Gitgide tüm dünyada panik etkisi yaratan Koronavirüs, son iki hafta içinde keskin bir şekilde arttı. Sürekli olarak bu konuyu gündemimizde tutmak tedbirli olmamız açısından önemli olsa da durumun psikolojik boyutları bizleri önemli ölçüde etkiliyor. Ancak Koronavirüs günleri, daha önce benzeri görülmemiş bir ölçekte meydana gelen bazı olumlu değişiklikleri ve insanlığın salgına karşı verdiği toplu mücadeleyi fark etmemizi de sağlayabilir! İşte zor günlerde bile güzel gelişmelerin yaşanabildiğini kanıtlayan 5 durum.

İlginizi çekebilir: Evde Daha Kaliteli Vakit Geçirmenin 10 Yolu

Neyin önemli olduğunun farkına varıyoruz

Salgın hastalıklar ve doğal felaketler gibi istenmeyen durumlar, üzerimizde beklenmedik bir şekilde olumlu etkiler de yaratabiliyor. Aniden ortaya çıkan “kaybetme ihtimali” sayesinde sahip olduğumuz her şeyin değerini anlamaya, hayatımızdaki varlıklarına şükretmeye ve hatta zaman zaman değerini unuttuğumuz şeyleri yeniden fark etmeye başlıyoruz.

Bu duruma örnek olarak, bir kişinin bacağını kırdıktan sonra kol değneklerine ihtiyaç duymadan yürümenin değerini fark etmesi gösterilebilir. Bacağını kıran kişinin yakınları ona yardım etmek için seferber olurlar ve bu şekilde aralarındaki ilişki bağları güçlenir. Yani aslında istenmeyen durumlar, aileleri bir araya getirmeye ve bireylerin sahip olduklarının farkına varmalarına yardımcı olabilir.

COVID-19 virüsünün geldiği son durum her ne kadar canımızı acıtsa da bize sahip olduklarımız için minnettar olmayı hatırlatmaya devam ediyor ve aslında hayata farkındalıkla bakmamızı destekliyor. Ayrıca bu zorlu süreç, bizim kadar şanslı olmayan toplumları da ne kadar önemsediğimizi ve devlet sınırlarının çok daha ötesinde global bir hayat yaşadığımızı fark etmemize de yardımcı oluyor.

Bambaşka bir dayanışma ortamı kuruluyor

COVID-19 dünya gündemini değiştirmeden önce toplumlar; endişe, yalnızlık, zihin hastalıkları gibi birçok durumla mücadele ediyordu. Politik dengesizlikler, global ısınma, mevsim değişikliği, depresyona bağlı ölümler, işsizlik, sosyal medyanın yıkıcı etkileri ve çağımızın benzer sorunları birçok ülkeden farklı insanların kendilerini yalnız hissetmesine neden oluyordu. Koronavirüs’ün ortaya çıktığı günden beri odağımız, toplum ve beraberlik kavramlarının üzerinde. Ortak bir çabayla herkes dünyanın düzenini iyileştirmeye çalışıyor ve böylece yalnızlaşma hali geri planda bırakılarak konuşulan konular, paylaşılan bilgiler ve odak herkes için aynı noktada buluşuyor.

Bu salgının daha büyük etkilerine bakıldığı zamansa karşımıza birbirine yardım yollayan ve bu virüse karşı seferber olan devletler çıkıyor. Çin’in İtalya’ya sevk ettiği doktorlar, Filistin ve İsrail’in güçlerini birleştirmesi ve ekonomik açıdan devletlerin birbirine verdiği destek dünya çapında oluşan birlik, beraberlik ve dayanışmanın bir kanıtı niteliğinde.

Psikolojik dayanıklılık genişliyor

Doğal felaketlerin birleştirici gücünün aksine salgın hastalıkların tarih boyunca ayrımı, yabancı düşmanlığını ve rekabeti desteklediğini gözlemleyebiliyoruz. Fakat insanlık, tarihten dersini almış ki bugün karşılaştığımız durum böyle değil.

Aslında hastalıkların insanları ayırmasının temelinde, insanlığın evrim süreci yatmakta. Tarih boyunca etkileşim içine giren insan grupları arasında takas, sohbet, ticaret ve farklılıklar ortaya çıkmış. Bunlara ek olarak zaman içinde ırkçılık, kölecilik, soykırım ve benzeri pek çok hastalıklı yaklaşım da meydana gelmiş. Bu hastalıklı yaklaşımların ortak noktası ise bireysel olmanın çok daha ötesinde bir amaca, topluluklara ve gruplara hizmet etmeleri olmuş. Bu yaklaşımların sonucunda oluşan suni sınırlar ve limitler “yabancı” kavramını yaratmış.

İnsan psikolojisini derinden etkileyen bu durum farkında olsak da olmasak da hala etkilerini gösteriyor. Kendimizi ait olduğumuz grupla özdeşleştirerek düşündüğümüz için, onun grubu yerine benim grubum kazansın gibi bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Farkında olmadan gelişen ve zihnimizin arkasında süren bu rekabet, belli durumlarda yok oluyor. Mesela daha büyük bir düşmana karşı birleşmek gibi…

Tüm insanlığı tehdit eden unsurlar, aramızdaki farkları göz ardı ederek birleşmemize ve tek bir grup olarak davranmaya başlamamıza neden oluyor. İlkim değişikliği gibi sonuçları hala soyut algılanan durumların yanında salgınlar, bir bütün olarak topluluk halinde hareket etmemize kaynaklık ediyor. Bağ kurmamıza yardımcı olan bu durumun üzerine beraberlik inşa etmek ve bunu sürdürmekse bize düşüyor.

En sonunda yavaşlıyoruz

Koronavirüs’ün hayatımıza dahil olmasıyla günlük rutinlerimiz birdenbire başka bir boyuta erişti. Artık yoğun ve koşuşturmacalı hayatlarımızda durmayı öğrenerek, tüm sahip olduklarımızı belki de bir süreliğine ayrı bir kenara bırakmamız ve tek bir şeye odaklanmamız gerekiyor: Sağlık! Sürekli ürettiğimiz, tükettiğimiz, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı arka plana attığımız hayat mücadelesinde şimdi inzivaya çekilerek durup dinlenme vakti. Bu süreçte evden çalışma (home office) uygulamasıyla iş yükümlülüklerimiz değişebilir, ailemize ve kendimize daha çok vakit ayırabilir, uzun zamandır ertelediğimiz bazı konulara odaklanmaya başlayabiliriz.

Aldığımız tedbirlerle güncel koşulları bir anksiyete kaynağı olarak algılamak yerine hayatımızdaki stresi nasıl çözüme kavuşturacağımıza odaklanmamız, bu süreci en hasarsız şekilde atlatabilmemiz için çok önemli. Evde geçirdiğimiz vakitlerde bol bol okuyabilir, araştırma yapabilir, sanatla ilgilenebilir, sevdiklerimize zaman ayırabilir, sakinliğin ve dinginliğin tadını çıkarabiliriz. Evrensel olarak tüm insanları aynı koşullar çerçevesinde buluşturan Koronavirüs, hep birlikte daha güçlü olmanın yollarını bize öğretecek bir zaman dilimi olarak karşımızda.

İzolasyonda olsak bile anlamın ve bağ kurmanın peşini bırakmamak gerekiyor

İlk günlerde evde olmak, sosyal yaşamdan soyutlanmak, kendimizle baş başa kalmak bizim için zorlayıcı olabilir. Kendimizi kapana kısılmış ve izole edilmiş hissedebiliriz. Ama unutmayalım, bu konuyu ciddiye alan herkes bizimle aynı durumda. Herkes kişisel ve toplumsal sağlığı riske atmamak için bir süreliğine evlerde izole bir yaşam sürme fikrine alışmaya çalışıyor. Bu süreçte sevginin, birlik ve beraberliğin, insanlığın, ihtiyaç sahiplerine yardım etmenin önemini çok daha derin bir boyutta kavrayabiliriz. Yaşam üzerine düşünürken sahip olduklarımız ve bizim için önemli olan kavramlar hakkında uzun uzun düşünecek vaktimiz var. Bu nedenle ev süreçlerimizi bir hatırlatıcı ve tetikleyici olarak benimseyebilir; anlamın, bağ kurmanın, şefkatin ve sağlığın önemi üzerine algımızı derinleştirebiliriz.

Unutmayalım, tarihte birçok kez olduğu gibi Koronavirüs gündemi de bizi yoğun olarak sarssa bile vakti geldiğinde tüm etkileriyle gelip geçmiş olacak. En önemlisi, bu gerçekle yüzleşirken zihinsel sağlığımızı da korumayı göz ardı etmemek, panik ve olumsuz düşüncelere fırsat tanımamak!

Kaynak: Psychology Today