YAZAN: ALEYNA TEPE İPER

Sıcak yaz günlerinde klima adeta bir kurtarıcı olabiliyor. Bunaltıcı sıcakların etkisini azaltıyor, motivasyonu koruyor, daha iyi uyumayı ve günü geçirmeyi sağlıyor. Günümüzde pek çok evde, ofiste ve araçta klima temel bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Ancak adeta bir yan etki olarak hepimizin dilinde dolaşan bir kavram var: klima çarpması! Ani boyun tutulmaları, baş ağrısı, üşüme hissi, yorgunluk ya da kas spazmları gibi belirtilerle ilişkilendirilen bu kavram hasta gibi hissetmeye sebep olabiliyor. Peki klimanın bu etkileri nasıl çalışıyor? “Klima çarpması” bir mit mi yoksa gerçekten bir sağlık tehdidi mi? Bu sıcak havalarda sağlığımızı korurken klimadan nasıl maksimumda fayda sağlayabiliriz sizin için araştırdık!


“Klima çarpması” nedir ve neden olur?

Her ne kadar “klima çarpması” tıbbi olarak tanımlanmış bir hastalık olmasa da, bu terim doğrudan, uzun süreli ya da ani şekilde klimalarla sağlanmış soğuk havaya maruz kalındığında ortaya çıkan belirtileri tanımlamak için halk arasına yayılmış bir söylemdir. Klima çarpması belirtileri arasında kas sıkışması, boyun ağrısı, ürperme, baş dönmesi, halsizlik ya da grip benzeri şikayetler yer alabilir. Dolayısıyla vücutta herhangi bir enfeksiyon ya da virüs olmasa dahi kendinizi “hasta olacakmış gibi” hissedebilirsiniz.

Vücut, iç ısısını dengede tutmak için sürekli çalışan karmaşık bir sistemdir; ani ısı değişimlerinde adeta bir “termal şok” yaşayarak kaslar, eklemler, kan damarları ve hatta bağışıklık sistemi üzerinde zincirleme tepkilere yol açabilir. Peki bu tepkiler sırasında vücutta neler olur? Neden bazı insanlar klimalı ortamlarda kolayca rahatsızlanırken diğerleri etkilenmez? Klima doğrudan sağlık tehdidi olmasa da dolaylı yoldan bizi hasta edebilir mi? İşte “klima çarpması” ile ilişkilendirilebilecek bazı durumlar ve sebepleri!

Ani sıcaklık değişimleri.

Klima kaynaklı rahatsızlıkların en temel sebeplerinden biri, vücudun ani ve büyük sıcaklık değişimlerine hızlıca uyum sağlayamamasıdır. Sıcak ve nemli bir ortamdan serin, klimalı bir ortama geçtiğinizde, vücudunuz keskin bir ısı farkına maruz kalır. Bu ani değişim, vücudun ısı düzenleme mekanizmasını şaşırtabilir. Özellikle sinir sistemi hassas kişilerde bu durum baş ağrısı, baş dönmesi ya da hafif düzeyde “termal stres” gibi belirtilerle sonuçlanabilir. Özellikle yaşlılar, çocuklar, kalp-damar ya da solunum sistemi hastalıkları olan kişiler bu değişimlere daha zor uyum sağlayabilir.

Uzun süre soğuğa maruz kalma.

Sadece sıcaklık farkı değil, soğuk havaya maruz kalma süresi de klimanın etki seviyesini belirleyen faktörlerdendir. Uzun süre çok soğuk bir ortamda kalmak ya da doğrudan vücuda üfleyen klimayla uyumak, kasların ve eklemlerin bölgesel olarak soğumasına neden olabilir. Bu durum özellikle, masa başında çalışırken klimaya maruz kalmak gibi hareketsiz anlarda daha çok görülebilir. Vücuttaki bu bölgesel soğuma, kaslarda sertlik, kramp, hatta aşırı maruziyette iltihaplanmaya yol açabilir. Yazın sık sık duyduğumuz “Tüm vücudum ağrıyor, sanırım klima çarptı” söylemi tam olarak bu durumun sonucudur.

Kuru hava ve dehidrasyon.

Klimalar havayı sadece soğutmakla kalmaz, aynı zamanda nemini de alır. Bu da iç mekanlarda nem oranının düşmesine sebep olur. Aşırı nem zorlayıcı ve zararlı olsa da belirli bir oranda nem sağlığı tehdit etmez, aksine destekler. Dolayısıyla klima sebebiyle aşırı kuruyan hava cilt, burun kanalları, gözler ve solunum yollarında kurumaya sebep olabilir. Bu durum ise bağışıklık sistemini zayıflatarak solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı artırabilir. Ayrıca, serin ortamların bir diğer yan etkisi susuzluk hissini baskılamalarıdır. Yeterince su içmemek, kuru havanın dehidrasyon etkisiyle birleştiğinde yorgunluk, baş dönmesi veya zihinsel bulanıklık gibi problemlere sebep olabilir.

Bağışıklık sisteminde zayıflama.

Uzun süreli soğuk hava maruziyeti, özellikle stres, yorgunluk ya da uyku düzensizliğiyle birleştiğinde bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Bu doğrudan “klima hasta eder” anlamına gelmez fakat zaten yorgun düşmüş bir bedende virüs ve bakterilerin daha kolay yer edinmesine zemin hazırlar. Vücudunuz hem fiziksel hem de zihinsel olarak baskı altındaysa, yapay soğuk havanın yarattığı ek stres dengeyi bozarak sizi nezle ve sinüzit gibi hastalıklara karşı daha savunmasız bırakabilir. Geleneksel Çin Tıbbı gibi bazı alternatif tıp sistemlerinde bu durum, dışarıdan gelen soğuk havanın, zayıf düşmüş bir bedene nüfuz ederek doğal dengeyi bozması anlamına gelir ve “soğuk istilası” olarak tanımlanır.

Sağlık için doğru klima kullanımı nasıl olmalı?

Özellikle sıcak havalarda ya da nem oranının yüksek olduğu zamanlarda, klima modern yaşamın vazgeçilmez bir konforu haline gelmiş durumda. Fakat tüm bu konforun yanında, klima da yanlış kullanıldığında bazı sağlık riskleri doğurabilir. Bu riskler genellikle soğuk havanın varlığından değil, nasıl kullanıldığından kaynaklanır. Dolayısıyla klimadan vazgeçmek yerine basit ayarlamalar ve bilinçli alışkanlıklar sayesinde sağlığınızı korurken klimadan maksimumda verim alabilirsiniz.

Doğrudan temastan kaçının.

Yapılan en yaygın hatalardan biri; klimanın tam karşısında oturmak, hemen önünde çalışmak ya da uyumaktır. Oysa doğrudan yönlendirilmiş hava akımları, zamanla kaslarda ve sinirlerde sertleşmeye yol açabilir. Soğuk hava, cilt yüzeyini ve altındaki dokuları hızla soğutarak kas kasılmalarını ve bölgesel iltihaplanmayı tetikleyebilir. Bu durumu önlemek için mobilyalarınızın yerini değiştirebilir ya da klimanızın yönünü vücudunuza doğrudan gelmeyecek şekilde ayarlayabilirsiniz. Eğer bu düzenlemeler mümkün değilse bile, ince bir şal ya da örtü ile boyun, sırt ya da omuzlar gibi hassas bölgeleri koruyabilirsiniz.

Sıcaklığı orta seviyede sabit tutun.

Soğuk ortamlar ferahlatıcı gelse de çok düşük sıcaklıklar vücudu gereksiz yere strese sokabilir. Bütünsel sağlık için iç mekan sıcaklığı ideal olarak 20-22°C arasında olmalıdır. Özellikle sıcak havalarda ve yaz aylarında bu seviyenin altında çalışan klimalar, dış ortamla keskin bir fark yaratarak dışarı çıktığınızda dengesizlik yaşamanıza ve vücut sisteminizin zorlanmasına neden olabilir. Sıcaklığın gün içinde sabit tutulması da en az seviyesi kadar önemlidir. Klimayı sık sık açıp kapatmak ya da sıcaklık ayarını sürekli değiştirmek, vücudun içsel dengesini şaşırtabilir. Klimadan en fazla verimi almak için otomatik mod ya da zamanlayıcı kullanarak gün boyunca sabit ve ılık bir ortam sağlamanız önerilir.

Yeteri kadar sıvı tükettiğinizden emin olun.

Klimaların havadaki nemi de azaltması zamanla vücudun susuz kalmasına yol açabilir. Özellikle alerjisi ya da astımı olan kişiler için nem oranındaki bu aşırı düşüş belirgin etkilere sebep olabilir. Dışarıda azalan nemi içerden beslemek için gün boyunca düzenli su içmeye özen göstermek önemlidir. Düzenli su içmek ve klimanın çok uzun çalıştığı ortamlarda nemlendirici cihazlar kullanmak faydalı olabilir. Bulunduğunuz ortamı bitkilerle zenginleştirmek de doğal nem oranını artırmaya yardımcı olabilir.

Klimanın temizliğini ve bakımını ihmal etmeyin.

Klimaları bir sağlık tehdidine dönüştüren bir diğer konu ise temizlikleridir. Filtrelerde ve hava kanallarında zamanla toz, küf ve bakteri birikebilir. Eğer bu zararlı partiküller temizlenmezse, her çalıştırıldığında solunan havaya karışarak alerji, solunum yolu problemleri ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sebeple, filtreleri üreticinin önerdiği sıklıkta temizlemek ya da değiştirmek faydalı olabilir. Herhangi bir zamanda eğer klimadan gelen hava kötü kokuyorsa, bu durum iç parçaların kirli veya küflü olduğunun işareti olabilir.

Bulunduğunuz alanı düzenli olarak havalandırın.

Tüm günü kapalı ve suni olarak soğutulmuş bir ortamda geçirmek, zamanla ortamın hava kalitesini düşürebilir. Taze hava sirkülasyonu olmadığında karbondioksit seviyesi artarak baş ağrısı, yorgunluk ve durağanlık hissine yol açabilir. Bu sebeple, bulunduğunuz ortamı belli aralıklarla havalandırmak faydalı olabilir. Aşırı sıcak ve nemli havayı ortama almak istemezseniz sabah erken saatlerde ya da akşam serinliğinde pencereleri açarak temiz hava girişini sağlayabilirsiniz. Eğer bu mümkün değilse, HEPA filtreli bir hava temizleyici cihaz kullanmak iyi bir alternatif olabilir.

Peki gezegenimizin sağlığı ne olacak?

Klimanın bireysel yaşam konforuna katkısı tartışmasız ancak bu konforun gezegen üzerindeki etkilerinin de farkında olmakta fayda var. Serinlemek için her defasında klimaya yöneldiğimizde, farkında olmadan küresel ısınmayı besleyen bir döngünün parçası oluyoruz. Çünkü klimalar yüksek miktarda elektrik tüketiyor ve bu elektriğin büyük bir kısmı hala fosil yakıtlardan sağlanıyor. Üstelik bazı eski model klimalarda kullanılan soğutucu gazlar atmosferdeki sera etkisini karbondioksitten çok daha fazla artırabiliyor. Yani bireysel konfor adına yaptığımız her tercih, küresel ölçekte iklim krizine katkı sunabiliyor.

Elbette klimadan tamamen vazgeçmek gerçekçi olmayabilir ancak enerji verimliliği yüksek modelleri tercih etmek, cihazları ideal sıcaklıklarda ve sabit modda çalıştırmak, düzenli bakım yapmak ve klima kullanımını bilinçli bir şekilde sınırlamak hem sağlığımızı korumaya hem de doğayla daha sürdürülebilir bir denge kurmaya yardımcı olabilir.



Aleyna Tepe İper

1997 yılında İstanbul’da doğan Aleyna, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, insanı anlama tutkusunu pazarlama, marka yönetimi, yazarlık ve içerik üretimi gibi yaratıcı alanlara taşıdı. Bugün psikoloji bilgisini yaratıcı üretim süreçleriyle harmanlayarak, marka ve içerik yöneticisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda yazıları aracılığıyla ilham vermeye, deneyimlerini paylaşmaya ve keşfetmeye devam...



BLOOM SHOP