Yoga Sutralarında Patanjali, yoga yolunda ilerlerken yamalar ile ahlaki, etik ve toplumsal kurallara vurgu yapar. Sosyal sorumluluklarımızı açıklar.

Yama 1: Ahimsa (Şiddet Uygulamama)

Yoga felsefesinde, yoganın ilk öğretisi “şiddet uygulamama”. İçinizden “Tamam bu nokta kolaymış, ben zaten şiddete karşıyım!” diyor olabilirsiniz. Başta kendinize olmak üzere, çevrenizdeki insanlara, tüm canlılara ve bu gezegene karşı şiddet uygulamadığınızı düşünüyorsanız, sizi tekrar düşünmeye davet ediyorum.

Kendimizi hiçe sayarak, onu önemsemeyerek, beğenmeyerek ve sürekli eleştirerek  ona verdiğimiz zarar, öfke ve nefretimiz, duygusal patlamalarımız, iniş-çıkışlarımız, çevremize saçtığımız olumsuzluk ve terör de bu şiddete dahil. İstemeden veya bile bile kırdığımız, affetmediğimiz ve kin duyduğumuz insanlar, incittiğimiz canlılar da bu şiddete dahil. Kimyasal temizlik malzemeleriyle, fırlatıp attığımız çöplerle, içtiğimiz sigaralarla, ilaçlar ve suni gübrelerle doğaya verdiğimiz zarar da bu şiddete dahil. Hatta ve hatta satın aldığımız eşyaların kimler tarafından hangi koşullarda yapıldığı ve nelere yatırım yapan hangi büyük firmaları desteklediği de…

İçinde yaşadığımız koşullar maalesef yapıcı ve sevecen olmayı desteklemiyor. Ama şiddeti minimuma indirmek imkansız değil. Yoganın sembolünün nilüfer çiçeği olmasının sebebi, nilüfer çiçeğinin bataklıklarda tüm görkemiyle açması. Dünya da bir bataklık. Yoga ise bu bataklıkta çiçek açmayı öğreten bilim. Gözlemleyin. Kendinizi ve verdiğiniz zararı gözlemleyin. Kendinizde ve çevrenizde istemli veya istemsizce yarattığınız hasarı gözlemleyin. Gözlemledikçe, farkına vardıkça azalmaya başlayacak.

Ve en önemlisi, olumsuz duygu ve düşüncelerinizden, çevreye verdiğiniz hasardan dolayı kendinizi suçlamayı bırakın. O da şiddet. Nazik olun. Sevecen ve sabırlı olun. Kendinize zaman tanıyın. Eğer yoga yolunu seçtiyseniz, o zaman yoga pratiklerinize odaklanın. Siz pratikleri uyguladıkça, varoluşun sonsuz bilgeliğine odaklandıkça, zaten sizin vazgeçilmez bir parçanız olan bu bilgiler kendiliğinden bünyenizde yer etmeye başlayacak…

Yama 2: Satya (Doğruluk)

Instagram @catmeffan

Gerçeği bildiğiniz halde sakladığınız oldu mu? Gözlerinizin önünde birinin haksızlığa uğradığı ve korktuğunuz için çıkıp tek kelime konuşmadığınız? Peki yalan söylediğiniz? Bazı insanlar o kadar sık yalan söylüyor ki, gerçekle yalan arasındaki ince çizgiyi fark edemez hale geliyorlar.

Başkalarından önce, kendinize söylediğiniz yalanları fark edin. Babam her zaman “Yastığa kafanı koyduğun zaman gönül rahatlığıyla uyuyabilmelisin!” der. Ben, kendi içinde bütün olmanın bu his olduğuna inanıyorum. Vicdan rahatlığı…

“Hakikat üzere yaşadığımızı bilmenin bir yolu, yaptığımız seçimler zor olsa dahi, günün sonunda kendimizle olan barışı sağlayabilmiş olmamızda yatar.” Donna Farhi

Satya; gerçeği söylemek, gerçeği yaşamak, gerçeği aramak demek. Yani samimiyet…

Hiç birimiz mükemmel değiliz. Her birimizin kendine has kusurları var. Bizi Tanrı’dan ayırıp, insan yapan da bu zaten. Öğrenmeye geldik dünyaya. Burası, öğrenme platformumuz… En son yapacağınız şey kendinizi suçlamak olsun. Kendini gözlemlemekle, inkar etmeyi bırakmakla, samimiyetle fark edilen hataları kabul etmeye başlamakla sahte kimliklerimizden soyunup, gerçek kimliğimizle tanışmaya adanmış, yavaş yavaş yürünen bir yol yoga.

