Hep sağlıklı bir bedene sahip olmanın beş temel öğeden geçtiğini konuşuruz. Fonksiyonel tıpta bizler, bu beş öğeyi hastalık adı ne olursa olsun her hastalığın temelini hazırlayan nedenleri iyileştirmede tedavi metodu olarak kullanırız.

Salgın nedeniyle evlerimize kapandığımız bu günlerde, aslında tüm bu konuştuklarımızın tam olarak ne anlama geldiklerini idrak etme pratiği de yapıyoruz. Çünkü sabahtan akşama hep aynı şeyleri okuyoruz veya dinliyoruz. Gelin, bu beş özelliği kendi içinde ayrı ayrı tekrar hatırlayalım.

İlginizi çekebilir: Prof. Dr. Zeynep Tartan Açıklıyor: Bütünsel Sağlığın Sırları

1. Beslenme

Bu beş özelliğinin en temeli olan beslenme, birinci sırada yerini alıyor. Hayatımızda her zaman bir hastalık tehditi ile yaşayabiliriz. Burada hastalık etkeni olan ajandan daha da önemli olan sizin zemininizin ne kadar hazır olduğudur. Tıpkı deprem bölgesinde doğru malzeme ve mühendislikle inşa edilen binaların dayanıklı olması gibi.

Bu salgın veya başka hastalıklar için siz içten dışa ne kadar hazırsınız?

Bağırsak sağlığı ve bütünlüğü, bağışıklık sistemimizin etkin bir şekilde çalışması için olmazsa olmaz. Çünkü sistemin yüzde 70-80’i burada barınıyor. Buradaki sitokinler aracılığıyla olumlu veya olumsuz sonuçlar karşımıza çıkıyor. Biz bu dönemde sistemimizin gereksiz yere uyarılmasına sebep olan sitokinleri salgılattıran yiyeceklerden uzak durmalıyız. Bu yiyecekler şeker, hamur, rafine gıdalar gibi özetlenebilir.

İçinde vücudun kullanacağı besin değeri yüksek olmayan her şeyi, artık hayatımıza ve o çok kıymetli, bizi koruyacak olan vücudumuza sokmama zamanı geldi. Hatta şu an vücudumuza en güzel desteği vermek için olası bir virüs karşılaşmasında bağışıklık sistemimizi en etkin şekilde çalıştıracak olan bazı özel yiyecekleri tüketmeye daha da özen göstereceğimiz bir dönemdeyiz.

Peki nasıl beslenelim?

Sebze ağırlıklı beslenmeli ve mutlaka gökkuşağı renginde antioksidan ve polifenolden zengin bir rutin belirlemeliyiz. Ayrıca sağlıklı hayvansal gıdalara da yer vermeliyiz. Ama özellikle sebze ve renkli beslenme hayati önem taşıyor.

Polifenoller yiyeceğe sarı-kırmızı-mor gibi rengi veren kısımlar ve onların vücudu korumada rol oynadıklarını biliyoruz. Koronavirüs açısından bakacak olursak, bu virüs hücre içine girdiğinde kendini çoğaltmak için kendi hücremizin çekirdeğini kullanıyor.

Ancak vücudumuz bu kendini kopyalama işlemini çinko ile bloke ediyor. Ama bu çinkoyu dışarıdan alıp içmek yetmiyor, vücuda dahil olan iopheron bu polifenollerden geliyor. Bu nedenle renkli yemek önemli. Çinko denildiğinde kabak çekirdeğinin iyi bir kaynak olduğunu biliyoruz. Ayrıca polifenollerin bu sitokin fırtınasını frenleyici rolleri de var.

C vitamini günde 1-2 gram kadar kullanabiliriz. Brokolideki C vitaminin portakaldan daha fazla olduğunu hatırlayalım.

D3 vitamini eğer kan düzeyinizi bilmiyorsanız ve daha önceden düzenli bir kullanımınız yoksa 22 kg’a 2000 IU kadar alabilirsiniz. Örnek 50-55 kg olan birisi 4000 IU alabilir. D3 vitamini virüsle ilk karşılaşan NK hücresinin etkin çalışması için çok önemli. Bu hücreler antimikrobiyal maddeler üretip bunu virüse enjekte ederek ölümüne sebep oluyorlar.

Mukoza bariyerlerimizin bütünlüğü ve geçirgen olmaması yine besleyici değeri yüksek bir beslenmeden elde ettiğimiz yapı taşları ile mümkün oluyor.

Antioksidan yapımını arttıracak olan brokoli, brüksel lahanası, lahana gibi koyu yeşiller içeren sebzelerimiz çok kıymetli. Savunmada floramızdaki bakterileri güçlendirecek olan soğan, sarımsak, pırasa gibi kök sebzeler, turpgiller olmadan bu kalkan nasıl bütün olabilir? Sadece doyma amaçlı yaklaştığımız bu besinler şimdi nasıl maske, eldiven gözlük gibi koruyucu bir kalkan olarak görünmeye başladı, öyle değil mi?

