İşler yoğunlaşmaya başladığında bir hayli yorulduğumu gören babam bana otoyolda gitmenin kuralları ile ilgili bir e-posta göndermişti. Günümüzde bir işkolik olmak hiç de zor değil. Yine de işinizi ne kadar severseniz sevin, ara vermeden yaptığınız zaman monoton ve yorucu bir hale geliyor.

Stres, özellikle de şehir hayatında, günlük yaşamın bir parçası. Hızlı düşünüp, hızlı hareket etmek ve hepsinden öte hızla değişen gündeme ayak uydurmak zorunda olduğumuz bir yaşam ritminde bazı kurallara uymadığımız takdirde tükenmişlik sendromunun kapıya dayanması işten değil. Bilinçli bir şekilde seyrettiğinizde ise yola uzun vadede üretken, yaratıcı ve motivasyon dolu bir şekilde devam edebiliyorsunuz. Bu yazımda babamın bana yazdıkları üzerinden otoyolda gitmenin kurallarını paylaşacağım.

1. Önce hangi arabayla (bu sizin bedeniniz) otoyola çıktığınızı bilmelisiniz 

Motorunuz güçlü ise saatte 240 km ile de gidebilirsiniz.  Ama motor güçsüzse saatte 120 km’yi geçmemeniz gerekir yoksa motor da bozulur, araba da kaza yapar. O nedenle düzenli olarak motoru güçlendirmeli, aynı zamanda da sınırlarınızı bilip arabanızı ona göre kullanmalısınız.

Eğer arabanızın motoru güçlü olduğu halde genelde saatte 100 km ile giderseniz aracınız bozulmaz, daha uzun ömürlü olur. Bedeninizi kuvvetlendirmek için düzenli olarak egzersiz, yoga, nefes ve meditasyon uygulamaları yapmalı, 6 ila 8 saat kadar uyumalı, doğada vakit geçirmeli ve beslenmenize özen göstermelisiniz.

Belki yoğun tempoda, başlangıçta tüm bunlar imkansız gibi görünebilir ancak bu uygulamaları öncelik haline getirdiğinizde yaşam enerjiniz yüksek kalacağı için sürüşünüz de uzun soluklu olacaktır.

2. Otoyoldaki gibi vücudunuzu da değişik hızlarda kullanabilmelisiniz

Otoyoldayken hız sürekli değişir. Gereğinde 80, gereğinde de 120 km ile gidebilmelisiniz. Ama yine de ortalama sürdüğünüz hız saatte 100 km kalır. Bu şekilde tıpkı motor gibi vücudunuz da esneklik kazanır, kolay kolay hasta olmazsınız.

3. Mola zamanlarını unutmayın 

Baş ağrısı, mide bulantısı, zevkle yapılan işin yük haline gelmesi gibi durumları önlemek için günlük, haftalık, aylık ve yıllık molalarınız olmalı ve bunları duruma göre iyi ayarlamalısınız.

Mola konusunu ilk okuduğum zaman günlük, aylık ve yıllık molalar versem de haftalık mola konusunu atladığımı fark ettim. İşimi çok sevdiğim için boş günlerime bile iş sıkıştırdığımı o zaman anladım. Günde belli bir süre, haftada belli bir süre, ayda ve yılda belli süreler işinizden kendinizi tamamen koparmalısınız. Yılda bir kere de inziva, detoks, sessizlik türü bir enerji yükseltme kampına katılmanızı tavsiye ederim.

4. Çok yoğun zamanlarınızda maraton koşucusu gibi olun

Bu sıkışık durumlarda mola veremeyeceğiniz için gerektiğinde hızlanıp gerektiğinde yavaşlayabilirsiniz. Bu dönemde günlük rutininiz çok önemli; özellikle de beslenme, egzersiz ve meditasyon. Yavaşladığınızda güç toplamaya çalışın. Kendinizi tüketene kadar çalışırsanız birden enerjiniz biter. Yoğun dönemlerde vücut adrenalin salgılar. Fakat yavaşladığınız zaman hasta olursunuz. Önemli olan mevcut enerjiyi (benzin miktarını) bilmek ve sürüşü ona göre ayarlamaktır.

5. Bir ajandanız olsun

O gün bitirmeniz gereken tüm işleri, vereceğiniz araları ve saat kaçla kaç arasında ne yapacağınızı yazın. Ajandaya her gün düzenli olarak sadık kalmak mümkün olmayabilir. Ama yazmak, niyet belirlemek ve o gün için bir harita çizmek anlamına gelir.

Ajandanızda kayıtlı olan ve bilinçli verilen aralar ise sosyal medyada boş yere vakit öldürmeyi, hayallere dalmayı  veya yapılması gerekenlere boş boş dakikalarca bakmayı engeller. 

6. Durmanın büyüsünü deneyimleyin

Yaşadığımız dönemde her ne kadar meditasyon uygulamaları popüler bir hale gelmiş olsa da, çoğumuz durmayı hala vakit kaybı gibi algılayabiliyoruz. Kendimizle vakit geçirmeyi erteliyor, durduğumuz zaman işe yaramıyor gibi hissediyoruz. Oysa zihnimiz düşüncelerle dolu. Düşünce dolu bir zihin, buğulanmış bir gözlük camına benzer.

Durmak ve meditasyon yapmak bu düşünceleri sakinleştirir, gözlük camlarının temizlenmesini sağlar. Böylece odak ve verimliliğimiz de artar. Hata yapma ve hatadan dolayı vakit kaybetme olasılığımız azalır. Dalgınlık yerini konsantrasyona bırakır. Ayrıca kendinizle baş başa kalıp zihninizin sakinleşmesine izin verdiğinizde düşünme yetileriniz de kuvvetlenir ve bu yaratıcılığınızın artmasını sağlar.