Son zamanlarda, sosyal medyayı yaygın kullanmanın, başkalarının neler yaptığını gözden kaçırma endişesi ya da kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak mutsuz olma hali gibi olumsuz durumlara neden olabildiğini psikologlar çok defa dile getiriyor. Asıl zararlı olan kısmı ise bu hislerin ve onlara verdiğimiz tepkilerin neden olduğu stres ve endişenin sonuçları olduğu da ortaya çıkan başka bir gerçek. 

UCLA Farkındalık Araştırma Merkezi Direktörü Diana Winston, “Stresli bir zamanda yaşadığımız için sık sık endişe duymamız normal. Ancak stres seviyeleri o kadar artışta ki, ortalama bir insandaki anksiyete seviyesi olması gerekenin çok daha üzerinde.” diyerek bu konunun önemine vurgu yapıyor.

Winston, günlük endişelerle anksiyetenin, aynı madalyonun farklı yüzleri olduğunu, bunların arasındaki bağın ise “korku” ile ilişkilendirildiğini belirtiyor. Böylece gelecekte gerçekleşebilecek bir olaydan korktuğumuzda, düşüncelerimiz endişeye dönüşerek vücudumuz anksiyete tarafından ele geçiriliyor.

Bunu genellikle göğüste sıkışma hissi, kalp çarpıntısı veya çene kasılması gibi fiziksel semptomlar izliyor. Bazı endişeler ve stres beklenmedik durumlar karşısında hazırlıklı olmak ve sorunları öngörmek adına yararlı olabileceği gibi, kontrolsüz şekilde arttığında ise sorunlara sebep olabiliyor. Bu gibi durumlarda, mantıklı tepkiler vermek yerine, korku ve kaygılar arasında hiçbir şey yapamayacak hale gelebiliyoruz. 

Bu korku tepkisi, aslında etkili bir nörolojik evrimin getirisi.

Beynin temporal loblarının önünde bulunan amigdala, bu tepki sisteminin anahtarı olarak anılır. Korku, öfke, hüzün ve saldırganlık gibi tepkilerin kontrol edilmesinden sorumlu olan amigdala, başka bir deyişle tehdit algılama merkezimizdir. Amigdala, genellikle sürüngen beyin olarak adlandırılır, tüm omurgalılarda bulunur ve bizi tehlikelere karşı korur.

Prefrontal korteks, endişe kontrolünün ikinci mekanizmasıdır ve alnımızın hemen arkasında bulunur. Analitik düşünme, karar verme ve davranış değiştirme de dahil olmak üzere birçok üst düzey düşünme becerisinden sorumludur.

Bu bölge, beynimizin diğer bölgelerini tıpkı amigdala gibi kontrol altında tutarak, sonuç çıkarabilmemizi sağlar.

Amigdalanın daha aktif prefrontal korteksin ise daha pasif olması durumunda, kişinin agresif davranışlarında ve kaygı seviyelerinde artış görülürken, sağlam karar verme becerisinde ise azalma gözlenir.

Çözüm: Farkındalık meditasyonu!

Farkındalık meditasyonu, fiziksel tehdide karşı verilen tepkiyi daha dikkatli bir yanıt vererek değiştirebilmek için çok önemli bir araçtır. Amigdala’nın aktivitesini kontrol altına almak ve prefrontral korteks ile dengesini sağlamak için, “RAIN” (“Farkına var, İzin ver, İncele ve Kişiselleştirme”) adlı teknikten faydalanabilirsiniz.

Farkına var

Hissettiğiniz duygunun farkında olun. Sadece bu basit farkındalık bile hislerinizle başa çıkmanıza faydalı olacaktır.

İzin ver

Kendinize nazikçe yaklaşıp bu duyguyu kabul edip edemeyeceğinizi sorgulayın. Tüm duyguların iyi duygular olduğunu kabul edin. Duygularınızla aranızda sorun yaratan, yalnızca onlarla olan ilişkinizdir.

İncele

Duygularınıza merakla yaklaşın. Vücudunuz nasıl hissediyor? Göğsünüzde, karnınızda veya başka bir yerinizde bir değişiklik hissediyor musunuz? O anki duygularınızı deneyimlemek için farkındalığınızı kullanın.

Kişiselleştirme

Duyguyu olduğu gibi görmeye başladığınızda enerjisi içinizden akıp gider. Diğer bir deyişle, kaygıyı “benim endişem” yerine “herhangi bir endişe” olarak görebilirsiniz. ”Kişiselleştirmeme” ile baş etmesi güç duygularla daha sakin bir zihinle başa çıkabilirsiniz.

Kaynak: Health Harvard, Mindful.org