Bugün bilgisayar başına oturup maalesef yine ve hala internette “Türkiye’de kadın cinayetleri” başlığını aratıyoruz. Daha acı ne mi var? Aramanın ilk sırasında, bölge bölge Türkiye’deki kadın cinayetlerini raporlayan bir site var. Dahası, sitede 2000’den 2017 yılına ismi ve öldürülme sebebiyle raporlanabilen 1964 kadın var. Diğer kaynaklarda rakamlar 15 bin kadına kadar ulaşıyor.

Fail: Erkek arkadaşı, kocası, babası, bilinmiyor. Cinayet bahanesi: Aldatılma şüphesi, boşanma talebi, reddedilme, kaza iddiası, bilinmiyor. Yaş: 16, 53, 35, 67. Dur durak bilmiyor ve insanın insana kendince ömür biçmesine, gövde gösterilerine, namus cinayetlerine, bir anlık öfkelere ve azmettirme indirimlerine doyum olmuyor.

2019’un ilk yarısında Türkiye’de 214 kadın öldürüldü

Kırıkkale’de dört yıl önce ayrıldığı eşi tarafından, küçük kızının yanında bıçaklanarak öldürülen Emine Bulut bu skalanın neresinde bilemiyoruz. O yöne baksak da bakmasak da ölüm aramızda kol gezmeye devam ediyor. Ayrımcı zihniyeti susturamayıp kişisel edep ve adap kurallarına göre yargı dağıtırken, erkek çocuklarını serbestlikle kız çocuklarını baskıyla yetiştirirken, kadının sosyo ekonomik varlığını kabullenemezken, ilişki yaşamayı tapu sahiplenme olarak algılarken, aslında hayır demek isteyip şimdilik alttan alırken, her defasında ölüm hepimize eşlik ediyor.

Sosyal medya paylaşımlarıyla tepki göstermenin ötesinde, aile ve arkadaş çevresi dahil, her türlü fiziksel ve sözlü tacize, bireyin varoluş haklarını zedeleyecek davranışa, kadın ya da erkek sindirmeye, susturmaya, yok etmeye çalışan her kişi ve kişisel görüşe karşı söylenmesi gerekenler var. Bu, yaşama hakkı kadar gerçek ve her birimizin yarın “ölmek istemiyorum” diyebilecek olma ihtimali kadar ciddi.

Alışma, Susma, Sabretme

Yrd. Doç. Dr Elif Gazioğlu’nun Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi’nde yayımlanan makalesine göre kadın cinayetleri, cinsiyete bağlı nedenlerle öldürülme olgusuna dayanıyor. Kadına yüklenen toplumsal rollerin yeterince yerine getirilmediği fikriyle ortaya çıkan nefret veya şiddet eğilimleri, kadın cinayetlerinin ilk basamağını oluşturuyor. Bu toplumsal roller arasında gece geç saatte sokakta tek başında yürümüyor olmak ve tecavüz, cinayet riskine mahal vermemek gibi beklentiler de var.

Patriarkal sistemde hemen hemen her alanda yer bulan cinsiyet ayrımcılığıyla ilişkilerimizde, sosyal ortamlarımızda, iş camiasında ve bürokratik alanlarda karşı karşıyayız. İş yerinde “öyle demek istememiştir”, otobüste “yanlışlıkla dokunmuştur”, ilişkide “ben de onu çok sinirlendirmiştim, o yüzden öyle yapmıştır” aklamalarını bir kenara bırakmak gerekiyor. İyi niyetin “rızası var” olarak algıladığı bir gerçeklikte, sabretmeye yer yok. Kötü muameleye, küçümsemelere ve baskıya karşı alışma, susma, sabretme.

İlginizi çekebilir: Flört Şiddeti Hakkında Ne Kadar Bilinçliyiz?

Korkma

Gazete Duvar haberine göre; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı kadın sığınma evlerinin kapasitesi 2013’ten bu yana sadece 256 kişilik arttırıldı. Ekonomik durumu yetersiz olan kadınların yanı sıra maddi özgürlüğünü ele alan birçok kadın arasında da mevcut durumunu değiştirmek istememe, çevresi tarafından yargılanmaktan çekinme, ailesini ve çocuklarını üzmekten korkma, yalnız kalmaya cesaret edememe gibi kaygılar mevcut. Korku ve dönemsel geçiştirmeler daha büyük felaketlerin habercisi olabilir. Bu rakamlar gerçek ve öldürülen kadınlar bizden farklı değiller. Kendin için, çocuklarına örnek olmak için, cesaret edemeyen diğer kadınlar için, yaşamak için; korkma ve razı gelme.

2014 yılından beri yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi gereğince, şiddet içeren herhangi bir durumda beyannamede bulunarak sığınak ve geçici koruma talebinde bulunabiliyor, saldırgan kişinin evden uzaklaştırılması gibi yasal haklarımızdan yararlanabiliyoruz. Hak ve taleplere dair gerekli detayları Türk Kadınlar Birliği’nin sitesinde bulabilirsiniz (*).  

İlginizi çekebilir: Handmaid’s Tale: Cinsiyet Ayrımcılığının Korkutucu Senaryosu

Örnek olma

İlgisizlik, sevgisizlik, bastırılmışlık duygularına ve bilinçsizliğe prim vermek farkında olarak ya da olmayarak geleceğin katil zanlılarına ortam hazırlıyor. Çok geç dememek için çocuklara ve ergenlik çağındaki gençlere; bireysel özgürlüğün, hayır cevabının, reddedilme duygusuyla başa çıkabilmenin, kendi kendine ayakta kalabilmenin farkındalığı aşılanmak zorunda.

Eşleri, abileri, babaları kadının toplumsal rolleri hakkında konuşurken değil, aileleri erkek çocuklarına özgürlük kız çocuklarına mahremiyet öğretirken değil, erkek annelerini paşa yetiştirirken değil, şiddete ve baskıya karşı dururken görmek istiyoruz. Yaşama hakkı elinden alınan herkes için yargılama, ayrıştırma, küçümseme, üstünlük kurma ve tüm bunlarla örnek teşkil etme.

(*)www.turkkadinlarbirligi.org/tr/kurumsal/5/%C4%B0stanbul+S%C3%B6zle%C5%9Fmesi

Kaynak: Gazete Duvar, Türk Kadınlar Birliği, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Deutsche Welle, Kadın Cinayetleri Kavramsallaştırma ve Sorunlu Yaklaşımlar; Dr. Elif Gazioğlu (2013)

Yağmur Baki

1994 yılında doğan Yağmur, Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Erasmus kapsamında Barselona Üniversitesi’nde Filoloji dersleri aldı. Mezuniyetinin ardından basılı yayınlarda editör ve içerik yazarı olarak çalıştı. Aynı zamanda yayınevi bünyesinde dünya edebiyatı kapsamındaki edebiyat, felsefe ve tarih kitaplarını yayına hazırladı. Şu anda Live To Bloom’da editör...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP