Biz yaşam deneyimi esnasında, kimliğimizle ilgili ufak bir kafa karışıklığı yaşıyoruz. İnsan sisteminin belli katmanları; beden, duygu-düşünceler, hafıza, zeka ve ego biz doğduktan sonra bir kaos içine giriyor ve sanal bir gerçeklik yaratarak bizi gerçek kimliğimizden, özümüzden ayırıyor. Özden ayrılış, sıkıntı, karmaşa ve ikilik yaratımının başlangıcı. 

Yoga, hayatımızdaki kaosu dindirmek, kendini tanımak ve disipline etmek adına yol gösterici bir bilim.

Sağlık, huzur ve mutluluk dolu bir hayat kurmanın ve hayata dair formüller elde etmenin püf noktalarından biri de yoga. Binlerce yıllık dağınık kadim Yoga bilgisini toparlayıp sistematik bir hale getirerek günümüze kadar ulaşmasını sağlayan bilge kişi Patanjali sayesinde, bugün yogayla kendimizi daha iyi tanıyabiliyoruz.

Konuyu bilimsel bir dille anlatacak olursak, beynin 3 katmanı var; sürüngen beyin, limbik sistem (duygusal beyin) ve prefrontal korteks (düşünen beyin).

  • Sürüngen beyin, stres karşısında kaç-savaş-don sinyallerini gönderiyor.
  • Limbik sistem, bizim duygusal beynimiz. Sürüngen beyin ve limbik sistem, doğuştan bir miktar gelişmiş oluyor.

Oysa bizim dünya görüşümüz ve gerçeklik algımız 7 yaşına kadar oluşmuş oluyor. Bu yüzden çoğumuz limbik sistemin egemenliğinde yaşıyoruz. Yoga dilinde bu aleme “Maya” (ilüzyon) alemi deniyor. Bu ilüzyon, aslında bizim çarpık çıkarımlarımızın alemi.

Çocukluğumuzda düşünen beyin gelişmediği ve duygularımız çok hassas olduğu için gerçekten uzak çıkarımlar yapmamız çok kolay. Örneğin, annemiz bize kendi stresleri yüzünden anlık bağırdığında “Ben sevilmeye değmem” inancı hemen oluşabiliyor. Veya maddi bakımdan zorluklarla dolu bir hayat yaşamışsak “Para bana gelmez”, babamız evi terk etmişse “Erkeklere güvenilmez”…

Algı, deneyim ve çıkarım üzerine ego bir kimliğe bürünüyor ve sanal bir gerçeklik kuruyor. Bunlar gibi hakikatten uzak, toplumun, ailenin, kültürün etkisiyle oluşmuş daha pek çok çıkarım, inanç, duygu ve düşünceler zihnimizi sürekli olarak meşgul ediyor. Bizi anksiyeteden panik atağa, depresyondan uykusuzluğa, binbir çeşit ruh haline sokuyor. 

İlginizi çekebilir: Olumsuz Duygularla Başa Çıkmak

Patanjali, yaşamdaki sıkıntıların sebebinin chitta; yani duygu-düşünceler, hafıza, zeka ve egodaki bu dalgalanmalar olduğunu söylüyor.

Bu dalgalanmalar (vritti) durduğunda ise insan kendi varlığını hatırladığı ve kendine güvenilmez kimlikler takmaktan vazgeçtiği için tüm sistem önce yıkılıyor, sonra huzur buluyor, geçmiş ve gelecek sanrılarından kurtularak yaşadığı ve nefes aldığı ana, “şu an”a dönüyor. 

Yoga uygulamaları sayesinde rafine olan sistem, kaosundan arınarak sağlıklı düşünebilmeye ve sağlıklı kararlar alabilmeye başlıyor. Asana (yoga hareketleri) bu uygulamalardan sadece biri ve bedensel olanı.

Yoganın kalbinde, mayadan (ilüzyondan) bütünsel olarak kurtulmak var. Çeşitli uygulamalar sayesinde insan kendinin farkına vardıkça, sanrılarına da şahit olmaya başlıyor. Zihinsel döngülerini, duygularını, süreçlerde nasıl tepkiler verdiğini, kendini nasıl sabote ettiğini, iç seslerini, alışkanlıklarını, takıntılarını fark ediyor. Kısacası çizik gözlük camlarını temizliyor. Tüm bunları fark edince de dönüşüm kaçınılmaz oluyor. 

İnsan yaşamı, hayvansal (tepkisel) yaşamdan tanrısal (sezgisel ve akılsal) yaşama geçiş süreci. Bizde tahminimizin çok ötesinde bir potansiyel var. Yoga bilimi ise bu potansiyeli ortaya çıkarmak için olan yolun sistematik bir şekilde çizilmiş haritası.