Haziran ayı tüm dünyada gökkuşağı bayraklarının açıldığı, LGBT topluluklarının kendileri olabilme özgürlüklerini kutladığı ve herkesin kimliğiyle gurur duyduğu “Pride Month” yani “Onur Ayı” olarak kabul ediliyor. Bilinen markaların da gökkuşaklı kapsül koleksiyonlarla desteklediği Onur Ayı, dünyada çok büyük bir farkındalık yaratıyor. Bunun yanında pek çok etkinliğin LGBT toplulukları onuruna yapılmaya başlamasıyla da bu topluluklar seslerini sanat yoluyla çıkarmaya ve oluşmuş olan farkındalığı arttırmaya devam ediyor. Bu durumun en etkileyici örneğiyse dünyanın dört bir yanında yapılan LGBT film festivalleri!

İlginizi çekebilir: Onur Haftası (“Pride Month”) İle İlgili Tüm Bilinmesi Gerekenler

Peki Onur Ayı nasıl başladı?

“Onur Ayı” ve LGBT gösterileri aslında kutlama amaçlı olarak değil özellikle Amerika’da ortaya çıkan bir ihtiyaçtan dolayı doğdu.

Var olan anti-gay yasaları ve sosyal normlar LGBT topluluklarını ötekileştirerek “yeraltı topluluğu” olarak anılmalarına neden oldu. Kendilerini sanatla ifade etmeye yönelen gay toplulukların orta yerinde AIDS patlak verince ABD yönetimi insanların çektiği acıyı görmezden geldi.

Aileleri, toplumun büyük bir kısmı ve son olarak da yönetim tarafından terk edilen, görmezden gelinen insanlar, teselliyi ve gücü birbirinde buldular. Kendileri olmaktan ve kimliklerinden onur duymaya başlayan “ötekileştirilmiş insanlar” zaman içinde toplumda görünür bir hal aldı.

Özetle “Onur Ayı”nda LGBT toplulukları mutluluklarını kutlamak için değil, yaşadıkları zorlukları unutmamak ve kendileriyle gurur duymaları gerektiğini hatırlamak için toplanmaya başlamış oldu.

İlginizi çekebilir: Haziran Paleti: LGBT+ Onur Ayı (Pride Month)

Sevgi insan hakkıdır!

İnsanların kendileri için seçtikleri kimliklerinin toplumda kabul görmesi gerekirken hala insanlar cinsel kimlikleri nedeniyle zorluklar yaşıyor. Günümüzde kimliğini kabul eden ve toplumda kendini maskelemeden bir yer edinmeye çalışan bireylerin maruz kaldığı bu nahoş durumların pek çoğu hukuki, dini veya kültürel nedenlere dayandırılarak bu cesur kişilerin hayatlarını tehdit etme boyutuna ulaşıyor.

Her an farkında olmamız gereken ise sevginin herkesin hakkı olduğu gerçeği. Bu kavram belirli kalıplarla şekillendirilemez, sınırlandırılamaz veya yaşatılamaz. Paylaştıkça çoğalan sevgiyi ifade etmenin de yaşamanın da doğru ve tek bir yolu yoktur.

Bir insanı tercihleri, istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yargılayamayacağımızın, onların toplumun bir parçası olduklarının ve ayrıştırılamayacağının bilincinde olan pek çok marka ve etkinlik bünyelerinde gökkuşağına yer veriyor. Destek amaçlı olan bu etkinliklerin en fazla ilgi göreni de LGBT Film Festivalleri. Bu festivallerde, toplumların bazı kesimleri için hala tabu olan bir dünyanın kapıları açılıyor.

İşte bu festivallerde kendini ifade eden sanatçıların eşsiz eserlerinden sizler için seçtiklerimiz!

Portrait of a Lady of Fire (2019)- IMDb 7,9

2019 Cannes Film Festival’inde Queer Palm ve En İyi Senaryo kategorilerinde ödül kazanan Portrait of a Lady of Fire, bir ressamın manastıra terk edilen bir genç kadının portresini yapmakla görevlendirilmesiyle başlıyor. İki kadının arasında gelişen samimiyet ve cazibeyi konu alan film Cannes Festivalinde büyük salonda gösterilmeye de hak kazandı.

And Than We Danced (2019)- IMDb 9,1

Cannes Film Festival’inde Queer Palm kategorisinde yarışan And Then We Danced, Merab ve Irakli’nın arasındaki aşkı anlatıyor. Gürcü danslarının eşliğinde muhafazakâr bir çevrenin ve sosyal tabuların ortaya koyulduğu bu film festivale katıldığı sene en çok ses getiren filmlerden birisi oldu.

The Handmaiden(2016)- IMDb 8,1

Sarah Waters’ın “Fingersmith” adlı kitabından esinlenen The Handmaiden, bir dolandırıcı tarafından işe alınan hizmetçinin hanımefendisine duyduğu aşkı konu alıyor.

Call Me by Your Name(2017)- IMDb 7,9

Sundance Film Festivalinde çok ses getiren Call Me by Your Name, ünlü yönetmen Luca Guadagnino’ya ait. 1983 senedinde Kuzey İtalyanın kırsalında geçen bu film 17 yaşındaki Elio’nun yaz tatilini konu ediyor.





BLOOM SHOP