YAZAN: GÜLİZ YÜREKLİ AYDIN

Başlıktaki, Fransız filozof Camus’nun bir sözü. İlk defa İrlanda asıllı şair David Whyte’tan duymuştum. Beni derinden etkileyen bir söz: “Gözlerin yaşarırcasına yaşamak”. Gözlerinin yaşarmasından korkmadan yaşamak… Deneyimlerin derinlere dokunmasına, derinlere dokundukça oradaki kabukların soyulmasına ve derindekinin açığa çıkmasına izin vererek yaşamak. Kolay olmasa gerek… Kendinle vahşi bir samimiyet kurmak, acısa da vazgeçmemek. Önüne ne çıkarsa çıksın, yürekten yaşama niyetiyle yola devam etmek. Yolun nereye çıkacağını bilmeden, sadece kendine, özüne varma niyetiyle yaşamak. Belki de bu, yürekliliğin tanımı.


Birçoğumuz bir arayış içerisindeyiz. Kendimizi, yaşam amacımızı ve anlamı bulma arayışı. Çoğunlukla nereden başlayacağımızı bilmiyoruz, kafamız karışık. Yola çıkmadan yolu görebilmek istiyoruz. “Ya bu yol, doğru yol değilse?”, “Ya vakit kaybıysa?”, “Ya canım çok acırsa?”, “Buna değer mi?”. Bir rehber çıksın ve bize yol göstersin istiyoruz. Kitaplar okuyoruz, bilgelere kulak veriyoruz, bir bilenleri takip ediyoruz. Fakat o adımı atmıyoruz, atılması gereken o ilk adımı.

Yakınından başla

Yazar, konuşmacı, eğitmen Kute Blackson, dinlediğim bir konuşmasında şuna benzer, sarsıcı bir şey söyledi, “Bırakın bilmiyorum, kafam karışık yalanını… Aramayı bırakın. Ego, arayıp arayıp bulmamak ister”. Sonra Blackson, şu soruları sordu:

  • Neden korkuyorsun? Kendine hangi yalanları söylüyorsun, sırf uyum sağlamak için, “normal” gözükmek için? Bu yalan zırhını bir yana bırakıp, gerçekle yüzleşmeye hazır mısın?
  • Neyi bilmiyormuş gibi davranıyorsun?
  • Bu sana neye mal oluyor?

Ardından şöyle devam etti, “Aradığın şey tam da şu anda. Aramayı ve beklemeyi bıraktığında hayat gerçekleşir. İçinden geldiği şekilde yola çık. Sana ne coşku veriyor? Ne tarafa doğru çekildiğini hissediyorsun? Bir adım at ve hayat sana bir sonraki adımı gösterecek. Attığın her adımla aradığın şey için daha hazır bir hale geleceksin. Sonunda belki farkında bile olmadan onu yaşıyor olacaksın.”

En doğruyu, en hayırlıyı, en işe yarayanı, belki en kabul göreni yapma çabasındayız. Belki de “İşte, bu tam da beni yansıtıyor.” diyeceğimiz şeyi bulmaya çalışıyoruz. Olduğumuz yerden varmak istediğimiz yere, şöyle tek adımda, koca bir sıçrayışla ulaşmak istiyoruz, sanki bu mümkünmüş gibi. Varacağımız noktayı el yordamı bulma derdindeyiz, sanki bu olasıymış gibi. Bu beyhude çabadan vazgeçsek ve şu anda önümüze çıkana, şu anda ihtiyaç olarak kendini gösterene cevap versek nasıl olur? Belki de aramamız gereken bir şey yok. Yol buradan başlıyor, tam olarak durduğumuz yerden.

“Yakınından başla, ikinci adımı atma ya da üçüncüyü, yakınındaki ilk şeyle başla, atmak istemediğin o adımla. Bildiğin yerden başla, ayaklarının altındaki o solgun yerden, sohbeti başlatmayı, kendi bildiğin şekilde…”

David Whyte

Yaralarından kaçma

Kendimize varan yol acının içinden geçiyor, tam da göbeğinden. Acımızdan kaçarak, kendi gerçekliğimizden kaçıyoruz bir anlamda. Oysa kendi acımızı görmeden, kendimizi görebilmek mümkün değil. Hevesle aradığımız yol gösterici belki de acının kendisi…

Bir yola adım attığımızda, bizim için önemli olduğunu hissettiğimiz bir şey için harekete geçtiğimizde önümüze türlü engeller çıkacak. Korkular, kaygılar, zorlanmalar, tetiklenmeler, hayat şartları, sorumluluklar, kayıplar… Bunları engel diye görsek de yol bunların içinden geçecek. Bizi zorlayan her ne ise onu yaşamaya izin verdiğimizde, devam edebileceğiz. Çamursuz, engebesiz yol yok, kestirme yol yok. Yol neyse o, şu anda, önümüzdeki. Bu basit gerçekliğe uyanmamız gerekiyor sadece.

“Seni acıtan, üzen, yara açan her şey seni aynı zamanda kutsar. Karanlık, senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma. Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir..”

“Sen yola çık, yol sana görünür”

Mevlana

Bilmek istiyoruz, her şeyi anlamak, kontrol etmek istiyoruz. Her şeyi ölçüp tartmak, değerlendirmek istiyoruz. Oysa, bilebileceklerimiz ve kontrol edebileceklerimiz çok kısıtlı. Olasılıklar sonsuz, tümünü görebilmemiz ve sonucunu tahmin etmemiz mümkün değil. Bazen sapacağımız yanlış yollar, bizi daha doğru bir yere çıkarıyor olabilir. O yüzden belki de çare, biraz bilip, biraz bilmeden; biraz emin, biraz tereddütte; biraz kendimize, biraz yola güvenerek; yolu kendimize yoldaş yaparak ilerlemek.

Tek yapmamız gereken, kendimizle bağlantıya geçmenin bir yolunu bulmak ve kendi iç sesimize kulak verip bir adım atmak. Sonra bir adım daha… İhtiyaç varsa arada oturup dinlenmek, demlenmek… Sonra yine yola devam. Kendi gerçekliğimize ulaşmanın sanırım tek yolu bu. Yürekliliğin yolu bu.



Güliz Yürekli Aydın

Eğitimini Üsküdar Amerikan Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünde tamamladıktan sonra 15 yıldan uzun bir süre ağırlıklı olarak bankacılık ve yönetim danışmanlığı alanlarında çalıştı. Spor sektöründe iki girişimde ortak ve yönetici olarak yer aldı. 2015 yılında Mindfulness meditasyonunu pratik etmeye başladı ve bu sayede kendine ve hayata yeni bir kapı...



BLOOM SHOP