Budist öğreti, “Arzu ıstıraptır.”der.

Günümüzde ise sistemin tüm çabası, bizde çeşitli arzular uyandırmak ve bizi bu arzuların esareti altına almak. Çünkü esir olan insan, yönetilebilir. Oyunbazlığa, merhamete ve neşeye hayatımızda yer vermeden, hırsla bu arzuların peşinden koşuşumuz, modern çağın kronik problemi.

Bu koşturma esnasında çoğu zaman bir yanımız rahatsız olsa ve bu yolda pek çok bedeller ödesek de, yoldan dönmek zaman alıyor. İhtiyacımızdan fazlasına sahip olsak bile kalbimizin tam ortasında kocaman bir boşlukla yaşamaya devam ediyor ve edinmenin tutsağı oluyoruz. Çünkü kültür bizi buna zorluyor.

Aslında ne yaptığımızın farkında bile olmadan alışkanlıktan yapıyoruz bunu çoğu zaman. İçimizde bir sıkıntı var, ama normal gibi geliyor o sıkıntı. “Kimde yok ki sonuçta?” 

Dikkat ettiniz mi; çoğumuz karnımız doyduğu, üstümüzde bir çatımız olduğu halde, standartlarımızı daha da artırmaya çalışıyoruz?

Daha güzel yemekler, daha lüks oteller, daha iyi arabalar için. Yanlış anlamayın, bunların hiçbirini elde etmemizde bir sakınca yok. Hiçbir sakınca yok hem de! Asıl dert, bu koşturmaca içinde sevgimizi yitirip olumsuz duygu ve düşüncelerle doluyor olmamız.

Süreçte kendimizle, çevremizle ve sevdiklerimizle aramızdaki ilişkinin değişmesi ve istemediğimiz biri haline gelmemiz. Hırs büyük bir düşman. Örneğin, siz bir anne ya da babasınız. Ailenizin maddi gelecek güvencesi konusunda haklı olarak kaygılanıyorsunuz. Elbette kaygılanacaksınız.

Fakat bazen bu kaygı, insanı ele geçirdiğinde göz karartıyor. Çoğu zaman fark etmeden, ailenizi güvence altına almış olduğunuz halde yersiz kaygı ve korkuların esaretinden kurtulamıyorsunuz. Yeni doğmuş bebeğinizin gelecekte Chanel marka ayakkabı giyemeyecek olması sizi korkutuyor. Bu korku ve kaygılar sizi sinirli, sıkıcı ve mutsuz bir insan yapıyor. Oysa bebeğinizin ihtiyacı olan sevecen, oyunbaz ve komik bir anne ya da baba.

Dünyaca ünlü bir farkındalık eğitmeni olan Jack Kornfield, arzuları iki sınıfa ayırıyor: Sağlıklı ve sağlıksız olanlar!

Sağlıksız arzular; hırs, bağımlılıklar, ihtiras, kumar, zamparalık, para tutkusu, benmerkezcilik, tatminsizlik, takıntı, değersizlik duygusu ve açgözlülük.

Sağlıklı arzular ise bakmak, beslemek, giydirmek, kendine, çocuklara ve topluma karşı ilgi ve şefkat duymak, iş ve toplum hayatını geliştirmek, faydalı olmak, minnettarlık ve iyilik.

Günümüzde sağlıksız arzular insanı sinsice ve kıskıvrak esir alıyor. İşin ilginç yanı, çoğu toplumca bu tür duygular ve eğilimler kabul ve saygı görüyor. Dünyamızın içinde bulunduğu durum da pek farklı sayılmaz. Birkaç kişinin kesesi dolacak diye milyonlar can veriyor. Doğa can çekişiyor. Dünyada olan bitenden ufak ölçekte biz de sorumlu değil miyiz?

Bir yoga dersimde, kadim yoga öğretisi üzerine sohbet ederken bir öğrencim “Anda olacağız da hayal de mi kurmayacağız yani?” diye sordu. Hayal kurmak, hedeflerimize ulaşmak önemli tabii. Ama hangi duygularla o yolu yürüdüğümüz ve hangi duygularla oraya ulaştığımız daha önemli değil midir?

Hırs, öfke, kıskançlık ve darlık hissiyle mi yoksa neşe, heyecan, motivasyon, varlık hissiyle mi?

Jack Kornfield, “The Wise Heart” (Bilge Kalp) adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Başarılı bir roman yazmak, olimpiyatlara katılmak ya da iş geliştirmek gibi güçlü hedef veya hayaller farklı şekillerde gerçekleştirilebilir. Eğer amaç, değerli olduğumuzu kanıtlamak, güvensizliğimizi örtmek veya başkalarını fethetmekse sonuçta amacına ve mutlu sona ulaşamayacaktır. Fakat aynı eylem; özveri, bağlılık ve sevgi yoluyla yapıldığında sonuçları farklı olacaktır…”

Kısacası aslında burada bahsettiğimiz “arzusuzluk hali” de değil. Depresyon da bir nevi arzusuzluk.

Bhakti Sutra’larda (“Sevgi Özdeyişleri”) söylendiği gibi:

“İsteklerin hiçbir sakıncası yok. Fakat isteklerinize takıntıyla bağlanmayın. O zaman meditasyon yapamazsınız. Otursanız da arzunuz kafanızda döner durur. Zihniniz sükunet bulamaz. Arzuda sorun yok. Arzu gayet doğal. Arzulayın ve bırakın. Hiç kimse ‘arzulamayın’ demez, ‘bırakın gitsin’ der. Arzularınızın üzerinde kontrolünüz yok. Sadece geldikleri zaman ‘Tamam, seni şuracığa bırakıyorum.’ deyin.”

Yükselmiş yaşam enerjisi ve coşku beraberinde sağlıklı arzuları getirir. Motivasyonunuz sevgi ve coşku olsun, sonuçlarını hayata emanet edin.

İlginizi çekebilir!