YAZAN: MÜGE SEYHAN ÖZTÜRK

Dünyayı görüşünüz ve deneyimleme biçiminiz üzerine hiç kafa yordunuz mu? Mesela, hayatın sürekli önünüze engeller çıkardığını mı yoksa size karşı cömert davrandığını mı düşünürsünüz? İnsanların genel olarak kaba ve bencil olduklarına mı yoksa yapıcı ve yardımcı olduklarına mı inanırsınız? Çünkü her şey zihinde başlar ve zihinde biter. Hayatımızda yaratabildiğimiz refah, mutluluk, başarı, huzur seviyesi, yetişme çağımızdan itibaren bize öğretilen, aşılanan ve kendi kendimize alıp kabul ettiğimiz inançların şekil verdiği zihin durumumuzla ilintilidir. Yani bir bakış açısı konusudur. Büyürken neye inanmışsak, hayatı o şekilde deneyimleriz... Dolayısıyla zihin yapımızın ürettiği düşünceler, küçüğünden büyüğüne, hayatımızın her alanındaki her kararı, her adımı, her durumu doğrudan etkiler. Bu düşünceler, genellikle varlık bilinci ve yokluk bilinci yelpazesinin iki ucundan birinde konumlanır. Hangi taraf ağır basarsa hayatımız ona göre şekil alır. 


Varlık-yokluk yelpazesinin hangi ucundasınız?

Kendimize soralım, “Zihnim genel anlamda daha çok olumlu şeylere mi odaklanır, yoksa olumsuzlara mı?” Aslında bu soruya verdiğimiz cevap, yelpazenin hangi ucunda olduğumuzun da göstergesi. 

Varlık bilincinde olan insan, evrendeki her şeyin herkese yeteceği, evrenin olanaklarının sonsuz, sınırsız olduğu ve bunların herkese açık olduğu inancından yola çıkar. Varlık bilincinde olduğumuzda, olmayanı değil olanı görürüz. Odağımız eksiklerde ya da olumsuzluklarda değil aksine artılarda ve olumlularda olur.  

Bunun en önemli katkısı nedir? Zihnimizi var olana yönelttiğimizde, engel gibi görünebilecek durumlarda bile fırsatları görmeye başlarız. Böylece olasılıklara kendimizi açar ve hatta yenilerini kolaylıkla yaratırız. Örneğin, işimizi büyütemeyeceğimiz ya da müşteri bulamayacağımız korkusundan ziyade, kendimizi işimizin verimliliğini artıracak yeni deneyimlere, konulara odakladığımızda daha fazla iş veya gelir yaratıyor olabiliriz.

Varlık bilinci nedir?

Varlık bilinci, elbette sadece maddi konularla ilgili bir kavram değil; sevgi, huzur, güven, mutluluk gibi hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz her alanda geçerli. Buradaki kilit husus içimizdeki her duygunun, her düşüncenin, her seçimin varsıllıktan yola çıkması. Çünkü zihnimiz pusulasını olumluya çevirdiğinde, çekim yasası gereği hayatımızdaki olumlu deneyimleri çoğaltmaya başlarız. 

Tam tersine, varlık bilincinin diğer kutbunda ise yokluk bilinci yer alır. Yokluk bilincinde olmak, eksiklerimize, engellere veya potansiyel kayıplara odaklanmayı ifade eder. İçten içe evrendeki her şeyin herkese yetmeyeceğini çünkü kaynaklarının kısıtlı olduğuna inanırız. Bu da bizde gelecek kaygısı yaratır. 

Ve bu gelecek planında, büyük oranda kendimizi yetersiz gördüğümüz için, bir şeylerin hep ters gideceğini düşünürüz. Yaşadığımız deneyimleri öğrenme ve ilerleme fırsatı olarak değerlendirmek yerine her şeyi bizi aşağı çeken bir durum olarak algılarız. Zorlukları, üstesinden gelinemeyecek sorunlar olarak görmeye başlarız. Düşüncelerimizle kendi kendimizi sınırlarız aslında ve çoğunlukla da bir mağduriyet halinde oluruz. 

Neden varlık bilincine geçmeliyiz?

Hayatta kalma mekanizmamızın bir parçası olarak, yaşanılan ve olumsuz olarak algıladığımız olayları, olumlulara nazaran hafızamızda daha keskin şekilde işaretleyen varlıklarız. Fakat yaşamsal olmakla birlikte, bu mekanizmanın önemli bir götürüsü var: Ruh halimiz ve düşüncelerimiz gerçekliğimizi yarattığından, olumsuzluklara odaklandığımızda esasen daha fazla olumsuzluk yaratırız! 

Dolayısıyla zihnimiz sürekli hayatımızda olmayanlara yoğunlaştığında, bu yokluk seviyesinden ürettiğimiz düşünceler, inançlar ve korkular bolluğu hayatımıza çekmemizin önünde engel teşkil eder. İşte bu nedenle, hayatımızda bolluk yaratmanın, varlık enerjisine geçmenin yolu önce bilincimizi varsıllığa yöneltmekten geçer. 

