Makrobiyotik beslenme ve yaşam biçimi eğitiminde tanıştığım Kızılderili kökenli bir arkadaşımızın daveti üzerine eşimle birlikte Amerika’ya geldik. Henüz çok bebek adımlarla da olsa, bir yandan üçüncü kitabım için de araştırmalara başladım. Bu seyahat sırasında da evrenin hiç ummadığım bir şekilde bizi bir araya getirmesi sonucu yarı Hawaiili yarı Filipinli bir kadınla tanıştım. İri yarı bedeni, kömür siyahı sağlıklı saçları, kocaman faltaşı gibi gözleriyle adeta bir tanrıçayı andırıyordu.

Hawaiili olduğunu öğrenince heyecanlanarak başlıca Polinezya, Aborijin ve Kızılderili olmak üzere yerli kültürleri tanımak ve anlamak için yanıp tutuştuğumu, bu medeniyetlerden öğrenecek çok şeyimiz olduğuna inandığımı, hatta üçüncü kitabımı bu kültürleri araştırma yolculuğumun sonucu olarak ortaya çıkarmak istediğimi pat diye söyledim. O da çok heyecanlandı. “Hemen git!” dedi. (Tabii konu Hawaii olunca öyle hemen gidilmiyor. Çok pahalı olduğu için önce biraz para biriktirmek gerekiyor.)

“Ama Hawaii’ye gittiğinde, sakın öyle saçma sapan programlara katılma!” 

Telefonunu karıştırıp bana bir adres verdi. Sonra “Burada, benim insanlarımla kalacaksın. Bizim kültürümüzde çocuklar, anneanneler, babaanneler, gelinler, damatlar hep bir arada yaşarlar. Aile çok önemlidir! Çocuklar ailenin içinde büyür. Gittiğinde herkes sana sarılacak. Sarılmazsan onları sevmediğini düşünürler. Bizde herkes kucak açar, evini açar. Seni besleyecekler, öyle azıcık azıcık yiyemezsin, gerçekten yemen lazım, bizim insanlarımız iridir. Yemeyi ve yedirmeyi severler” diye ekledi.

Biz de öyle cümbür cemaat yaşayan, yemeye ve yedirmeye meraklı, kucağını, evini açan, aç bildiğini besleyen Anadolu kültüründen geldiğimiz için hiçbir söylediğini yadırgamadım tabii ki. Güzel yanımız bu bizim, unutmadığımız bir yanımız!

Sonra, “Ben de çocuklarımı yapabildiğimce kendilerini ve ruhaniyetlerini unutmamalarını sağlayarak yetiştirmeye çalışıyorum. Onlara hep “Güzellik çantanda bugün ne var?” diye soruyorum. Öyle makyaj yaparak, kırışıklıklarını yok ederek, sürekli fiziksel olarak güzel olmaya çalışarak güzel olamazsın” dedi. “Güzellik çantanda değerlerin olmalı. Derine uzanan köklerin, bir yaşam felsefen olmalı. Ancak o zaman gerçekten çok güzel olabilirsin.” Hiç düşündünüz mü? Sizin güzellik çantanızda ne var? Siz güzel olmayı nasıl tanımlıyorsunuz?

Çağımızda özellikle kadınlar olarak nasıl da “güzellik” meselesiyle kafayı bozduğumuzun farkında mısınız?

Hem de bugünün tarifiyle “güzellik” yüzeysel, sadece fiziksel ve ulaşması imkansız bir uzak olmasına rağmen! Yine de içimize işlemiş. Kaç yaşında olursanız olun, kırışıksız, bebek gibi bir cilde sahip olmanız, yuvarlak bir popo, büyük göğüsler, apartman kadar boy, uzun bacaklar ve mümkünse sıfır bedene sahip olmanız gerekiyor “güzel” olmak için. Bu yüzden de hepimizin bedeniyle barışamadığı bir küslüğü var…

“Genç Görünmek ve Hissetmek için Ayurvedik Sırlar” başlıklı yazısında doktor Carrie Demers, ayurvedaya göre gençliğin ve canlılığın anahtarının dış görünüş değil, “farkındalık” olduğunu yazıyor.

