Mark Twain, “Yaşamım, birçoğu hiç gerçekleşmemiş korkunç talihsizliklerle doluydu.” demiş. Anksiyete, korku, üzüntü, umutsuzluk, içerleme ve daha pek çok tahripkar duygu gün içinde belli aralıklarla bizi ziyaret ediyor. Geçmişte yaşadığımız talihsiz olaylar, kendimizi güvende hissetmediğimiz anlar irili ufaklı travmalara dönüşerek fiziksel olarak bedenimizde kilitleniyor ve olası tehlikelere karşı bizi korumak amacıyla var güçleriyle bağırıyorlar.

Hepimiz geçmiş deneyimlerimizden kurgulanan senaryolar içinde yaşıyoruz

Zihnimizin senaristliğini yaptığı bu senaryoya göre belli şeyleri yapabilir, belli şeyleri yapamayız. Belli yetilere sahibiz, belli yetilere ise sahip olamayız. Belli yerlerden ve kişilerden uzak, belli yer ve kişilere ise yakın durmalıyız. Yaşamda belli bir yere gelebilir, belli yerlere ise gelemeyiz. Kendimiz ve dünya hakkında fikirlerimiz, envai çeşit önyargımız, belli bir hükmümüz var.

İşte, bu geçmiş hasarlarımız, duygu ve düşüncelerimiz, algı ve yargılarımızdan meydana gelen “sahte kimlik” bizim egomuz. Yoga öğretisindeki “maya” yani illüzyon bu hayal alemi. Zihnimizin planladığı ve çelişik, delişik, tutarsız çıkarımlarla dolu, gerçekten uzak, ama tam anlamıyla “gerçek” olarak algıladığımız alem.

“Biz” ise bunun çok daha ötesindeyiz. O ötedekini görebilmemiz için, gözlüğümüzün buğulu camlarını biraz temizlememiz gerekiyor. Bu cam temizleme işlemi, tüm potansiyelimizi bütünüyle (görme, duyma, tat alma, dokunma, hissetme, düşünme, hatırlama, yargılama) açığa çıkarmak, insan kapasitesini bütünüyle kullanabilmemiz için. Kadim öğretilerde bu süreç, çeşitli sağaltım teknikleri ve varlık bilgisi aktarımı ile işliyor.

Korku, yaşam kalitemize etki ediyor

Tara Brach, The Power of Awareness programında korku ile yaşamanın yaşam kalitesini nasıl düşürdüğünü anlatıyor ve ilginç bir deneyden bahsediyor. Bilim insanları, fareleri bir kafese koyuyor (deney için farelerin ya da diğer hayvanların kullanılmasına hiçbir zaman alışamamış olsam da gerçek bu) ve oyun oynamalarını izliyorlar.

Sonra kafese bir kedi tüyü koyuyorlar. Fareler oynamayı bırakıyor, bir daha da hiç eskisi gibi özgür ve oyunbaz olamıyorlar. Tara Brach, korkularımızla yüzleşmediğimiz, bu ham duyguları hazmetmediğimiz, bunun yerine onların etrafından yol yaparak yaşadığımız sürece, korkunun bizi yöneteceğinden ve bu kafesteki fareler gibi yaşamak durumunda kalacağımızdan bahsediyor.

Limit yok!

Korktuğumuz zaman, limbik sistem harekete geçiyor (kaç, don veya savaş) ve frontal korteksin görevi olan mantıklı düşünme ve farkındalık kanallarımız devre dışı kalıyor. Limbik sistem, ilkel ve tepkisel sistem. Frontal korteks devrede ise, farkındalık yüksek oluyor.

Korkacağımız, öfkeleneceğimiz, tepki vereceğimiz durumlarda denge içinde kalabilir ve o anda gereken araçlara, cevaplara daha kolay ulaşabilir hale geliyoruz. Bradley Cooper ve Robert de Niro’nun başrollerini paylaştığı “Limitless” (Limit Yok) adlı filmde filmin başrol karakteri Eddie, beyninin tüm kapasitesini kullanabilmesini sağlayan bir hap alıyor.

Filmin bir sahnesinde, Eddie, hapı aldıktan sonra evine geliyor ve ev sahibinin karısıyla karşılaşıyor. Bir anda ilaç etkisini göstermeye başlıyor ve Eddie her şeyi hissetmeye, detayları görmeye başlıyor. Kadının evlilik yüzüğünü görüyor, çantasındaki kitabı fark ediyor ve ona nesi olduğunu soruyor. Kadın şaşırıyor. Eddie söze devam ediyor, kendisini sevmemekte haklı olduğunu ama ona bağırmasının gerçek sebebinin bu olmadığını ve gerçek sebebi merak ettiğini söylüyor.

Kadın önce “Sana ne” diyor. Eddie, “Hukuk fakültesiyle mi ilgili?” diye soruyor. Sahnenin devamında Eddie, geçmişe dair detayları hatırladığını ve o anda daha önce bilgi sahibi olmadığı pek çok bilgiye erişim sağlayabildiğini fark ediyor. Sonunda kadın yumuşuyor, ikna oluyor ve hem kadının yazması gereken ödevi hazırlıyor hem de birlikte oluyorlar.

Beynimizin bu şekilde, tam kapasite çalışabilmesi için, içeriyi bizi bloke eden tahripkar duygulardan temizlemek, varlığımız hakkında bilgilenmek zorundayız. Aksi halde kafeslerine kedi tüyü konan farelerin yaşadığı duyguyla yaşamımıza devam ediyoruz.

Bu tehditkar duygulardan kaçmaktansa onlarla yüzleşme tekniği olan R.A.I.N. metodu farkındalık öğretilerinde uygulanan sistem.

R.A.I.N. metodu

R.A.I.N. metodu mantığında, olumsuz duygularla karşılaşmadan önce kendinizi güvende hissetmeniz gerekiyor. Derin nefesler alıp vererek, köklenerek, size destek veren ve sevdiğiniz kişileri, size sükunet hissettiren mekanları düşünerek bu alana girebilirsiniz.

R: (Recognize) Olup bitenin farkına varın

İlk etapta, her ne duygu ile boğuşuyorsanız, durup farkına varın. Önyargısız bir şekilde içeriyi gözlemleyin. Duyguya bir isim verin: Kaygılıyım, sinir bastı, korkuyorum, gibi. Bu duyguyu vücudunuzun hangi bölgesinde hissettiğinizin ayırdına varın. Aklınızdan geçen düşüncelerin farkına varın. Bu yöntem, tepkisel beyni devreden çıkarıp, cevap sistemini devreye sokmak üzere evrimleşme süreci. Suçlama, öfkelenme, kaygı, panik gibi duyguları dönüştürerek, hayatın içinde duygu ve düşüncelerin dalgasında boğulmaktansa sörf yapabiliyoruz.

A: (Allow) Olup bitene izin verin

Duygular genellikle olumsuz olduğunda oradan var gücümüzle kaçmak isteriz. Onları inkar eder ya da bastırırız. Bu yüzden de tekrar tekrar dönüp gelirler. Bu sistem ise onlara izin vermekle ilgili. Tahripkar duygularımız agresif çocuklar gibi. Çocuğa yapma etme diyerek onu durduramayız. Cezalandırarak, odaya kapatarak sonuç elde edemeyiz. Ama tatlılıkla yanımıza oturtup, konuşarak ve iletişim kurarak ona yardımcı olabiliriz. Bir gün Kızılderili kökenli arkadaşımız Jeanne, evinde misafir ettiği bir çocuğu bir kelebeğe eziyet ederken görmüş.

İnsanın içinde oluşan ilk tepki çocuğa “ne yapıyorsun sen öyle!” diye bağırmak olacaktır. Oysa Jeanne “Bunu neden yapıyorsun?” diye sormuş çocuğa. Çocuk ilk defa anlayış ve merhametle karşılaşınca ayağını yere vurmuş ve “Çünkü çok öfkeliyim!” diye ağlamaya başlamış. İçinizde her ne oluyorsa bırakın, izin verin, karşı koymayın. Vücudunuzda tahripkar duyguyu nerede hissediyorsanız elinizi o bölgeye koyun. Derin nefesler alıp verin. Duygunun arttığını fark edebilirsiniz. Acı verebilir. Nefes alıp vermeye devam edin. Sonra onunla iletişime geçin. Bir sonraki adım iletişim kurma, duyguyla tanışma, arkadaş olma adımı.

I: (Investigate) İçeride olup biteni analiz edin

R.A.I.N. metodu anlayışının üçüncü etabında, duyguyu yanınıza oturtmalı, onunla gözlem yoluyla samimiyet kurmalısınız. Nasıl bir duygu? Neye ihtiyacı var? Size ne anlatmaya çalışıyor? Bu duygunun ötesinde başka bir şey var mı? Bir dönem İstanbul’da çok yoğun bir temponun içindeydim. Hayallerimdeki hayatı yaşadığımı düşünürken, kendimi çok yorgun ve isteksiz hissetmeye başladım. Seanslarımda danışanlarıma hep sorduğum soruyu kendime hiç sormamış olduğumu fark ettim. “Neye ihtiyacın var?”

N: (Non-identification) Duygu ve düşüncelerinizle kimliklenmeyi bırakın

Duygu ve düşüncelerle kimliklenmeyi bıraktığımız zaman özgürleşiriz. Hafifleriz. Dikkat ederseniz genellikle hissettiğimiz duygularla kendimizi kimliklendiririz: “Ben öfkeli bir adamım” deriz mesela. Ya da “Ben melankolik bir insanım”, “Kaygılı bir kadınım” gibi. Oysa bu duygular bizim deneyimlerimiz. Biz değiliz. R.A.I.N. sisteminin bu adımı, duygu ve düşüncelerle kimliklenmeyi bırakmak ve duygu düşüncelerinizin “siz” olmadığınız, onların çok ötesinde olduğunuz farkındalığına, gözlemci koltuğuna geri dönmek.

Kaynakça: Tara Brach Power of Awareness online programı (Sounds True), Tara Brach – “True Refuge” adlı kitabı