Yeni dünya, yeni düşünce biçimiyle geliyor. Eski kalıpların kırılıp yeni bir dünya görüşünün oluşmaya başladığı bu sürecin kolay geçmesini zaten bekleyemezdik. Biz, çağ değiştiriyoruz. Eski çağın köhne fikirlerini gömüp, yeninin narin kalbine hazırlanıyoruz. Egonun egemenliği yavaş yavaş can verirken, yerini ruhun sonsuzluğuna bırakıyor. Dünya da soluk almaya başlıyor, insan da.

Bu süreç, her ne kadar sistem üzerinde henüz gözle görülür bir değişiklik yaratmadıysa da bireylerden, yani bizden başlayarak yaratmaya başladı.

İlginizi çekebilir: Dört Yüce Hakikat: İnsanlığın Yol Haritası Nedir?

Peki bu çağda bizi ne bekliyor?

Bu çağda bizi bekleyen şey: Gerçekler. Bilinçaltının buğulu kurgu aleminden, bilincin cam gibi hakikatine geçişin de elbette kendi bedelleri var: Yıkım, dönüşüm, yeniden inşa.

1. Yıkım

Pek çoğumuzun ayan beyan deneyimlediği “Yıkım” süreci genellikle belli olaylarla başlıyor. Bu süreç; tüm düşünce kalıplarımızın bir büfenin üzerinden yere düşerek tuzla buz olan kristal bardaklar gibi kırılması. Kendimize ve dünyaya bağıra bağıra söylediğimiz yalanlarla yana yakıla yüzleşmek.

Tüm makyajlı maskelerimizin, etten et koparır gibi sökülüşüyle beraber kalbimizde -maruz kalmaktan zamanla alışılagelen trafik sesi gibi- arka planda süregiden acıyla, çaresizlik, yalnızlık, utanç, korku ve tüm zor duygularla baş başa kalışımız. Yaşamın gerçekleriyle ilgili tüm kalsitleşmiş ve dönüştürülemez görünen fikirlerin değişmesi gibi ağız yakan bir devinim süreci.

Yıkımı deneyimlerken insan en çok ‘Neden ben?’ diye soruyor.

İsyan. Suçlama. Kendine acıma. Suçluluk. Korku. Kontrolsüzlük. Çaresizlik. Hırs. Karanlık. Çıkışı görememe. Debelenme… Yıkımın karanlık perdesi aralanmaya başladığında, eğer hala korkup bir yere kaçmadıysanız, “Neler oluyor?” diye soruyorsunuz. Ve bu soruyla birlikte dönüşüm evresi başlıyor.

2. Dönüşüm

Dönüşüm evresine geçişte, cevaplar iskambil kağıdı gibi önünüzde açılmaya başlıyor. Ve biz izin verirsek bugüne dek bizi kalbimizden, kendimizden uzaklaştırmış olan tüm faktörler, yaklaştıranlarla yer değiştirmeye yüz tutuyor. Buna “temel kazma aşaması” da diyebiliriz.

Hesaplaşma ve yüzleşmelerle, sorgulama ve bedel ödemelerle dolu, en nihayetinde sükunet ve teslimiyete getiren ateş üzerinde yürüdüğümüzü hissettiğimiz süreç. Bu eşiği de atlayınca, tevekkül ve anlayışın gelişmesiyle birlikte kurdelesi kesilen ‘inşaat’ evresi.

İlginizi çekebilir: Korku ve Travmaları Dönüştürmek

3. Yeniden inşa

Eskinin ölümüyle birlikte, gelen yeni verilerle belki de sıfırdan, yepyeni bir gerçeklik yaratmak. Yaşadığımız devirde, evren algısını, kozmolojiyi sil baştan inşa etmek, elbette sancılı ve zorlayıcı olduğu kadar da elzem.

Korkunun sevgiyle, şeytanın ışıkla buluştuğu bir noktadayız. Güç dengeleri her anlamda değişiyor. Bu düşünceye ve titreşime karşı koyan, eskiye tutunmak isteyen ve uyum sağlayamayanlarımız için talihsiz bir döneme giriyoruz. ‘Talihsiz’ kelimesini lütfen yanlış anlamayın. Bu yazıyı okuyorsanız büyük olasılıkla zaten bu konumda değilsiniz. Talihsizlik, hayatın bize defalarca altın tepsilerde sunduğu bir dönüşüm fırsatını tepmekten kaynaklanıyor.

Ancak Mooji’nin dediği gibi, tek bir yaşam var ve o da sonsuz.

Tekamül tamamlanana dek, tekrar tekrar deneyeceğiz. Öğreneceğiz. Hatırlayacağız. Ve en nihayetinde bize verilen söz üzere o güçle, aşkla buluşacağız. Ve bu devrin bizden beklentisi kalbimizin pencerelerini sonuna kadar açıp, hakikati kucaklamamız: Kendi hakikatimizi.

İlginizi çekebilir: Kendimizle Olan Bağı Güçlendirmenin Yolları