YAZAN: BURCU ERBAŞ

Yapılan yeni araştırmalar kadınların hem profesyonel hayatta hem de aile yaşantısında erkeklere oranla daha fazla tükenmişlik hissi yaşadığını gösteriyor. Kurumsal hayatta çalışan kadınların %45’i tükenmişlik yaşarken bu oran erkeklerde %35’lerde görülüyor. Yeni anne olan kadınlarınsa yeni babalara oranla tükenmişlik yaşama riskleri %23 oranında artıyor. Kadınların erkeklere oranla tükenmişliğe daha yatkın olmalarının ana temeli ise ataerkil toplum düzeni ve kültürde saklanıyor. Kadınlar iş ortamında erkeklere oranla daha düşük maaşlara çalışıyor, daha zor terfi alıyor, mobbing veya tacize uğruyor, daha sık hayal kırıklığı ve kızgınlık yaşıyor. Aile içerisinde de çocuk ve ev işlerine daha çok zaman harcıyor, tek ebeveyn olmanın yükünü daha çok taşıyor. Bireysel olarak da mükemmel kadın ideası altında çok daha büyük ve derin özgüvensizlikler yaşıyor. Peki kadınlarda tükenmişlik hissi gerçekten kaçınılamaz mı? Burnout: The Secret to Unlocking The Cycle of Stres kitabının yazarlarından, araştırmacı Emily Nagoski, katıldığı The Goop Podcast‘inde tükenmişlik hissinin temellerini tartışıyor ve bilimsel olarak desteklenen baş etme methodlarını paylaşıyor.


Tükenmişlik nedir?

Tükenmişlik kronik ve uzun süreli stres sonucu ortaya çıkan zihinsel, fiziksel ve ruhsal yorgunluk hali olarak tanımlanıyor. Çoğu zaman profesyonel hayat; iş ve eğitim ile ilişkilendirilse de tükenmişlik hayatın her alanında; sosyal ilişkiler, aile, aşkta da ortaya çıkabiliyor.

Stres ve stres faktörleri aynı anlam mı ifade ediyorlar?

Nagoski tükenmişlik hissinden önce stres ve stres faktörleri arasındaki farkın anlaşılması gerektiğini söylüyor. Kadınlar erkeklere oranla daha sık tükenmişlik yaşasa da bilimsel araştırmalar kadınların erkeklere oranla tükenmişlik hissini daha iyi yönetebildiklerini de gösteriyor. Kadınlara özgü bu üst düzey “dayanıklılık” yetisi de aslında stresle iyi başa çıkabilmelerinden değil, stres faktörlerini daha iyi yönetebilmelerinden kaynaklanıyor.

Stres faktörleri dışsal; günlük yaşamın içinde yer alan iş, aile, politika, iklim krizi gibi konular ve içsel; öz eleştiri, beden utandırma, içselleştirilmiş kadın düşmanlığı, travmalar olarak ikiye ayrılıyor. Tüm bu stres faktörlerinin bedende tetiklediği fizyolojik durumsa stres olarak adlandırılıyor. Bedendeki her fizyolojik durum gibi stresin de döngüsel olduğunu söyleyen Nagoski, stres faktörlerinin tetiklediği başlangıcın bir süreci ve bir bitişi olması gerektiğini söylüyor. Eğer bu süreç sonuna kadar tamamlanmazsa da aynı sindirimin tamamlanmadığı zaman yaşanılan rahatsızlık hissi gibi stresin sıkışmaya, tıkanıklığa, giderek birikmeye ve en sonunda tükenmişliğe yol açacağını belirtiyor.


Kadınlara stresi değil stres faktörlerini yönetmesi öğretiliyor.

Emily Nagoski

Stresle başa çıkma denilince de anlaşılan sadece stres faktörlerini ortadan kaldırmak olunca döngünün tetikleyicileri önlenmiş oluyor ama bedene herhangi bir bitiş sağlanamıyor. Örneğin çok uzun süren, kötü bir trafik bir stres faktörü olup arabadan inildiği anda sona ererken tüm bedende uyanmış stres cevabı trafikten çok daha sonralara kadar yaşanmaya, hayatı etkilemeye devam edebiliyor.

Sadece stres faktörlerinin ortaya kaldırılmasını hedefleyen stresle başa çıkma yöntemlerinin yetersizliği de seneler önce başlamış, her gün üzerine bir yenisi eklenmiş ve asla sona erdirilememiş birçok stres döngüsünün devam etmesine, birikmesine ve sonucunda tükenmişlik hissine yol açmasına neden oluyor.