Bugüne kadar yiyeceklere hep acıkınca canınızın istediği, karnınızı doyurduğunuz şeyler olarak baktıysanız bir de şimdi anlattığım şekilde bakmanızı tavsiye ederim. Her biri elimize taktığımız eldiven, maske, siperlik, özel tulumlardan bile daha fazla olacak şekilde, son derece güçlü bir kalkan görevi görüyor.

İlginizi çekebilir: Prof. Dr. Zeynep Tartan ile Detoks ve Sağlıklı Beslenme Üzerine

2. Uyku

Sağlıklı yaşamın bir diğer önemli öğesi uyku. Bedenimizin kendini onardığı ve temizlediği evre uyku zamanlarıdır. Uyku, salgın için daha da özel bir önem kazanıyor çünkü uyku hormonu olan melatonin aynı zamanda akciğerde meydana gelecek bu sitokin fırtınasını dindirecek önemli bir antienflamatuar özelliğe sahip.

Uyku apnesi olanların ve maske takmayanların bu dönemde özellikle uykuyu hiç ihmal etmemeleri gerekiyor. Melatonin çok önemli ve telefon gibi elektroniklerin ışığı ile düzeyi düşebiliyor. Herkesin evde zaman geçirdiği şu dönemde sizler de en azından akşam saat 22’den sonra lütfen ekranlarla olan ilişkinizi kesin veya koruyucu filtre kullanın. Bütün bir zaman yorgun düşen bu bedenimizi dinlendirmek için bu dönemi bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışın.

İlginizi çekebilir: Uykusuzluk Mu Yaşıyorsunuz? Nöroloji Uzmanı Uyumanızı Kolaylaştıracak Önerileri Açıklıyor

3. Egzersiz

Egzersiz bağışıklık sistemimizi destekleyen ve yine NK hücrelerimize güç veren sitokinlerin yapımını arttırır. Evde kaldığımız ve online işler yürüttüğümüz hayatımız bu dönemde daha hareketsiz bir hale geldi. Ancak ev içinde veya korunmaya özen göstererek dışarıda spor yapabiliriz. Yaşı olan büyüklerimiz için yine internet ortamında çok doğru egzersiz hareketleri ve videolar mevcut.

Nefes egzersizlerinin özellikle her gün yapılması çok faydalı. Biliyoruz ki bazı kişilerde hastalık seyri yavaş yavaş nefes kapasitesinin azalması ile pek anlaşılmadan ilerliyor. Özellikle gençler fark etmiyor.

Eskiye oranla çabuk yorulma, nefes nefese kalma durumuna oksijen saturasyonun düşmesi de eşlik ediyorsa durumu ciddiye almak çok önemli. Ciğerlerimizin temiz havayla bol oksijenle en alt kısımlara kadar derin sakin nefeslerle dolması gerekiyor. Gün içinde bol sıvı almak da çok değerli. Böylece koyu mukus oluşumunu engelleyerek akciğerleri koruyup vücudun günlük toksinlerini atmasına yardımcı oluyoruz.

İlginizi çekebilir: Daha İyi Hissetmenizi Sağlayan 3 Egzersiz

4. Stres

Malum hepimiz yoğun bir stres altında, biraz belirsizlikle ve bol miktarda tedirginlikle durumu izliyoruz. Bunu uzun süredir kendimize vakit ayıramadığımız zamanları göz önünde bulundurarak değerlendirelim.

Bu dönemde bizi rahatlatacak, ilişkilerimize tekrar zaman ayırmamızı sağlayacak birçok öneri ve yöntem sunan uzman görüşleri karşımıza çıkıyor, onlara bakabiliriz. Belki de hep söylediğim o iç sesine kulak verme zamanı artık gelmiştir. Stres mutlaka gevşeme sağlayan bir yöntemle yönetilmeli çünkü stres altında bağışıklık sistemi normal çalışamaz hale geliyor.

5. İlişkiler ve duygularımız

Bize iyi gelmeyen kişilerden, düşüncelerden, enerjimizi çalan her şeyden uzaklaşma zamanı. Bunlara bir sınır koyabiliriz ve kendi sınırlarımızı belirleyebiliriz. Aynı şekilde bu dönemde bize iyi gelen ilişkilerimize daha çok zaman ayırabilir veya sevdiklerimizle daha çok birebir zaman geçirebiliriz.

Çok fazla haber okumamak, günde belli saatlerde 2 defa güncellenmek için bilgi akışı sağlamak gibi kurallar getirilebilir. Uzun süredir yapmak isteyip de yapamadığınız işlerinize odaklanabilirsiniz. Morali yüksek tutacak uğraşlar içinde olmak gibi tercihler, bu süreci daha rahat geçirmenize yardımcı olabilir.