Carrie Demers, “Ayurveda, eğer yaşam biçimimize özen göstermeye ve dikkat etmeye razı gelirsek, dinç ve genç kalabileceğimizde ısrar ediyor. Göze batan sarkıklarımızı aldırmak için bir cerrah tutmak veya seksüel gücümüzü arttırmak yerine ilaçlar satın almak yerine, Ayurveda’nın önerisi enerjimizi sifonlayan alışkanlıkları bırakıp yerine vücudun doğal zekasını destekleyenleri koyarak kendimizi yenilemek. Genel olarak sağlığın ve özellikle de yenilenmenin anahtarı bolca “prana”, yani tüm seviyelerde özgürce hareket eden ve doğal yaşama can veren yaşam enerjisini temin etmek. Bu da ancak arındığımız ve iyi beslendiğimiz zaman mümkün.” diyor.

Wikipedia pranayı şöyle anlatıyor:

“Evrende var olan tüm enerjinin toplamı olan kozmik evrensel enerjidir. Bu enerji, her ne kadar havanın kimyasal bileşiminde bulunuyorsa da akciğerlerimize soluduğumuz havada var olduğu kabul edilmektedir. Prana, soluduğumuz havada, yediğimiz besinde, içtiğimiz suda, güneş ışınlarında bulunur. İster hayvansal, ister bitkisel olsun, yaşamın her türü Prana’ya bağlıdır.”

Prana, kadim kültürlerde de çeşitli isimler almış. Bu örneklerle sınırlı olmamak kaydıyla, Çin’de “çi”, Japonya’da “ki”, Hawaii ve Polonez kültüründe “mana”,  Kızılderililerce “Nayetoneyah”, Eski Yunan’da “pneuma” ve yogada “prana” adı verilen ve “yaşam enerjisi” olarak çevrilen prana, aslında yaşamı devam ettiren evrensel güç, evrenin sonsuz enerjisi prana!

Prana’yı doğru kullanmak

Yaşam biçiminiz, çevrenizdeki insanlar, soluduğunuz hava, yediğiniz yiyecekler prananızı, yani yaşam enerjinizi yükseltiyor mu yoksa düşürüyor mu?

“İnsanlar hızla akan yaşam nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler.” Jiddhu Krishnamurti

Prana okyanusunun içinde yaşayıp, okyanusun içindeki küçük bir akvaryumun içindeki kirli bir suda sıkışıp kaldığınızı düşünün. İnsan yaşamı da bu kirli suyun içinde sıkışıp, okyanusa kavuşamamaya benziyor. Kocaman bir prana okyanusunun içinde yaşıyoruz. Ama onun serin berrak tadını alamıyoruz. Biriktirdiğimiz toksinler, evrendeki pür-i pak kozmik enerjiyi hissetmemize engel oluyor.

Böyle bir yaşam gücünün ve sonsuz okyanusun farkına varan kültürler, evrendeki o sonsuz enerjiye ulaşmak için engelleri kaldırıp kirli akvaryumdan çıkmanın ve okyanusa kavuşmanın yol haritasını belirlemişler. Bu duru enerji kaynağına kavuşmak, aynı zamanda da gençliğin, dinamizmin ve canlılığın formülü. Vedik dönemden kalan Yoga ve Ayurveda öğretileri de bu haritalar arasında. Esas olan, okyanusa kavuşmak. Okyanus suyuna karışabilmemiz içinse, kendi suyumuzu kirinden arındırmamız gerekiyor. Genç kalmak istiyorsanız “prana”nızı yükseltin, suyunuz filtrelensin, gençlik okyanusuna kavuşun.

Pranayı ne düşürür ve düşük prana nelere sebep olur?

Akvaryumunuzdaki kirlilik oranını, genel sağlık durumuzdan, olumsuz duyguların size uğrama sıklığından, stres katsayınızdan, uyku kaliteniz ve sabah güne nasıl uyandığınızdan, sindirim sisteminizin çalışma biçiminden, hastalanma sıklığınızdan, kullandığınız kelime kalıpları ve kurduğunuz cümlelerden, yaşama olan ilgi veya ilgisizliğinizden aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz. Prana düştüğü zaman huzursuzluklar ve hastalıklar meydana gelir. Düşük prana, olumsuz duyguları da beraberinde getirir.

Akvaryumu kirinden arındırmak, duyguları ve düşünceleri berraklaştırmak, hastalıklardan arınmak, farkındalığınızı arttırmak ve varoluş potansiyelinizi gerçekleştirmek içinse akvaryumunuzdaki prana oranını yükseltmeniz gerekir. Tazeliğiniz, gençliğiniz, dinçliğiniz, neşeniz tamamen buna bağlı…