Yama 3: Asteya (Hırsızlık yapmamak)

“Hırsızlık mı? Yok artık hırsız da değilim!” mi dediniz?

Hepimiz çalıyoruz. Ama değişik şekillerde…

Toplantılarımıza geç kalıp başkalarının zamanını çalıyoruz. İşimizi yarım yamalak yaparak diğerlerine verdiğimiz hizmetten çalıyoruz. Sürekli negatiflik saçıyorsak başkalarının yaşam enerjilerini ve mutluluklarını çalıyoruz… Mutsuz bir şekilde öğretmenlik yapıyorsak, öğrencilerimizin eğitim hakkını, Hipokrat yeminimizi ilaç firmalarına satmışsak, hastalarımızın sağlık hakkını çalıyoruz.

Kim günah çalmak ister? Ama dedikodu yaparak bilmeden başkalarının günahını bile çalıyoruz. (“Günahını alma” derler ya…) “İnsan kendi cebinden çalar mı?” demeyin, kendi cebimizden bile çalıyoruz… Şikayet ederek, gerekli gereksiz üzülerek, ufak tefek şeyleri kafaya takarak kendi yaşam enerjimizden bile çalıyoruz. Eksikliğini hissettiğimiz her şeyi yerli yersiz çalıyoruz… İşte, ‘Asteya’ tüm bunları kapsayan hırsızlıklardan arınmış olma halini anlatıyor.

Yama 4: Brahmacharya (Aşırıya kaçmamak, şehvete düşmemek)

“Çoğu zarar, azı karar” Altın orta yol brahmacharya.

Dengeden çıkmış, şehvete düşmüş biri, diğer insanların hemen dikkatini çeker ve eleştirilir. En çok da ailesi ve en yakınları tarafından eleştirilir. Hayattaki en büyük dertlerden biri de o dengeyi bulmak değil mi zaten? Nerede aşırıya kaçıyoruz? Aşırıya kaçmak her zaman “çok fazla yapmak” değil, bazen “çok az” yapmak da aşırıya kaçmak. Beslenme anlamında şu anda üzerinde yürüdüğüm dengeye kavuşmak yıllarımı aldı. Hepimizin abartmayı çok sevdiği şeyler var. Bu kimi zaman çikolata, dondurma, alkol, sağlıklı yaşam, alışveriş, spor, otorite de olabiliyor; kimi zaman da kendini çok sıkmak, fazla rahat olmak, konuşmak ya da susmak, dışa dönüklük veya içe kapanıklık da… Sizinki hangisi?

“Brahmacarya” şehvete kapılmadan fazlalıkların azaltılması, az olanın çoğaltılması ve tüm bunların bir dengeye kavuşması.

Yama 5: Aparigraha (Takıntılardan kurtulmak, biriktirmemek)

Aparigraha istifçilik yapmamak, biriktirmemek demek. Evrenin bolluk ve bereketine güvenerek yaşamak aparigraha. Arzulardan, şehvetten, hırstan, ihtirastan, sahip olma, “bir gün lazım olur” duygusuyla biriktirme telaşından kurtulmak.

“Akışına bırakmak” sözü pek moda ya bu aralar, aparigraha da bir anlamda “arzulardan azade bir şekilde olayları akışına bırakmak”… Akışına bırakmak çoğu zaman “aman boşvercilik” veya “tepkisizlik”  gibi anlaşılıyor. Ben takılayım, hiçbir şey yapmayayım, sorumluluk almayayım, hayat bana gelsin, mucize bana gelsin… Öyle olmuyor ama… İşleri akışına bırakmak, öte yandan sorumluluk almayı da gerektiriyor. Sorumluluğu alıp, yapılması gerekeni yaptıktan sonra, sonuçlarından, beklentilerden azade olmak, aparigraha. Burası işin en zor kısmı. Çünkü genellikle bir şey için bedel ödediğimizde, sonuçtan olan beklentimiz de ödediğimiz bedel oranında oluyor. “Aparigraha” ise, elden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, sonucu evrenin kollarına teslim etmek.

Konu ile ilgili “daha fazla” bilgiye aşağıdaki yazılardan da ulaşabilirsiniz: