Konu ailemiz, arkadaşlarımız ya da yıllardır görmediğimiz gibi sevdiklerimiz olunca ajandamız sosyal aktivitelerle dolup taşıyor. Kahvaltıdan sonra brunch ordan öğle yemeği, akşamüstü çay saati ve bir kadeh içki derken pek çoğumuz farkında bile olmadan tüm günümüzü koşturmaca ve telaş içinde geçiriyoruz. Kendimizi çok yormamıza neden olan bu yaşam tarzı bizi sadece fiziksel olarak değil zihinsel olarak da zorluyor. Üst üste planlarla dolu olan bu yoğunlaştırılmış ajandalar sosyal yorgunluk yaşama riskimizi bir hayli arttırıyor.

Peki sosyal yorgunluk nedir?

Bireyin artık sosyal aktivitelerden keyif almamaya başladığı, yapılan planların tüketici geldiği, üzerinde fiziksel ve ruhsal bir yorgunluk hissettiği nokta sosyal yorgunluğun eşiği olarak tanımlanıyor. Bu nokta genellikle bireylerde tek başına kalma ve sosyal etkileşimleri kesme eğiliminlerini güçlendiriyor, ayrıca fiziksel ve ruhsal sağlığı da tehdit ediyor.

Sosyal yorgunluğun tek tetikleyicisi sevdiklerimizle yaptığımız planlar değil tabii. İşlerimiz, randevularımız ve günlük koşturmacamız yani kısacası sosyal etkileşim barındıran her türlü aktivite aslında bizi sosyal yorgunluğa bir adım daha yaklaştırıyor.

Bu durumun farkında olmamak ise pilimizin tamamen bittiği noktaya kadar kendimizi sosyal aktivitelere zorlamamıza ve en sonunda hiçbir şey yapamayacak duruma gelmemize neden oluyor. Enerjimizin tamamen bittiği yerde ise, ruh halimiz dengesizleşmeye ve fiziksel sağlığımız bozulmaya başlıyor.

Günlük işlerimizi ve sosyal hayatımızı dengede tutmak, kendimizi yataktan çıkamaz bir halde bulmamak için hepimizin farkına varması gereken bir durum. Özellikle büyük şehirlerde hayatın bitmek bilmez bir koşuşturmacaya dönüştüğü günümüzde, bu konuyu ele alan uzmanların sayısı da oldukça fazla.

Sosyal yorgunlukla başa çıkmak hakkında uzmanların önerdiği bu 3 strateji hayatımızı dengede tutmamıza ve kendimiz için sağlıkı bir sosyal yaşam kurgulamamıza yardımcı oluyor!

Aktiviteler konusunda seçici olmak

Çağrıldığımız her etkinliğe gitmeye çalışmak sosyal anlamda bizi en çok zorlayan konulardan bir tanesi. Yani sosyal etkinlikler ve katılmamız gereken aktiviteler konusunda ne kadar seçici olursak sağlığımızı korumamız o kadar kolay oluyor.

Bu noktada sırf çağrıldığımız için kendimizi etkinliğe gitmek zorunda hissetmek ve hatta gitmeye zorlamak yerine yapmamız gereken şey çok basit. “Bu etkinliğe gitmek benim için ne kadar önemli? Bu insanlarla görüşmeyi ne kadar istiyorum? Şu anda ben ne yapmak istiyorum?” gibi sorularla kendi istek ve ihtiyaçlarımızı fark etmemiz, kararlarlarımızı bunlara göre vermemiz gerekiyor.

Zamanlama konusunda esnek olmak

Pek çoğumuz planladığımız veya davet edildiğimiz sosyal aktivitelere katılınca, kendimizi başından sonuna kadar orada kalmak zorunda hissediyoruz. Günümüzün hızlı akan dünyasında pek de kolay olmayan bu eğilim, sosyal aktivitelerin bize keyif vermekten çıkıp zorunluluklara dönüşmesine ve hatta zaman zaman bize stres ve anksiyete yaşatmasına neden oluyor.

Yapılan planlara karşı olan tutumuzu güncelleyip, istediğimizde katılmak, istediğimiz kadar kalmak veya kısa süreli planlar yapıp bu zamanlamalara sadık kalmak gibi konseptleri hayatımıza sokarak, sosyal yorgunluk riskini düşürerek çok daha etkili bir sosyal hayata sahip olabiliriz. Ayrıca bu yeni bakış açısıyla katılmak istediğimiz fakat çakıştığı için tercih yapmak zorunda kaldığımız aktiviteleri yönetmemiz de çok daha kolay oluyor.

Ben zamanını atlamamak

Tüm bu koşuşturma ve sosyalleşme içinde unutmamamız gereken belki de en önemli şey, sağlıklı bir birey olabilmenin de anahtarı olan “ben zamanı”. Burada bahsedilen ben zamanı evimizde kalarak ailemizle geçirdiğimiz sıradan bir zaman değil. Kendimizle baş başa kaldığımız ve kaliteli bir şekilde geçirdiğimiz özel bir zaman. Her birimizin biraz olsun yavaşlaması, ihtiyaçlarını, isteklerini, hedeflerini ve beklentilerini fark edebilmesi ve daha da önemlisi sağlığını koruyabilmesi için düzenli olarak kendisiyle baş başa kalması gerekiyor.

İlginizi çekebilir: Sosyal Jet Lag Sendromu Yaşam Kalitenizi Nasıl Etkiliyor?



Sıla Bakır

1993 yılında doğan Sıla, lisans eğitimini 2017 yılında Bilkent Üniversitesi İletişim Tasarım Bölümü’nde tamamladı. Lisansüstü eğitimine devam etmeye karar vererek Politecnico di Milano’da Stratejik Tasarım Master’ı yapmaya başladı. Sağlıklı ve dengeli hayat tarzı konusundaki merakı sonucunda bol bol araştırma yapmakta, karşısında çıkan yeni fikirleri denemekten ve bunları paylaşmaktan büyük keyif...



BLOOM SHOP