Alzheimer hastalığı sadece hastalıktan muzdarip olanları değil, aynı zamanda kişinin ailesini ve sevdiklerini de etkiler. Neden bazı insanlar bunu yaşarken, diğerleri zihinsel yetilerini hayatları boyunca koruyabilirler?

Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya’a, Alzheimer ile ilgili merak edilen tüm soruları sorduk.

Bellek kaybı ve bilişsel gerileme çoğu insanın yaş ilerledikçe karşılaştığı bir sorundur. Bu gerçekten “normal” bir yaşlanma sürecinin parçası mıdır?

Normal yaşlanma sürecinde bilişsel fonksiyonlarda gerileme bir miktar vardır, ancak her yaşlı demans/ bunama durumuyla karşılaşmayacaktır. Normal yaşlanmada kognitif performans düşüklüğü kişinin sosyal yaşantısını etkilemez ya da minimal düzeyde etkiler. Demansın en sık görülen tipi olan Alzheimer hastalığı (AH) ileri yaşlarda daha sık görülmektedir. 65 yaşın üzerinde her beş yılda bir hastalık riski iki katına çıkmaktadır. 85 yaşın üzerinde AH yaklaşık her iki kişiden birinde vardır. Dünyada 50 milyonun üzerinde Alzheimer hastasının olduğu düşünülmektedir.

Neden Alzheimer’a yakalanırız? Bunu tetikleyen şeyler nedir?

Hastalığın oluşumunda genetik ve çevresel etkenler rol oynamaktadır. Beyinde amiloid beta ve tau proteinlerinin oluşturduğu amioloid plaklar ve nörofibriler yumaklar nöronlar arası iletişimi engeller ve nöron kaybına neden olurlar.

Bu durum öğrenme ve bellek fonksiyonlarında kritik öneme sahip olan asetil kolin başta olmak üzere, serotonin, dopamin, glutamat, noradrenalin düzeylerinde azalmaya neden olur. Zaman içinde hücre kayıpları, hücreler arası iletişimin bozulması, beyin atrofisi, nörotransmitter kayıpları giderek artar ve hastalık ağırlaşır.

Yaş ve genetik başta olmak üzere, hastalık için pek çok risk faktörü tanımlanmıştır. Düşük eğitim seviyesi, Down sendromu, hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, östrojen eksikliği, geçirilmiş kafa travmaları, depresyon, obezite, fiziksel aktivite azlığı, orta yaşlarda ortaya çıkmış işitme kaybı, sigara AH gelişmesini farklı derecelerde tetiklemektedir.

Son yıllarda erken çocukluk dönemindeki eğitimin önemi bu konuda da ortaya çıkmaktadır. 

Bir kişi Alzheimer olup olmadığını kendi kendine tespit edebilir mi? Erken belirtileri nelerdir?

Hastalığın başlıca klinik belirtisi bellek bozukluğudur. Bellek fonksiyonlarından sorumlu alanlar erken dönemde etkilenir, zamanla beyinde diğer alanlar da etkilendikçe dikkat, davranış bozuklukları, konuşma bozuklukları ortaya çıkar.

Erken dönemde hastalar bir şeylerin yolunda gitmediğini, kognitif performanslarının düştüğünü fark edebilirler. Daha önce gerek görmedikleri durumlar için not almaya başlarlar. Zaman içinde unutkanlıkları onların değil, yakınlarının dikkatini çeken durum haline gelir. Kayıt belleği bozulduğu için yeni bilgileri öğrenme, yakın döneme ait bellek kaybı, uzak dönemle ilgili hatıraların daha belirgin hale gelmesi ve sık anlatılması, plan program yapmakta zorluk, zihinsel esnekliğin yitirilmesi, değişikliklerden hoşlanmama gibi kognitif değişiklikler erken dönem bulguları olarak sayılabilir.

Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra hastalığı yavaşlatmanın ya da tedavi etmenin bir yolu var mıdır?

Hastalığın şu an için kesin tedavisi yoktur. Tedavi beyinde azalmış olan Asetilkolin ve Gultamatı arttırarak bellek, dikkat, davranış sorunlarını azaltmaya yöneliktir. Depresyonun tedavisi, varsa hastalık gidişatını olumsuz etkileyecek uyku sorunlarının çözülmesi, doğru beslenme, vitamin eksikliklerinin giderilmesi, sosyal hayatın düzenlenmesi hastaların yaşam süresini ve kalitesini arttırmaktadır.

Alzheimer’a yakalanma olasılığını düşürmenin yolları nedir?

Kalp damar sağlığını koruyan faktörlerin tümü AH için de geçerlidir. Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterolün tedavisi, fiziksel egzersiz hastalık riskini azaltmaktadır. Meyve, sebze, tahıl, zeytinyağının bol tüketildiği akdeniz diyeti kognitif fonksiyonları da korumaktadır. Zihinsel egzersiz, sosyal iletişimin güçlü olması, depresyondan kaçınma (erken tedavisi) AH riskini azaltmaktadır.

Alzheimer yakını olan birine nasıl bir tavsiyede bulunmaktasınız?

Hastaların doktor kontrollerinde gerek görülen tedavileri kadar sosyal hayatlarının devam etmesi, morallerinin iyi olması da çok önemlidir. Sosyal ilişkilerini devam ettiren, ev içinde izole yaşamayan hastalarda hastalık çok daha yavaş ilerlemektedir. Doğru beslenme yukarıda konuştuğumuz gibi akdeniz diyeti yine zihinsel duruma katkı sağlamaktadır. Hobileri olan, zihinsel uğraşısı devam eden hastalarda klinik çok daha iyi seyreder. Yakınları bu durumlara destek olmalı, sık sık sorulan sorulara öfkelenmemeli, zorunlu olmadıkça hastanın yaşam alanında majör değişiklikler yapmamaya çalışmalıdır.

İlginizi çekebilir!