Varlık bilincini nasıl daha fazla geliştiririz?

Her şeyden önce başkalarına, başkalarının hayatlarına ve başarılarına özenmek yerine kendi tutkumuzu bularak başlayabiliriz. Tutkumuz mazotumuz olduğundan üretmek, fırsatları görmek ve hedeflerimize ulaşmak kolaylaşır. Çünkü bir şeyi zevk almadan yaptığımızda varlık yerine yokluk bilincini besleriz. Bu nedenle motivasyon nedenimize geri dönüp sorgulayabiliriz. Karşılaştığınız her konu için kendinize şu soruları sorarak başlayabilirsiniz:

  • Bu konu beni hangi açıdan motive eder?
  • Bu bende hangi duyguyu yaratır? Ya da hangi duyguyu yaratmasını isterim?
  • Bu duyguyu yaratmak için şu anda ne yapabilirim?

Ayrıca bir şeyleri kaçırma korkusundan kurtulmak için beklentilerimizden bir adım geri çekilip kendimize neden buna bu kadar odaklandığımızı da sorabiliriz:

  • Bu konu neden çok önemli?
  • Bu önemin sebebini başka ne gibi yollarla elde edebilirim?

Bolluk bilincini geliştirmenin bir diğer yolu, halihazırda sahip olduklarımızın farkına varmaktır. Yokluk bilincinde olduğumuzda, eksik olduğumuz şeylere odaklanır, kendimizi sınırlarız. Odağımızı bilinçli bir şekilde sahip olduklarımıza yoğunlaştırdığımızda enerjimizi varsıllığa, şükretmeye ve olumlu duygulara akıtırız. Şükretmek, hayatımızdaki iyi şeyleri veya yol boyunca öğrendiğimiz dersleri takdir etmektir. Bu da varlık bilinci geliştirmemize yardımcı olur. Bunu yapmaya başladığımızda ayrıca hem hayatımızdaki hem de etrafımızdaki bolluğu da fark ederiz.

  • Bunun için dilerseniz zaman zaman hayatınızdaki neler için şükrettiğinizi yazarak çalışabilirsiniz. 

Varlık bilinci aynı zamanda benlik saygımızı güçlendirmekle de gelişir. Küçük zaferleri nasıl kutlayacağımızı bilmek, nasıl iltifat alacağımızı öğrenmek, kendimizi sevmek ve değerli bulmak önemlidir. Bu yönlerimizi kuvvetlendirmek için kendimize şu soruları sorarak başlayabiliriz:

  • Hayatımda iyi şeyler olmasını hak ediyor muyum?
  • Herkes kadar sevilmeye, mutlu olmaya layık olduğuma inanıyor muyum?

Bir diğer önemli konu, düşüncelerimizin ve sözlerimizin farkında olmak. Kıskançlık, eksiklik, olumsuzluk ya da korku düşünceleri ortaya çıktığında, bu düşüncelerin neden aklımıza geldiğini sorgulamalı, bunları nasıl desteğe ve olumluya dönüştürebileceğimizi düşünmeye çalışmalıyız.

  • Burada atlanmaması gereken bir diğer husus, kendi kendimize sorduğumuz soruların da yapıcı olması gerektiğidir. Mesela, “Bu neden benim başıma geldi?” sorusu çok masumane gelse de aynı deneyimin tekrar tekrar yaşanmasına yol açar. Bunun yerine bu deneyimden çıkaracağımız derslere yoğunlaşabiliriz

Son olarak, varlık bilincine geçmenin yolu en çok da cömertlikten geçer. Karşılıksız bir şekilde verdiğimizde, özverili hareket ettiğimizde, kalbimizi cömertliğe, neşeye ve takdire açtığımızda hayatımızda bu duyguları çoğaltırız. Bolluk enerjisi ancak korkmadan paylaştığımızda artar. 

Bitirmeden altını çizmekte fayda var: Bu bilince geçtiğimizde ve bu enerjiyi çoğalttığımızda başkalarıyla olan etkileşimlerimiz ve oluşturduğumuz ilişkiler de doğrudan etkilenir çünkü hayat ayna gibidir ve hayatımıza çekeceklerimiz benzerimizden başka bir şey değildir. 



Müge Seyhan Öztürk

Rennes II/Upper Brittany Üniversitesi İletişim Bilimleri bölümü sonrası Galatasaray Üniversitesi'nde aynı dalda yüksek lisansını tamamlayan Müge Seyhan Öztürk, uzun yıllar özel sektörde yazar, editör, senarist olarak çalıştı. 2015 yılında ilk romanı yayınlandı. Yazın hayatının yanı sıra kendi şifa süreciyle başlayan enerji psikolojisi ve şifacılığına olan ilgisi, aldığı birçok eğitim sonrası...



BLOOM SHOP