Teknolojik anlamda bağlantı hızımız gün geçtikçe artmasına rağmen hayata neden tam olarak bağlı hissetmiyoruz?

Haydi karnımızın doymasını, başımızın üstünde bir çatı olmasını, sağlıklı bir bedenin içinde var olmayı bir tarafa bırakalım. Her türlü zevk ve sefaya harcayacak belli bir maddi gelirimiz, sevdiklerimizle sarılı bir çevremiz, keyif aldığımız bir işimiz, başarı ile yükseldiğimiz bir kariyerimiz olsa dahi hayattan yüksek oranda zevk almıyoruz. Oysa bize başarının, prestijin, hayallerin ötesindeki kaliteli yaşam sırlarının sınırsız mutluluk getireceği öğretilmedi mi? 

Bugünlerde kişisel gelişim konusunda en ünlü isimler çok haneli rakamlara nasıl kavuşacağımızın sırlarını vereceklerini anlatıyor, insan potansiyelini ortaya çıkarmanın yolunu ultra lüks hayalleri gerçekleştirmek gibi yansıtıyorlar. Oysa Jim Carrey’nin de dediği gibi, yaşam enerjimizi var gücümüzle odakladığımız o zenginliğe, şan-şöhrete, tüm hayallerimize kavuştuğumuzda, ya “Tüh ya! Bu da değilmiş!” dersek?

Kaliteli yaşam nasıl tanımlanabilir?

Prestijli üniversitelerde öğrencilerin çoğunun ileride “CEO” olma hayalleri var. Kendi hayalleri mi yoksa ailelerinki mi bilemiyorum tabii. Ama dünyanın en ileri gelen CEO’larından Steve Jobs’un ölüm döşeğinde hissettiklerini kısaca hatırlayacak olursak son iki paragrafında şöyle yazıyordu:

“Tanrı bize hisleri diğer tüm insanların kalbindeki sevgiyi hissedebilmemiz için verdi, maddiyatın bizi uyutarak yönlendirdiği yanlış algılar için değil. Ömrüm boyunca kazandığım paraları yanımda götüremem, götürebileceğim sadece sevgiyle beslenmiş hatıralarım. İşte bunlar gerçek zenginliğin, senin yanında hep kalacak olan, sana devam etmen için güç ve ışık verecek olan.

Dünyadaki en pahalı yatak hangi yataktır?

“Hasta yatağı.”

Arabanı sürmesi için bir adamın olabilir, sana para kazandıracak insanların olabilir ama senin için hastalığını yaşayacak kimseyi bulamazsın. Kaybedilen maddiyat tekrar elde edilebilir. Ama kaybettiğinde tekrar elde edemeyeceğin bir şey var: O da hayat.

Biri ameliyat odasına girdiğinde bitirmesi gereken bir kitap olduğunu fark eder: “Sağlıklı Yaşam Kitabı”. Şu anda hayatın hangi aşamasında olursak olalım, zamanı geldiğinde perde inecek. Ailene, eşine, arkadaşlarına duyduğun sevgindir asıl hazinen. Kendinle iyi geçin. Diğerlerini daima sev ve şefkat duy.”

Yanlış anlaşılmak istemem, CEO olmanın olumsuz bir yanı yok. Sadece kaliteli bir yaşama CEO olarak kavuşulamayacağının altını çizmek istiyorum. Her ne kadar tarih boyunca böyle olduğuna inanmış olsak da insan aradığı haz ve mutluluk haline önüne sürekli hedefler koyup, o hedeflere ulaştığı zaman hissettiği geçici hazla varamıyor.

Thich Nhat Hanh “Sürekli bir şeylerin peşinden koşma alışkanlığımız var” diyor.

Şu sözlerle de devam ediyor: “Bu alışkanlık bize ana-babalarımızdan ve atalarımızdan geçti. Şu anı ve burayı yeterli bulmuyoruz onun için de bizi daha mutlu edeceğine inandığımız envai çeşit şeyin peşinden koşuyoruz. Yaşamlarımızı arzu duyduğumuz nesneleri kovalayarak ya da işte veya okulda başarılı olmak gayretiyle feda ediyoruz.

Hayalimizin peşinden giderken kendimizi kaybediyoruz. Binlerce yıldır koşturduğumuz için durmak ve hayatı derinlemesine şu anda yaşamak kolay olmuyor. Durmayı öğrenmek kulağa kolay gibi gelebilir ama gerçekte eğitim ve pratik gerektirir.” 

İlginizi çekebilir: Thich Nhat Hanh’ın Farkındalık Üzerine 10 Sözü

İnsanın üstün teknolojisi

Bize anlatılmayan; ama sesinin magazin gündeminden daha yüksek çıkması, bangır bangır her yerde konuşulması, üniversitelerde esas öğretilmesi, gazetelerde manşet manşet yayınlanması gereken şey; “insanın kendindeki üstün teknolojiyi kullanmanın yolunu öğrendiğinde, yaşamdaki tüm ıstırabını sonlandırabileceği” gerçeği. Bu teknolojiye erişebildiğimiz zaman huzursuzluk, sinir, stres, uykusuzluk, depresyon, anksiyete ve tüm psikolojik dengesizliklerimizi geçirebilecek güce sahibiz biz. 

Ancak hayallerimizdeki kaliteli bir yaşama, dünyanın en güzel yerlerine giderek, en lezzetli yemeklerini yiyerek, en alengirli kıyafetlerini giyerek kavuşamayız.

Kaliteli yaşam, yaptığın her önemsiz işte, attığın her adımda, baktığın her insanda ve her şeyde yaratılışın içindeki canı görmek, duymak, hissetmek… Aldığın her nefeste özgür, aşık ve sevinç dolu olmak kaliteli yaşamak… İçindeki derin sessizliği bulmak ve orada sıkılmadan durabilmek. Özetle kaliteli yaşam, “durmakla” başlıyor.

İç alemi düzenlemeye gönül vermek, zihnin karanlıklarından aydınlığa çıkma yoluna girmek, kendi bedenini ve zihnini doğru kullanma kılavuzunu keşfetmek ve en önemlisi de varoluşumuz olan sevginin kaynağına dalabilmekle başlıyor.