Kadınlarda tükenmişlik hissinin kökenleri

Kadınlardan toplumsal olarak beklenenlerin çokluğu ve her birini “layığıyla” karşılamanın imkansızlığına karşın kültürel olarak erkeklerin yaşadığı yorgunluk toplumdan daha anlayışlı ve şefkatli bir cevap buluyor. Kadın ve erkek yorgunluğun algılanması arasında oluşan bu tezatlık kadınların ekstrem tükenmişlik vakaları yaşamalarına; çeşitli zihinsel ve fiziksel hastalıklar hatta hastaneye yatırılma yaşamalarına neden oluyor. Kültürel dinamiklerin hem bir nedeni hem de bir cevabı olarak da kadınlar kendilerini tükenmişliğe götürecek temellere sıkı sıkıya dayanmaya devam ediyor.

Planlama ve problem çözme tekniği

Problem çözme tekniklerinden bir tanesi olan planlama adı üzerinde stres faktörüne uygun bir plan yaparak cevap vermekten oluşuyor. Daha sık kadınların başvurduğu bu yöntemde amaç stres faktörlerini ön hazırlıklar ile mümkün olduğunca önlemek, hızlıca çözümlemek oluyor. Listeler, hatırlatma notları, yedekler, ekstralar, dolup taşan kocaman çantalar… Stres faktörünün olabildiğince hızlı sona ermesi için yapılan tüm bu hazırlıkların yeterince etkili olmamasının nedeni ise stresin kendisi ile başa çıkmak için planda özel bir yer olmamasından yaşanıyor. Kadınlar herkesin stresini kendi üstlerine alarak azaltırken kendi stresleri ile nasıl başa çıkacaklarına hazırlık yapmıyorlar.

Nagoski’ye göre planlama ve problem çözme tekniği strese karşı oldukça etkili bir strateji olabilirken her plan mutlaka kişinin bedeninde uyanan fizyolojik stres cevabını sona erdirebileceği bir “dinlenme” etabı da içermesi gerekiyor.

Human Giver Syndrome (Verici İnsan Sendromu)

Planlamanın stresle başa çıkma yollarını içermemesinin en büyük sebebi de Nagoski’nin terimi ile toplumsal olarak daha sık kadınlarda rastlanan Human Giver Syndrome yani Verici İnsan Sendromu’ndan kaynaklanıyor. Dinlenmenin hatta uykunun bile önceliklendirilememesinin sebebi kişinin sadece kendine ayırdığı her tür zamanın bencilce görülmesinden kaynaklanıyor. Herkesin ihtiyaçlarına duyarlı, her an yardım etmeye müsait, sevgi dolu kadın rolü tüm stresle başa çıkma yollarının bencilce algılanmasına yol açıyor.


Araştırmalara göre çocukları yaşça büyümüş olan ailelerde bile annelerin çocukları için babalara oranla daha fazla uykularını bölmesi bekleniyor.


Kadınlarda tükenmişlik hissinin önlenmesi ve iyileştirilmesi nasıl mümkün olabilir?

Özellikle kadınlarda tükenmişlik hissinin önlenmesi için hem bireysel hem de toplumsal farkındalık, özveri ve yardımlaşma gerekiyor.

Fiziksel temas

Bireysel boyutta fizyolojik stres döngüsünün sona erebilmesi için beden kendinin güvende olduğunu hissedebilmesi ve buna dair fiziksel bir kanıt görmesi gerekiyor. Başka bir deyişle Nagoski’ye göre olumlamalar; “Rahatlayabilirsin, geçti..” bedenin stresten arınması için yeterli gelmiyor.

Buna karşın fiziksel aktivite yani egzersiz ve nefes teknikleri ile fiziksel temas, Nagoski’ye göre tam olarak 20 saniye süren sarılma ve 6 saniye süren öpüşme ile gösterilen sevgi bedene kendini güvende hissedebileceğini yani stres döngüsünü sona erdirmesi gerektiğini söylemeye yetiyor.

Stresi sona erdirme yöntemlerinin iyi yanı ise bedenin yukarıdaki koşulardan biri karşılanır fakat hala stres faktörü devam eder durumda olsa bile farkı anlayamıyor ve stresi döngüsünü sona erdiriyor olmasında yatıyor. Bir başka deyişle stresli ortam devam ederken bile; örneğin trafik, bu yöntemlerden birinin uygulanması bedende uyanan fizyolojik stres döngüsünü sona erdirebiliyor.

