Her şey ne kadar da gerçek. Mutluluğu anlama şeklimiz de buna dahil. Öğrenilmiş değerler üzerinden sürdürüyoruz hayatımızı. İllüzyonun arkasındaki renkleri anlamak üzerine düşünmüyoruz da onunla keyifli bir şekilde gönül ilişkisi kurmayı tercih ediyoruz genellikle.

Bu gönül ilişkileri için birkaç metot söylesek yogiler ya da üstatlar bize kızmaz sanırım. Yoga, Tai Chi gibi sistemler illüzyon perdesini anlamak için faydalı uygulamalar olsa da, şu anda bizi modern spiritüeller olarak illüzyonda tutan en güçlü uğraşlarımız arasında sayılabilir. İşin içine biraz renk katıldığında nasıl gözükeceğine gelin hep birlikte bakalım.

Evrensel ve bireysel iletişim

Dün, iletişim denilen madde alışverişinin ne kadar da farklı form ve biçimlerde olduğunu bir kez daha fark ettim. Belli bir ses tonu, titreşim, imaj ve renk skalası ile taşınan bu maddelerle aramızdaki ilişki nasıl?

Egonun alma ve verme üzerine derin isteği, bizi maddeleri kaba düzeyde de deneyimlememize ve hareket ettirmemize olanak verdi. Psikolojik seviyenin dışındaki iletişim hallerimizi fark ediyor muyuz? Duru görü, işiti, sezi gibi psişik özelliklerden bağımsız konuşuyorum.

Yani evinizdeki çicek ile aranızdaki iletişim nasıl oluyor? İlgilendiğinizde, konuştuğunuzda hayata dönüyor, gelişiyor ve daha fazla çicek/meyve veriyor. Konuşmadığınızda ise durum tam tersine dönüyor. Böyle kötü sözcük kullanıldığında ne oluyor, sevgi dolu sözcükler kullanıldığında neler değişiyor konseptindeki deneyler daha önce Japonya’da yapılmıştı. Maddenin kelama karşı bir itaati var sanki… 

Belki de sudan suya konuşuyoruz. Su birçok şeye tepki veren bir element. Tanrı’nın ruhunun sular üzerinde yüzdüğü söyleniyordu. Belki de onun yüzünü hatırlıyorlardır. Elementsel olarak dünyanın astralinde bu bilginin var olduğu çok açık. Yüzde 70 su ihtiva eden bir bedeni taşıyan ruh varlığı olarak biz, yine içinde farklı oranlarda su bulunan başka varlıklarlarla hem dışsal hem de içsel olarak konuşuyoruz ve bu konuşmanın da bazı sonuçları oluyor. Etrafımızda tanımladığımız her şey, buna Tanrısal sistemler de dahil, evrendeki her şeyle kurduğumuz bağlarda bize kendini açıyor. Yani evrendeki illüzyonu anlamak, bağ geliştirme ile mümkün hale gelebiliyor.

Daha fazla bağ kurmamız gerek

Düşünün ki bir kişinin onlarca arkadaşı, sosyal çevresi olsun ve hatta gönüllü işlerle uğraşsın. Tamam, peki illüzyonu anladı mı? Kendisine göre bir hissi olabilir. Peki, nasıl bağ kuracak? İşte soru bu.

Kadim bilgilerin işlenildiği geleneğin okullarında doğru bağlar kurma üzerine birçok eğitim olur. Soruya göre açılacak kapının da şekli değişir: Merakınız nerede? Hayatı nasıl, hangi seviyede cezbetmek istiyorsunuz? Egonuzun almak istediği bilginin derinliği ne?  

Nasıl daha fazla para kazanacağınızın bilgisini mi istiyorsunuz, piyasalar nasıl olacak? İnsanları nasıl etkilerim, nasıl daha güzel olurum, özel olurum, malım mülküm olur gibi sorularda mı merakımız, bu seviyede neyi cezbedebiliriz? Egonun bu seviyeleri hepimizin içinde derece derece var ancak odak nokta neresi o önemli.

İlk tesir sana nereden giriyor? Nereden alıyorsun sınavı ya da değerlendiriyorsun realiteyi? Bunların hiçbirinin önemli olmadığı sadece kadim bilgilerin merak edildiği bir halde olduğunuzda diğer şeyleri görmek istemediğinizi söylüyorsunuz sisteme.

Bu da illüzyonu aralıyor bizim için. İllüzyonun arkasındaki renkleri anlamak üzerine bir adım daha atmamıza yardımcı oluyor. Tabii ki bütün bunlar zaman denilen masanın üzerinde yapılıyor ve Cesar’ın hakkı gibi o da kendi hakkını istiyor. İsa öğretmenin sevgisiyle bitirelim yazımızı. “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.

Bundan daha güzel bir ego daveti olur mu? Hayatı cezbedin dostlar. Cümlenin sonunu da şöyle bitiriyor üstat: “Kulağı olan duysun.”

Büyük günün içindeki başka bir an’da görüşmek üzere.