YAZAN: DİLA ATTEPE

Yaşamımızda ihtiyaç duyduğumuz en temel duygulardan biri aidiyet duygusudur. Aidiyet duygusu, kurduğumuz bağlantılarda önemli bir role sahiptir. Etkilerini benlik algımız üzerinde de gösterir. Evde, iş yerinde, arkadaş ortamlarında aidiyet duygusunun var olması, bizlerin daha motive ve kabullenilmiş hissetmemize olanak sağlar. Peki aidiyet duygusu nasıl ortaya çıkar ve onu nasıl geliştirebiliriz? Birlikte keşfedelim.


Aidiyet duygusu nedir?

Aidiyet duygusu, sosyal gruplarla, mekanlarla, bireysel ve kolektif deneyimlerle derin bir bağ kurma hissine deniyor. Sosyal psikolojide ait olma ihtiyacı, başkalarıyla bağlantı kurmaya ve sosyal olarak kabul edilmeye yönelik içsel bir motivasyon olarak tanımlanıyor. Aidiyet, öznel bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor, davranışlarımız ve duygularımızla iç içe bir konumda bulunuyor.

Hayatımız boyunca gelişmeye devam eden aidiyet duygusu, büyüdükçe yaşayabileceğimiz değişimlerden de etkileniyor. Bu değişimler, kendimizi keşfetmemizin yanında, aidiyet duygumuzu geliştirebileceğimiz farklı ortamların kapılarını bizlere açabiliyor, bağlantılarımızı güçlendirebiliyor ve yeni bağlantılar geliştirmemize de olanak sağlayabiliyor.

Ait olmak bizler için neden önemli?

Yaşamımızın her döneminde kurduğumuz güçlü sosyal bağlantılar, olumlu duyguların kaynağı olarak görülüyor. Sağlıklı sosyal ilişkilerimizin olması, aidiyet duygusunu geliştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor ve ruh sağlığımızı da etkiliyor. Bir grubun, yerin veya fikrin parçası olmak, bizlere daha önemli hissettiriyor, mutluluğumuzu ve motivasyonumuzu artırıyor.

Ait olma hissinin, intihar girişimi, kendine zarar verme, şiddete yatkınlık, kötü fiziksel sağlık, madde kullanımı ve sosyal izolasyon dahil olmak üzere sayısız riski önlemekte yardımcı olduğu, araştırmalarla destekleniyor. Zor zamanlarda bize verilen bir desteğin olduğunu bildiğimizde ve yalnız olmadığımızı hissettiğimizde, stres, üzüntü gibi olumsuz duyguları yönetmemiz kolaylaşıyor. Zorluklarla daha dirençli ve etkili bir şekilde başa çıkabildiğimizde, üzerimizde oluşan olumsuz fiziksel ve zihinsel etkileri azaltabiliyoruz.

Aidiyet hissinin eksikliğinde neler ortaya çıkabilir?

Abraham Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisine göre aidiyet hissi, davranışlarımızı etkileyen temel ihtiyaçlarımızdan biri. Kabul ve değer görme ihtiyacı ile iç içe olan aidiyet, dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizimle oluyor. Özellikle çocuklukta daha güçlü olan aidiyet ihtiyacı ile birlikte aile içinde bir kabul arıyoruz. Örneğin, erken yaşlarda sağlıklı bağlantılar kuramamış çocuklar daha düşük öz güvene ve daha olumsuz bir dünya görüşüne sahip olabiliyorlar.

Çocuklukta başlayan bu olumsuz benlik algısı devam ederse, yetişkinliğe erişildiğinde iletişim sorunları ve sosyal bağlantılar kurma zorluğu yaşanabiliyor. Temel ihtiyacımız olan sosyalliğin eksikliğinde ise yalnızlık ortaya çıkıyor ve kişi, dış dünya ile kopuk bir konumda bulunabiliyor. Araştırmalara göre depresyon ve anksiyete gibi sorunlar da aidiyet duygusunun eksikliği sonucunda ortaya çıkabiliyor. Sosyal ilişkiler kurmak ve bunları sürdürmek, yetişkinlikle depresyon olasılığını düşüren etkili bir faktör. Sosyallikle gelişen aidiyet duygusu ise hayata karşı motivasyonumuzu sürdürmekte bizlere yardımcı oluyor.

Aidiyet duygusu kendini kabullenme ile başlıyor

Aidiyet duygusunun kökleri kendimize karşı benimsediğimiz tavırlara uzanıyor. Kendini keşfetme süreci ile başlıyor, öz farkındalık ve kendimizi kabul etme ile iç içe gerçekleşiyor. Olduğumuz ve henüz olmadığımız kişiyi kabullenip gurur duyduğumuzda deneyimlediğimiz bir durum oluyor. Kendimizin her parçasını memnuniyetle karşıladığımızda, gerçek kişiliğimizi sergileme ya da bastırma baskımız ortadan kalkıyor. Böylece, içimizde rahatça var olabileceğimiz bir alan yaratıyoruz ve dış dünyada ait olma hissine daha da yaklaşabiliyoruz.

Aidiyet duygusunu geliştirmek için neler yapabiliriz?

Çaba harcayın

İnsanlar olarak sosyal canlılarız ve iletişim kurmak yaşamımızın elzem bir parçası. Aidiyet duygusunun en çok hissedildiği yerlerden biri olan sosyal ortamlar, iletişiminizi geliştirmek için büyük bir olanak sağlıyor. Sizlere iyi gelebileceğini düşündüğünüz ortamlara girip ortak şeyler paylaştığınız insanlarla tanışabilir, yeni gruplara veya aktivitelere katılabilirsiniz. Farklı insanlarla tanışmak başta korkutucu veya rahatsız edici hissettirebilir fakat kendinize zaman vermelisiniz.

Yeniliklere açık olun

Sosyal ilişkilerimizde oluşturduğumuz konfor alanı, aidiyet duygusunu fazlaca hissettiğimiz bir yer. Ancak konfor alanımızın dışına çıktığımızda bizleri, keşfedeceğimiz farklı şeyler ve yaşayabileceğimiz birçok deneyim bekliyor. Farklı aktiviteler denemek, farklı insanlarla paylaşacağımız ortak yönleri geliştirmemizi sağlayabilir. Bunun yanında, farklı şeyleri yaşamımıza dahil etmenin yaratıcılığımıza katkısı olabilir ve kendi içimizdeki aitlik hissine dair de destekleyici bir rol oynar.

Kabullenmeyi öğrenin

Sosyal ortamlarda farklılıkların olması, insanlarla aramızdaki bağı kuvvetlendiren benzerliklerin olması kadar doğal bir şey. Yeni insanlarla tanıştığınızda veya girdiğiniz yeni ortamlarda, farklılıklara karşı kapsayıcı bir tavır sergileyebilirsiniz. Kendinizi kusurlarınız ve farklılıklarınızla nasıl kabul ediyorsanız diğer insanlara da öyle yaklaşmalısınız. Önemli olan şey ortamlarda ait hissetmenizi sağlayan benzerliklere odaklanarak güvenli bir alan oluşturmaktır.



Dila Attepe

1999 yılında Ankara’da doğan Dila, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Bitirme tezini kadınlarda beden algısı üzerine yazdıktan sonra kişisel gelişim ve psikoloji alanına yöneldi. Live to Bloom’da editör olarak çalışmaya başlayan Dila, beden algısı ve zihinsel sağlığı geliştirme konusundaki farkındalığı sayesinde sağlıklı yaşam camiasına ilham...



BLOOM SHOP