Herkesin verici olması

Sadece kadınların değil, tüm toplumun verici olmayı öğrenerek yetiştirilmesi; herkesin yardım etmek kadar almayı bilmesi, kadınlar başta olmak üzere herkesin tükenmekte olan birini fark etmesine ve o kişinin dinlenmesi için alan tanımasına yardımcı oluyor.

Kimse kendini hak sahibi görmediğinde herkes herkese yardım gösterebiliyor ve karşılığında yardım alabiliyor. Böylelikle kimse fazla vermekten tükenmiyor veya tükenmeye yaklaştığı zaman fark edilerek ihtiyaç duyduğu yardımı ve sosyal desteği alabiliyor.

Böylesi toplumsal bir değişim bir anda olmayacağı için bu etabın günlük yaşama uyarlanmasında Nagoski herkesin verici olduğu kişilerden ne kadar aldığına dikkat göstermesi gerektiğini söylüyor. Yardımın kıymetini bilen kişilerle alma verme dengesi kurulabilirken kendini hak sahibi gören kişilerden uzaklaşılması daha sağlıklı oluyor.

“Deli kadın”a şefkat

Kültürel olarak kadınlardan beklenen ve istenenler ile kadınların gerçek yaşamları arasında kapanması imkansız olan kocaman bir uçurum duruyor. Yine de toplum, kadınların bu uçurumu kapatmasını yani imkansızı başarmasını; kariyer, çocuklar, aşk, sosyal hayat, kişisel bakımı eksiksiz, eforsuz ve “mükemmel” şekilde başarmasını bekliyor. Bu yanılgıyı içselleştirerek büyüyen kadınlar da kendinden bunu başarmasını bekliyor, doğal olarak başaramayınca da çevresine, dünyaya ama en çok kendisine karşı öfke doluyor.

İmkansızı başarması beklenen her kadınının içinde oluşan bu “deli kadın”a yani eleştirel iç sese karşı şefkat ve anlayışla yaklaşılması gerektiğini söyleyen Nagoski, deli kadının ortaya çıktığı her tükenmişlik anında “Hata yapsan da, eksik kalsa da, unutsan da, “mükemmel” olmasan da başarılısın, seviliyorsun, kabul ediliyorsun.” demek gerekiyor.

Bütünsel wellness anlayışı

Bütünsel wellness anlayışı Nagoski’ye göre iyi yaşama erişmeye çalıştığın bağlamı da kapsıyor. Örneğin bir kadının işinde terfi alamayışını kendi “başarısızlığına” bağlaması yerine ofis ortamının kadın düşmanlığı ve eşitsizliği beslediğini fark etmesi, buna göre duygu ve düşüncelerini düzenlemesi bütünsel wellness konseptine giriyor.

Kadınların stresle başa çıkmasında bütünsel wellness anlayışı büyük önem taşıyor. Tüm dünya aksini söylerken; “Bedenin şu şekilde görünmeli, iyi anne/partner/arkadaş böyle olmalı, kadınlar doğaları gereği verici/sevgi dolu/yardım sever olmalı…kadınların kendi iç sesini ve bilgeliğini her daim duyabilmesi gerekiyor. Böylelikle “-malı/-meli” cümlelerinin yol açtığı stres ve tükenmişlik kaynakları yavaş yavaş ekarte edilebiliyor. Stresin ana kaynakları; ataerkil düzen, seksizim, ırkçılık, mobbing her ne ise kendini belli edebiliyor.

Sosyal bağlar

Çoğu zaman tükenmekte olan veya tükenmiş bir kişi, bulunduğu durumun aciliyetini kendi kendine kavrayamıyor. Bu nedenle Nagoski’ye göre en değerli sosyal bağlardan biri kişiye tükenmekte olduğunu söyleyebilecek, bunun farkında olabilecek, güven duyulan bir kişiye sahip olmak oluyor.

Böylesi değerli bir bağın da kendiliğinden gelişmediğini vurgulayan Nagoski herkesin kendi sosyal çemberinde bu yardımlaşma ağını kurması için emek vermesi gerektiğini söylüyor.


İçinizdeki karmaşayı kabul etmeyi öğrenin. Wellness bir ruh hali, bir varış noktası değil, bir eylem halidir. Bedenin; efordan dinlenmeye, stresten rahatlamaya, otonomiden bağlılığa özgürce girip çıkabilme, tüm bu döngüler içerisinde rahatlıkla hareket edebilme yeteneğidir. 

Emily Nagoski



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...



BLOOM SHOP