenebiliyor: Var olan işleyişin çok daha verimli hale getirilmesi ve plastik atık üretiminin minimize edilmesi – hatta sıfırlanması. Birinci seçenekte en büyük iş, plastiği ham madde olarak kullanan üreticilere ve yerel yönetimlere düşüyor. Geri dönüştürülemeyen türde plastiklerin kullanılmaması, bu tür plastikleri kullanan üreticilerin yasalarla cezalandırılması, kendi geri dönüşümünü üstlenen firmaların vergi teşviki alırken fazla atık üretenlerin vergi cezası alması gibi hukuki uygulamalar ve düzenlemeler geri dönüşümün daha etkili çalışmasına yardımcı olabiliyor.

Tek kullanımlık plastiklerin üretimden ve uygulamadan kaldırılması ikinci seçeneğin en iyi örneğini oluşturuyor. Tekrar tekrar kullanılabilir veya yeniden doldurulabilir türde yapılan paketlemeler ve hiçbir paketleme kullamadan alışveriş yapma şansı plastik atığın sıfırlandığı bir yaşamın mümkünlüğünü kanıtlıyor. Plastik atık krizinin tek ve en gerçekçi çözümünü de -tıpkı fosil yakıt endüstrisi için geçerli olduğu gibi- tamamen sıfırlamaktan geçiyor.

Konu çevresel krizler ve gezegen sağlığı olunca en kârlı, en kolay, en “her iki tarafı da mutlu eden” çözümü seçmek yeterli gelmiyor. Çoğu zaman aradığımız cevap sorunun temel kaynağını ortadan kaldırmaktan başkası olmuyor.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...



BLOOM SHOP